(BİA , F: Elif Akarsu Polat – 14 Ekim 2015)

Bir gün bir yolda Bakuninci bir makasçıyla karşılaşırsanız şaşırmayın, o yoldan Ali Kitapçı geçmiştir. Ve koltuğunun altında Kaos Yayınları’nın Anarko-Sendikalizm kitabıyla bir kondüktör görürseniz bilin ki o kitabı ona Ali hediye etmiştir.

Hepsi dost meclislerinde, meydanlarda, mücadele alanlarında, “Yeryüzü aşkın yüzü oluncaya dek*” şiirini okuyanlardı, hepsi bizdendi, hepsi kardeşimizdi ve hepsinin bir hikâyesi vardı. Her birinin anısını yaşatmak için o hikâyeler anlatılmalı. Anlatılmalı ki, Ali Kitapçı’nın hayat arkadaşı-yoldaşı Emel’in dediği gibi onları bombayla öldürdüğünü sananlar yanıldıklarını anlamalı.

Anarko-sendikalist Ali Kitapçı, Demiryolları’nın “Anaşist Ali”siydi. Her eylemde en ön saflardaydı, elinde BTS pankartı, yüzünde ona çok yakışan gülümsemesiyle…

Hep koştururdu Ali, hep sendikayla ilgili işi olurdu. Hep devrim oluyormuşçasına coşkuyla hareket eder, konuşur, gülerdi.

Kalıbımızı basarız bu toprakların görüp görebileceği en neşeli devrimciydi Ali Kitapçı, devleti gülerek yıkabilecek bir neşesi vardı. Onunla beş dakika konuşup keyfi yerine gelmeyeni ve tabii aklı çelinmeyeni tanımadık.

Astımı vardı, sigaradan nefret eder, “Bok için!” derdi. İçki içmeyi de becerdiği pek söylenemezdi. İşi gücü örgütlemekti, sokakta olmaktı, eylemdi…

Ufku da bu topraklarla sınırlı değildi. Tayvan’da yaşayan bir arkadaşımızla iletişime geçip orada anarko-sendikalist örgütlenme için neler yapılabileceğini tartışmışlığı bile vardır Ali’nin. Farklı coğrafyalardaki anarko-sendikalistlerle ilişkileri çok önemser, taşımacılık sendikaları aracılığıyla onlarla buluşmanın bir yolunu bulurdu hep.

Ali 57 yaşındaydı, hepimizden çocuktu, çocukları çok sevmesi de bundandı belki. Kendisi gibi sendikacı, mücadeleci, anarşist hayat arkadaşı Emel ile oğullarına Siyah adını koyduklarında Ali’ye “Yahu ikinci bir adı olsaydı da çocuk zorlanmasaydı” diye takıldığımızda “Var merak etmeyin, oğlumuzun adı Artun Siyah” demişti. Oğlunun yaptığı resimlerle gurur duyardı. Belki de ressam olacak Artun Siyah günün birinde. Belki mutluluğun, özgürlüğün, anarşizmin resmini yapacak, Alimiz’in anısını yaşatacak.

Demiryollarının kondüktörleri, makasçıları, manevracıları, demiryolu emekçilerinin tekmili anarşizmi Ali Kitapçı’dan öğrendiler.

Gururumuzdu bizim ve hep öyle kalacak. Bir gün bir yolda Bakuninci bir makasçıyla karşılaşırsanız şaşırmayın, o yoldan Ali Kitapçı geçmiştir. Ve koltuğunun altında Kaos Yayınları’nın Anarko-Sendikalizm kitabıyla bir kondüktör görürseniz bilin ki o kitabı ona Ali hediye etmiştir.

Ah yoldaşımız, dostumuz, neşe kaynağımız Ali!.. Zalimlerin hedef seçtiği devrimcilerin mirasına sahip çıkmak da bizim boynumuzun borcu olsun. Seni unutmayacağız, unutturmayacağız!

Bombalı saldırının ardından Ali Kitapçı’yı saatlerce hastane hastane arayan ve sonunda onu Gazi Üniversitesi hastanesinde teşhis eden dostlarının haber salmasıyla Türkiye’nin dört bir yanından Ankara’ya gelen anarşistler, cenaze töreninden bir gün önce, yağmurlu bir Ankara gecesinde Ali’yi andılar ve o geceden kağıda şu satırlar döküldü:

Yağmur yağıyor. Ali’yle tüm anılarımızın üzerine…
Yağmur yağıyor. Oysa dün katiller yerdeki kanları çoktan yıkamışlardı.
Yağmur yağıyor. Beraber içtiğimiz tüm içkiler, gittiğimiz tüm eylemler, attığımız tüm sloganlar, yediğimiz gazlar.
Ali’nin astım krizleri…
Yağmur yağıyor. Devlet saldırıyor.
Felaket yağmur yağıyor.
Tüm yoldaşlar birlikteyiz, 20 yıl önceki gibi.
Birlikteyiz, 1936’daki gibi.
Ali, yaşamını sınıf mücadelesine, sendikal harekete adamıştı.
Anarşist hareketin cılız bir nefesten, canlı bir özgürlük alternatifine dönüşmesine çaba harcayan isimsiz kahramanlardan birisiydi.
Hatırası yoldaşımız olsun…
Unutmayacağız, affetmeyeceğiz!

Anarşist dostların…

* Yeryüzü aşkın yüzü oluncaya dek, 2002 yılında hayatını kaybeden şair Adnan Yücel’in şiiridir.