(KosMedya, 17 Ekim 2015)

Günümüz sermaye-iktidar bloğunun –belki de bir noktadan sonra kaderdaşlığının- hem ekolojik-kentsel mekan üstündeki varlığının, hem de tanımlayıcı niteliğinin vazgeçilmezlerinden biri olan 3. havalimanı projesi, İstanbul’u yıkıma koşmaya devam ediyor.

Geçtiğimiz Ağustos ayında havalimanı projesi yüklenici şirketi İGA, 3. havalimanı projesinin “Çevresel Ve Sosyal Etki Değerlendirilmesi’ (ÇSED) toplantısını organize etmeye kalkıştı. Normalde Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’nın (ÇŞB) internet adresinden mutlaka duyurulması gereken bu tip toplantılar; sadece Durusu, Yeniköy, Akpınar ve Göktürk’teki kahve camlarına ilanları asılarak, yangından mal kaçırırcasına yapılmak istendi. Fakat Kuzey Ormanları köylerindeki yaşam savunucularıyla olan ilişkilerimiz, bu gizli girişimi ülke gündemi haline getirdi. Göktürk’teki ilk toplantıyı bölge halkının ve yaşam savunucularının doğrudan müdahalesi durdurdu. Toplantı başlamadan bitti. Durusu’daki ikinci toplantıyı ise yine yaşam savunucularının bu sefer kitlesel varlık koyduğu eylem sebebiyle İGA iptal etti. Bu sefer maça da çıkmamışlardı.

500-343

Projenin temeli atılalı bir yılı aşmışken ve çok büyük bir talan halihazırda gerçekleşmişken bu vakti çoktan geçmiş toplantıların amacı neydi? Yaptırılmayan ilk günkü toplantıda, İGA’nın “Çevre ve Sürdürülebilirlik Direktörü” Ülkü Ozeren, bu soruya,toplantının ulusal ÇED süreci için olmadığını, uluslararası kredi süreçleriyle ilgili yapılması gerekli bir halk toplantısı olduğunu söyleyerek itiraf niteliğinde bir cevap vermişti. Bu cevaptan yola çıkarak yaptığımız ek araştırmalar şirketin, proje için uluslararası kredi bulma sürecinde tıkandığını göstermekte. Yine araştırmamızda gördük ki bu tıkanıklığın sebebi Ekvator Prensipleri dahilinde yapılması zorunlu olan ÇSED sürecinin olumsuz sonuçlanması ve bu ÇSED’le uluslararası finans kuruluşlarından yeterli krediye ulaşamamaları. 

Yaptırılmayan toplantıyı takip eden günlerde, üzerine İGA Konsorsiyumu’nun beş ortağından biri olan Limak Holding Yönetim Kurulu Başkanı Nihat Özdemir’in son açıklaması geldi ve Özdemir, 19 Ekim’de imzalanacağı söylenen kredinin 70%’inin kamu bankalarından karşılanacağınıbelirtti. Bu da, İGA’nın uluslararası kredide duvara tosladığının doğrudan kanıtı oldu. Diğer bir deyişle, uluslararası bankaların olumsuz sosyal ve ekolojik etkisinden ötürü kredi vermediği bir projenin mali yükünü, seçim öncesi mega projeler reklamı yapmak isteyen sarayın baskısı sayesinde kamunun sırtına yüklemeyi hedefliyor İGA. İşte biz imzalanması sürekli geciktirilen kredi anlaşmasının ve Kuzey Ormanları köylülerine apar topar yutturulmaya çalışılan ÇSED toplantıların arka planındaki sürece bu yazımızda ışık tutmak istiyoruz.

