(*Bülent Şık / BİA – 24 Ekim 2015)

Glifosat kullanımı yasaklanmalı. Ancak meselenin kansere neden olan bir toksik kimyasal maddenin yasaklanmasını sağlamaya çalışmakla sınırlı kalmadığını anlamak önemli.

Glifosat tarımda çok yaygın olarak kullanılan bir pestisit; zehirli bir kimyasal madde yani.

Birçok pestisit gibi glifosat da toprağı, yeraltı sularını kirletme ve gıda maddelerinde kalıntı bırakma potansiyeline sahip. Bu kalıntıların vücuda alınması ise sağlığı bozuyor.

Çeşitli ticari formülasyonlar halinde piyasaya sunulan glifosat, hormonal sistem üzerinde bozucu etki gösteren ve pek çok sağlık sorununa yol açan bir kimyasal olarak niteleniyor. Bebek ve çocuklar zararlı etkilere karşı daha hassas ve anne karnında bu kimyasala maruz kalmak zararı artırıyor.

Muhtemel kanserojen

“Uluslararası Kanser Araştırmaları Kurumu” geçtiğimiz aylarda bir açıklama yaparak glifosatı kanserojen bir kimyasal madde olarak tanımladı.

Bu açıklamanın çeşitli medya organlarında haber ve yorumlara konu olması üzerine Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı da bir açıklama yayınlayarak kamuoyunun eksik ve yanlış bilgilendirildiğini, glifosatın  uygulandıktan sonraki 10-15 gün içinde toprakta zararsız bir forma dönüştüğünü belirterek endişe edecek bir durum olmadığını açıklamıştı.

Bu açıklama ile gerçek durum hakkında bilgi vermeyen, standart bakanlık açıklamalarına biri daha eklenmiş oldu.

Glifosat yalnız değil

Daha geriye gitmek de mümkün ama en azından son yirmi yıldır glifosatın yol açtığı sakıncalara değinen pek çok çalışma bulunabilir.

Glifosat konusu zehirli kimyasalların insan ve çevre üzerindeki olumsuz etkilerini değerlendirme çalışmalarının ne kadar yalapşap olduğuna ve bu tip kimyasalların hayata ne kadar kolay dâhil edilebildiklerine iyi bir örnek oluşturuyor. Ulusal ve uluslararası kurumların ne kadar işlevsiz olduklarına, piyasa söz konusu olduğunda halk ve çevre sağlığını korumaya yönelik bir bakış açısından ne kadar yoksun olabildiklerine de.

Meseleyi bu kadar geniş bir çerçevede ele almak olanaklı olmadığı için bu kısa yazıda önemli gördüğüm bazı noktalara değinmeye çalışacağım.

Pestisitler çeşitli kimyasallardan oluşur

Ticari bir ürün olarak satışa sunulan pestisitler tek bir molekülden oluşmuyor.

Bir pestisit molekülü laboratuvar testleri ile geliştirildikten sonra ticari bir ürün olarak piyasaya sürülecekse, bünyesine çeşitli kimyasal maddeler de katıldıktan sonra satışa çıkarılıyor.

Ana pestisit molekülünün dışında kalan ve ‘yardımcı maddeler’ olarak adlandırılan bu kimyasallar ürünün taşınmasını,  depolanmasını, uygulanmasını vs. kolaylaştırıcı işlev görüyor.

Ancak pestisitler kullanıldığında bu yardımcı kimyasal maddeler de doğaya saçılmış oluyor.

Geliştirilen pestisitin insanlara, diğer canlılara veya çevreye olumsuz bir etkisinin olup olmadığını belirlemeye yönelik testlerde sadece ana pestisit molekülü değerlendiriliyor. Bu testlerin hâlihazırda uygulandığı şekliyle bile yeterliliği tartışma konusu ama bunu göz ardı ederek dile getirilmeyen başka bir meseleye odaklanalım.

