(Esra Sert / İleri – 4 Kasım 2015)

Seçim sonuçları ile ilgili pek çok şey söylemek mümkün fakat bugün medyada emekçilerin, işçi sınıfının, kadınların, gençlerin ve okumuş insanların her anlamda nefes almasını zorlaştırmak için yıllardır ellerinden geleni ardına koymayan AKP hükümetinin askıda bekletilen, karar aşamasında olan mega ve katil projelerinin hız kesmeden devam edeceği ilk iş olarak duyuruldu. Yani, dev cüsseli katil projeler, rant ve yağma planları, gericiliği kentler üzerinden dönüşüm hamlesiyle gündelik yaşamın normu haline getirme planı 1 Kasım 2015 seçim sonuçları ile bir süre daha yol almak üzere rahatladı.

Başka ne mi oldu, yüreği ağzında aylardır seçim sonuçlarını bekleyen müteahhitler, ağa oğulları, taşeron beyleri, başta inşaat, enerji ve savunma sanayisi patronları olmak üzere derin bir “oh” çektiler. “Bu biraz daha böyle gider, biz de işimize bakarız” dediler. Sonra bizler şantiyelerde ve madenlerde iş cinayetlerine kurban gideriz, fazla mesailerde ömrümüzü çürütür, işimizden başka bir şey düşünemez hale gelen beyaz yakalı olmaya devam ederiz, gericilikle uyutulmuşlar sel, deprem gibi felaketleri fıtrata- kadere bağlar geçerler, insan bu ölür, bir mahalleden en uzak ötekine sürülür, kamusal alanlar- doğa yağmalanır, üç katlı tünel yollar yapılır, patronların cebi dolar dolar…

Bu devran da böyle gider… Öyle mi?

Burada duralım, bir nefes alalım, bakalım.

En başarılı olduğumuz, AKP’nin canını en fazla acıttığımız yerlerden başlayalım. Kent ve çevre mücadelesi olarak kodlanan alandan gidelim. Aciliyetinden, görünürlüğünden, naif bulunuşundan ve keyfinden midir soruları üzerine yapılan sosyolojik analizleri bir kenara bırakarak devam ediyorum, sonuca bakıyorum: Biz bu işleri ciddiye aldık ve önemli kazanımlar yarattık.  Ve AKP’nin temsil ettiği düzenin canını belki de en çok burada yaktık. Kentlerimizi, müştereklerimizi ve yaşam alanlarımızı savunmak konusunda ne kadar “ciddi” olduğumuzun en çok da onlar farkında. Çünkü kentlerimiz ve doğal alanlarımız dönüşürken bizim de dönüştüğümüzü doğal olan ile toplumsal olanı birbirinden ayıramadığımız gibi; ekolojik problemlerle toplumsal problemlerin birbirinden ayrılamayacağının altını çiziyoruz. AKP tarafından bu coğrafyada gerçekleştirilmek istenen toplumsal dönüşüm, ekolojik dönüşümü de içeriyor. Ve bu dönüşüm en çok emekçilerin, işçi sınıfının yaşamını zorlaştırıyor, hatta yok etme tehdidini barındırıyor.

Hatırlayalım, bu halkın yarısı Topçu Kışlası’nı o parka yaptırmadı. Hem de AKP yine tek başına iktidardayken. En çok da bu direnç damarımız oyunlarını bozuyor, canlarını sıkıyor, her şey oluyor da okumuş  gençler, özgürlükten, laiklikten, barıştan, doğadan, yaşamdan yana  pırıl pırıl insanlar bu mücadeleye tutunuyor, geri adım atmıyor, onlar da bu ne inat diye şaşıyorlar. Bir onlara sözü geçmiyor hırsızların. Onların canını sıkıyor, düzene teslim olmayanlara ise ilham veriyoruz.  Toplumsal olarak en buradan başlanır dedirten, en iç kıpırdatan konular bu alana dahil olanlar oluyor. Kent ve çevre başlığında kazanım örnekleri yaratmaya devam edecek, biriktireceğiz. Talana ve yağmaya karşı savunma nöbetlerini, dayanışma ağlarını genişleteceğiz. Deprem kapıda, önlemlerimizi biz alacağız, birbirimize sahip çıkacağız, mahallelerimizde, yaşam evlerinde yan yana geleceğiz. Önümüzdeki dönem müştereklerimizi öne çıkaracağız. Okullarımızı, hastanelerimizi, tersanelerimizi, mahallelerimizi, parklarımızı, ormanlarımızı, su kaynaklarımızı savunacağız. Kısacası en zayıf oldukları yerden devam edeceğiz.

Aldıkları varsa, alamadıkları da var. İktidarın zorlandığı başlıklar var. Bu başlık hepimize iyi gelir.