Yılan Hikayesine Dönen Kredi Süreci ve Kamunun Zarara Uğratılması

Öncelikle 3. havalimanı projesi kredi sürecine İGA’nın basına servis ettiği haberler aracılığıyla kısaca değinelim. Haziran 2015’te basına servis edilen haberlerde, proje için 4.5 milyar Euro’luk bir kredi anlaşması yapılacağını ve özel sektör oranının %40 olacağını öğrenmiştik. 2015 Eylül’ünde yapılan açıklamada kredi miktarı 7.5 milyar Euro’ya çıkmış, özel sektörün oranı %15’e düşmüştü. Ekim’de yeni bir açıklama geldi ve kredi miktarı 4.5 milyar Euro’ya düşerken, özel sektör payı da %30’a yükseldi. Birkaç köşe yazarının da işaret ettiği üzere, belli ki özel sektörden kredi bulmakta zorlanıyorlar. Dolayısıyla, hükümet ile Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın, halkın gözünün içine baka baka devletin kasasından kuruş çıkmadan yapılacağını duyurduğu 3. havalimanı projesi için hemen hemen tüm yük kamu bankalarının sırtına bindiriliyor.Maddi boyutuyla beraberyarattığı yıkım devasa olan bu projeyi, hem de özellikle inşaat sektöründe ekonomik krizin öngörüldüğü bir dönemde neden kamuya; yani halka ait bankaların üzerine yıkmaya çalışıyorlar? Hali hazırda projenin devlet tarafı olan (ve sermayesinin tamamı devlete ait bir KİT olan) DHMİ, 2009-2013 arası dönemde toplam 1 milyar 328.7 milyon Lira zarara uğramışken ve bu zarar da yine kamu kaynakları tarafından karşılanmışken, neden şimdi bir de projenin finansmanı için, hem de açıkça bir suç olarak tanımlanmış olan “kamuyu zarara uğratma” pahasına kamu bankaları ciddi bir yük altında bırakılıyor? Biz bu soruların cevabının, havalimanı kredi sürecinde öne çıkan uluslararası finans kuruluşlarının imzaladığı Ekvator Prensipleri’nde olduğunu düşünüyoruz. Nedir bu Ekvator Prensipleri? Ve yaşam savunucularının mücadelesiyle beraber bu prensiplerin süreçte ne tip bir işlevi olmuş olabilir?

caps-15

Ekvator Prensipleri

Uluslararası finans kapitalin 81 önemli temsilcisi, 2010’da Ekvator Prensipleri adında bir anlaşmaya imza atıyor. Bu prensipleri kabul eden finans kuruluşları çevresel ve sosyal etkisi yıkıcı olan ve hiçbir mega projeye kredi sağlamayacaklarını taahhüt etmiş oluyorlar. Buna göre prensiplerin altına imza atan bir banka, kendisinden 10 milyon dolar ve üstünde bir büyüklükte kredi isteyen bir şirketin sunduğu projeyi öncelikli olarak ekolojik ve sosyal etkilerinin derecesine göre kategorilere ayırıyor.  Bu kategori sistemine göre yıkıcı etkisi yüksek olan projeler için bankalar, kredi başvurusu yapan şirketten ÇSED raporu talep ediyor ve bu raporun sonucu da kredi onay sürecinde belirleyici bir rol oynuyor.İşte bu Ekvator Prensipleri İGA’nın projeyi devam ettirebilmesi için muhtaç olduğu krediye ulaşmasının önünde büyük bir engel teşkil ediyor. Zira 3. havalimanı projesi muazzam bir ekolojik ve sosyal yıkım öngörüyor, ve yükleniciler ne yaparsa yapsın, kredi için yurt dışına çıktıklarında bu prensipleri imzalamış bankalara çarpıyorlar. Bu engelin aşılmasının önemli bir ayağıve bölge halkıyla gerçekleştirilmesi şart olan “ÇSED halkın bilgilendirilmesi toplantıları” da bölge halkı ve #İstanbulaNefesOl’an eylemciler tarafından durdurulduğu için, süreç ciddi şekilde sekteye uğratılmış durumda. Kısacası İGA ellerindeki olumsuz ÇSED raporuyla ekvator prensiplerini imzalamış bankalardan finans sağlayamıyor.