Kimyasal karışımı gıdalarla bünyemize alırız

Uygulama esnasında sadece laboratuvarda geliştirilen ana molekül değil, içine katılan yardımcı maddelerle birlikte bir kimyasal karışımı gıda ürünlerine bulaştırıyoruz. Bu kimyasalların gıdalarda bıraktığı kalıntıları da yeme-içme yoluyla bünyemize alıyoruz. Ancak hem bu kimyasalların ve hem de aynı anda birden fazla zehirli kimyasal maddeye maruz kalmanın ne gibi sağlık sorunlarına yol açtığı güvenlik testlerinde dikkate alınmıyor.

Dolayısıyla zaten yetersiz olan güvenlik testlerinin çok daha esaslı bir belirsizlik içerdiği aşikârdır.

Bu konudaki soruna dikkat çeken çalışmaların sayısı hızla artıyor.

Karışım halinde zararlı etki artıyor

Son yıllarda yapılan çalışmalarda güvenilir olarak nitelenen pek çok pestisitin gerçekte hiç de öyle olmadığı, tek bir kimyasal molekül üzerinden değil de karışımı oluşturan yardımcı maddeleri de dikkate alarak bir değerlendirme yapıldığında ciddi sağlık riskleri ile karşı karşıya olduğumuz anlaşılmıştır.

Örneğin glifosat ve onunla bir arada bulunan yardımcı kimyasallardan oluşan karışımın genlerimiz üzerindeki bozucu, hasar verici etkilerinin araştırıldığı bir çalışmada, tek başına glifosatın değerlendirildiği durumlara kıyasla toksik etkinin 1000 kat daha fazla olduğu belirtilmiştir.

Türkiye’deki çalışmalar

Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı verilerine göre 2001 yılında 305 ton olan Glifosat kullanımı 2013 yılı itibariyle 15 kat artarak 4500 ton civarına çıkmış. Kullanım miktarı arttıkça gıdalara ve su kaynaklarına glifosat bulaşma riski de artacaktır.

Glifosat Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı tarafından yapılan açıklamanın aksine toprakta 6 ay, su kaynaklarına bulaştığında ise 3-4 ay boyunca zehirli etkisini koruyabiliyor. Ancak, gıdalarda, toprak ve suda bırakmış olduğu kalıntılara dair ülkemizde kamu kurumları eliyle yürütülen herhangi bir çalışma yok.

Analiz çalışmaları

Rutin olarak yürütülen pestisit analiz çalışmalarında glifosat kalıntısına bakılmıyor. Bakılmıyor; çünkü gıda maddelerinde veya suda glifosatın kalıntısını belirlemeye yönelik analiz yöntemi normalde yapılan pestisit analizlerinden farklı.

Bir gıda ürününde glifosat kalıntısını belirlemek için rutin olarak yapılan çoklu pestisit kalıntısı belirleme analizi yöntemlerinden farklı bir analiz yöntemi kullanmak gerekir. İlave bir iş yüküdür yani.

Bütün dünyada şu sıralar en çok inceleme konusu olan bu kanserojen kimyasal hakkında ülkemizdeki durumun ne olduğunu ortaya koyan doğru düzgün bir veri ne yazık ki yok.

Kimyasallar değil sistem kanser yapar

Glifosat kullanımı yasaklanmalı. Ancak meselenin kansere neden olan bir toksik kimyasal maddenin yasaklanmasını sağlamaya çalışmakla sınırlı kalmadığını anlamak önemli.

Konunun odak noktasına zararlı kimyasalı koyarak tartışma yaptığımızda er veya geç ulusal-uluslararası sistem ilgili kimyasalı piyasadan çekerek yerine zararsız olduğunu iddia ettiği bir başka kimyasalı koyuyor.

Bu duruma binlerce örnek verilebilir.

Dolayısıyla sağlığımızı bozan, doğal hayata kasteden kimyasalları değil de nasıl bir hayatın içinde yaşadığımızı, halk ve çevre sağlığını koruma, güvenlik sağlama iddiasında olan ulusal ve uluslararası kurumları, bu kurumların çalışma disiplinlerinin neden çok gevşek veya yetersiz olduğunu mesele yapmalıyız daha çok.

Aksi durumda hiçbir şey değişmeyecek; on yıllardır olduğu gibi.

  • Yard. Doç. Dr. Bülent Şık, Akdeniz Üniversitesi Gıda Güvenliği ve Tarımsal Araştırmalar Merkezi Teknik Müd. Yrd.