(Işıl Özgentürk / Cumhuriyet – 8 Kasım 2015)

Yeter şu cümlelerden vazgeçin: “Bu halk için hiçbir şey yapmaya değmez!” ,“Bundan böyle kedilerim, köpeklerim için yaşayacağım!”, “Bu ülkede hiçbir şey değişmez!” Bu cümlelerin peşinden gitmeyi sürdürecek olanlarla artık pek bir işimiz olmaz. Kızgınlıkları, kırgınlıkları geçince hayata karşı nasıl bir tavır alacakları onların bileceği bir iştir. Ama hayat ve bu hayatı daha anlamlı, daha eşitlikçi, daha yaşanılabilecek kılmak için yapılan mücadele devam edecek. Bu böyle, şimdi nerede kalmıştık:

Ülkemizde kadına karşı şiddet olanca hızıyla devam ediyor. Hâkimler “efendi duruş”ve “rızası var” gerekçelerine dayanarak, tecavüzcülere, katillere ceza indirimi uygulamak için adeta birbirleriyle yarışıyorlar. Öncelikle bu konudaki “hâkim takdirini”bir yasayla ortadan kaldırmak gerekiyor. Bunun için uzun yıllardır ülkemizde kadın örgütleri, avukatlar, akademisyenler, yazarlar yoğun bir mücadele veriyorlar. Şimdi kendinize sorun, bu mücadelenin neresindesiniz? Sosyal medyada attığınız mesajlardan söz etmiyorum, bu konuda hangi örgüte girip çalıştınız? Hangi protesto yürüyüşüne katıldınız? Kaç mahkeme kapısında, kaç mahkeme salonunda bulunup hâkime gözlerinizi diktiniz? Hiç mi? Öyleyse işte yeniden işe koyulmak için bir fırsat, hem kedilerinize bakıp hem de bu konuda mücadele veren örgütlenmelerde çalışabilirsiniz. En azından hâkimlere gözlerinizi dikip bakabilirsiniz.

Bir de, “Bir daha tek bir HES için mücadele etmem, şu Soma’dakilere bak gene AKP’ye oy vermişler” diye sık sık yakındığınızı duyuyorum. Verirler! Ey İzmirliler, kaçınız örgütlenip Soma’ya gittiniz? Kaçınız oradaki hiçbir mesleği hatta okuma yazması olmayan kadınlar için herhangi bir emek harcadınız? Geride kalan çocuklara burs bulmak için çalıştınız? Kaçınız oradan bir çocuğun tüm eğitim masraflarını üstlendiniz? ÇYDD ve benzer örgütlenmelerin içinde kaç yıl çalıştınız?

Şimdi bir soru? HES’lere, termik ve nükleer santrallara karşı çıkmak sadece o bölgede oturan halkı mı ilgilendiriyor? Diyelim ki, Sinop nükleer tehlikesiyle karşı karşıya ama ahalinin yarıdan fazlası AKP’ye oy vermiş. Verebilir ama orada yapılacak bir nükleer santral hepimizin hayatını karartacak bir ölüm tehlikesini barındırıyor, HES’ler zaten su fakiri olan ülkemizde sadece Karadenizlileri değil hepimizi ilgilendiriyor. Termik santrallar, kıyılarımızdaki tüm balık yumurtlama alanlarını tehdit ediyor. Tüm çocukların geleceğini karartıyor. Bir soru, kaçımız elimize bir mezura alıp lüferlerin boyunu ölçmeye gittik. Balıkçılar elbette bize tuhaf tuhaf bakacaklar, hatta içlerinden “bunlar da iyice delirmiş, lüferleri ölçüyorlar”diyebilirler. Bazen delilik en iyi eylem biçimi olabilir. Diyeceksiniz ki, bu ülkede her şey yapanın yanına kalıyor. Doğrusu benim en sevdiğim eylem, Gezi’deki “Duran Adam” eylemiydi, sanırım tek bir kişi başlatmıştı arkası gelmişti. Şimdi herhangi birimiz Ankara Gar’ının önündeki cinayet mahallinde durmaya başlasa, bir başkası da ona katılsa, bir başkası da gelse ve binlerce kişi orada her gece durarak ve mum yakarak beklemeye başlasa, emin olun cinayetin üstünü kimseler örtemez! Eğer polis duran adamlara da saldırırsa, artık o zaman her yerde durmaya başlarız.

Şu zamanda benim aklıma bunlar geldi. Evet bir de, dünyanın her yerinde aktivist grupların yaptığı eylemler, en ses getiren eylemler olmaya başladı. Sanki zaman statükocu partilerin düzenle uzlaşmasından, parti içi ağır hiyerarşik yapıdan sıkıntı duyanların yeni yollar aradığı bir zaman. Aktivist olmak hepimizin bir yaşam biçimi olmalı. Şimdi zaman sakin deliliklerin zamanı.