(Mehveş Evin / Diken – 25 Ekim 2015)

Gezi eylemlerinde onlarca insanın öldürülmesi, binlerce insanın yaralanması, kör edilmesi, sakatlanması yetmedi. AKP, siyasette tahminlerin ötesinde ve derinlikte etki bırakan Gezi’den intikam almak adına ne yapacağını şaşırdı.

Kabataş yalanının bir traji-komediye dönüştü. ‘Darbeye teşebbüs’le suçlanan Çarşı davası sanıkları hakkında yeterli kanıt bulunmadı, beraatleri isteniyor.

Can havliyle biber gazından kaçan, tıbbi müdahaleye ihtiyacı olan insanlar için ‘camiye ayakkabıyla girdiler, içki içip çiş yaptılar’iddiaları da havada kaldı.

Ama olmaz!

İster adı Halifelik olsun, ister diktatörlük

Akit yazarı, büyük AKP düşünürü Abdurrahman Dilipak’ın ‘halife’lik ilanına hazırlandığını açıkça söylediği ‘Reis’, kendini maskara edenlerin daha fazla bedel ödemesini istiyor.

Öfkesi hiç bitmeyen, dalga dalga büyüyen cinsten. Mümkünse kendisine‘katil, hırsız’ diyen, hatta hafif burun kıvıran herkes bu ülkeden gitse, hiç oy kullanmasa, hatta ölse! Ancak o zaman rahat edecek Kasımpaşa halifeliği…

Ah, ah… Bugünkü aklı ve kudreti olsa Gezi’yi başka yönetmlerle haşat etmişti zar!

Dünya alem, Bezm-i Alem’i görsün!

Birkaç gün önce ‘en büyük Gezi davası’ sonuçlandı ve 244 kişiye ceza verildi.

İkisi doktor, dört kişinin ‘ibadethaneyi kirletmek’ suçlamasıyla 10 ay hapis cezasına çarptırılabildiği tek ülke, herhalde Türkiye.
AKP’lilerin işi zor hakikaten. Gazeteciden, işçiden, öğrenciden, doktordan, bilim insanından, sanatçıdan, kısacası ‘kendi memurunun’ dışında kalan herkesten ölesiye nefret ederek varolabiliyorlar.

Ancak unuttukları, görmezden geldikleri kritik bir nokta var: Polisi, yargıyı, medyayı, satın alabilirsiniz. Tayinler, yönetmelikler ve türlü hilelerle bürokrasiyi sindirip sadece kendi amacınıza hizmet eden köleler haline getirebilirsiniz.

Ama ister adı Halifelik olsun, ister diktatörlük…

Doktoru, işçiyi, öğrenciyi, beyaz yakalıyı, sanatçıyı, akademiyi yok sayıp dışlayarak, düşmanlaştırarak yeni bir ülke var edemezsiniz.
Sistemin değiştiğini kendi kendinize ilan etseniz de başaramazsınız.

Gönüllü doktorların engellenmesi hainlik

İstanbul Tabip Odası, Gezi davasında iki doktorun hapis cezası alması üzerine yaptığı açıklamada “Gerekirse kutsal kabul edilen yerlerde bile yaralılar neredeyse orada olmaya, gönüllü sağlık hizmeti sunmaya devam edeceğiz” dedi.

Bu sözler, Türkiye’de yaşayan her vatandaş için bir güvencedir. Bilin ki nerede, ne olursa olsun, başınıza bir şey geldiğinde tıbbi yardıma ihtiyacınız olursa doktorlar koşacak.

Öte yandan canlı bombaların cirit attığı, bomba ihbarlarıyla yaşamaya alıştırılan, orantısız şiddetin sıradanlaştığı bu ülkede, gönüllü doktorların itibarsızlaştırılması ve engellenmesi, düpedüz hainlik.

Sağlık çalışanlarının çalışma koşullarını düzeltmeye çalışacağına doktoru, yaralıyı tedavi ettiği için cezalandırıyorsun!

Söyleyin, bu ortamda hangi tıp öğrencisi, hipokrat yeminine bağlı kalmayı, insanların sağlığı için koşulsuz, ayrımsız hizmet vermeyi ister?

Doktorlar işten soğudu, acilde sorun büyük

AKP iktidarında sağlık sektöründe pek çok düzenleme yapıldı. Ancak değişikliklerin büyük kısmı, ciddi sorunlar doğurdu.
Ambulans sayısı 2003-2013 arasında altı katına çıkarıldı, modernleştirildi.

Salt maddi yatırımla, hizmeti ucuzlaştırarak sağlık hizmetlerinde iyileşme mümkün olabilir mi? Tabii ki hayır.

Akdeniz Üniversitesi’nden Doç. Dr. Cem Oktay, ‘mevzuat ve fiziki alanların düzenlenmesi değerli katkılar sağlasa da’ sağlık hizmetlerinde büyük sorunların yaşandığını belirtiyor: Mesela, ambulanslar acil durumlar dışında çok sayıda hastanın keyfi başvurusuna veya nedeni halen sorgulanmayan hastaneler arası sevklere hizmet ediyor.

Mesela, performans sistemi ile çalışanları özveriden uzaklaştırmak ve işinden soğutmak, tam gün uygulamasını bir kaosa döndürmek, acil servisler ve çalışanlar hakkında karalayıcı haberler yapmak gibi pek çok uygulama sonucu, acil servisler artık hekim ve sağlık personelinin çalışmak istemediği alanlar…
(Yazının tamamı: http://www.medimagazin.com.tr/authors/cem-oktay/tr-acil-saglik-hizmetlerinin-feryadi-72-50-3474.html)

Sağlıkta kutuplaştırmakla eline ne geçecek?

AKP, medyadan bürokrasiye, eğitimden belediye hizmetlerine, sağlıktan hukuka, emniyetten orduya, her kurumu ‘AKP’lileştirerek’ başarılı olabileceğini, oy artırabileceğini sanrısını yaşıyor.

Çünkü her yeri ele geçirmek, parayla satın almak, biat ettirmekten başka bir yöntem bilmiyorlar.

Yolsuzluk, hukuksuzluk ve kutuplaştırıcı söylemle gelinen noktada artık geri adım da atamıyorlar.

Cumhuriyet elitinden intikam almaya doyamadılar. Şimdiki düşmanları,‘Gezici, paralelci, solcu, Kürt, Alevi’ kesimler. Sorgulayan, eleştiren hiçbir sese dayanamıyorlar çünkü gerçeklerle yüzleşmek, sonları demek.

Emin olun, kutuplaştırmayı tıbba, gönüllü hizmet veren doktorlara bile bulaştıran bu zihniyetin cezasını sadece hedef gösterilen kesimler değil, herkes çekecek.