Limak Holding, 2014’te daha kredi dedikoduları başlamadan Ekvator Prensipleri’ne uygun bir ÇED raporu hazırladıklarını duyurmuştu. Tam da Nihat Özdemir’in beklediği gibi 2015 ocak ayında yapılacağı duyurulan anlaşmaya göre projenin 4.5 milyar dolarlık kredisinin %40’ını üstleneceği söylenen üç özel bankadan ikisi Ekvator Prensipleri ağı içerisindeki finans kuruluşları çıktı: Yapı Kredi ve Garanti. Yapı Kredi’nin Koç Holding’le beraber ortaklarından UniCredit ve Garanti’nin %90’ına sahip olan Banco Bilboa, Ekvator Prensipleri’ni imzalamış finans kuruluşları. Nihat Özdemir 2015 Ekim ayı başında verdiği bir röportajda, yeni düşündükleri kredi anlaşmasında Yapı Kredi yerine Finansbank’ın geleceğini söyledi. Nihat Özdemir’in bir söylediği bir söylediğini tutmuyor, anlaşılan ne yaparsa yapsın kreditörleri ikna edemiyor ve plan değişikliğine gidiyor. Zira bu son açıklamasında bahsettiği Finansbank’ın sahibi olan National Bank Of Greece, Ekvator Prensipleri’ne imza atmamış bir kuruluş ama Garanti’nin büyük ortağı İspanyol Banco Bilboa hala kredi sürecinin içinde. Kısaca Ekvator Prensipleri’nden kaçmaya çalışıyorlar ama nafile, başaramıyorlar.

3havalimanınadiren

Köylerde ve İstanbul’da büyüyen toplumsal muhalefet

İGA’nın ÇSED sürecinin gerektirdiği halk toplantılarını yapamadığı gibi yine ÇSED için gerekli olan ekolojik geçer notu Türkiye’de ofisi bulunan WWF, Greenpeace gibi uluslararası çevre örgütlerinden alması da mümkün değil.  Hal böyleyken özel sektörün payının git gide azaltılması, hatta olabildiğince Ekvator bankalarından kaçışa yönelinmesi ve büyük yükün kamuya yani vatandaşın sırtına atılması da tek çözüm olarak görülmekte İGA için. Haftadan haftaya değişen kredi içeriğine bakılırsa da bunu bile yapabilecekleri meçhul görünüyor. İGA uluslararası finans kuruluşlarını böylesine büyük talan projesine ikna etmekte güçlük çekiyor ama bir taraftan da havalimanı yapmak için ağaç kesmeye, gölleri yok etmeye, köylülerin tarım arazilerini de katletmeye devam ediyor.

Bu katliam  Türkiye’de yaşayan tüm insanlara ödetiliyor. En üst mercilerden dile getirilen, “devletin kasasından kuruş çıkmayacağı” taahhüdünün de yalan olduğu da böylece ortaya çıkıyor. Biz de uyarıyoruz; baştan aşağı yalan, ekolojik ve toplumsal yıkım ve hukuksuzluk ile sürdürülen bu proje, şimdi de ekonomide büyük krizlere yol açabilecek şekilde kamuyu ciddi zararlara sürüklemek üzere.

Kamunun zarara uğratılmasının bir yargılanma gerekçesi olduğunu da hatırlatıyor ve yeniden uyarıyoruz: Kuzey Ormanları’ndan çekilin! Vahşetinizi, talanınızı, karanlığınızı alıp gidin ve suçlarınıza her geçen gün daha da büyüyen suçlarınıza yenilerini eklemeyin. Yaşam savunucuları ensenizde, vicdan, adalet, mücadele ve inanç bizlerde.

Yaşam kazanacak, biz kazanacağız.

gorsel1(1)