(Elif Gündüzyeli, F: Kerem Yücel / Atlas – Kasım 2015 Sayı 272)

Antalya’nın 15-16 Kasım tarihlerinde ev sahipliği yapacağı G20 Liderler Zirvesi’nde başlıca gündem maddelerinden biri de iklim değişikliği olacak. Termik santraller verimli toprakların kömür tozuyla kaplanmasına, çevresinde yaşayanların hastalıklarla boğuşmasına neden olduğu gibi küresel ısınmayı da tetikliyor. Temiz ve yenilenebilir enerji kaynaklarına yönelmek yerine kömürlü termiği tercih eden Türkiye, mevcut 21 santrala 73 adet daha ekleme yolunda. Atlas, zirve öncesinde iklim değişikliğinin baş aktörlerinden kömürlü termik santralları mercek altına aldı.

Depo alanından kalkan kömür tozu olduğu gibi bahçemizde, mutfağımızda… Evimizin her yerinde. Üç yıldır kömür soluyoruz, bahçemizdeki buğdaya kömür geçiyor. İneğimin içtiği suya, çocuğuma yemek yaptığım tezgâha kömür tozu yapışıyor.” Adana seyahatinde bize eşlik eden Yaşar’ın önerisi üzerine, Hatay’ın Sarıseki beldesinden başladığımız yolculuk sırasında Adana’nın Ceyhan ilçesine bağlı Kurtpınarı Mahallesi’nde verdiğimiz çay molasında Dürdane Abla’yla kızlarını temizlik yaparken yakalıyoruz. Yaşar’a keşke önceden arayıp haber verseydik diyerek serzenişte bulunsak da Dürdane Abla, “Biz günde en az iki kere temizlik yapar, cam kapı sileriz burada” diye açıklıyor durumu. “Ne yapalım, kömür yüzünden gidelim mi buradan? Ben de burada büyüdüm, çocuğum da, torunum da. Bu saatten sonra nereye gider, nasıl geçiniriz?”

Yaşar, ailesiyle birlikte Kurtpınarı’nda yaşadığı için bu mahallede açık hava kömür depolama alanlarından kalkan tozla nasıl mücadele ettiklerini gözlerimizle görmemizi istiyor. “Yeni yasaya göre, taşınan kömürler denizden 500 metre içeride depolanmak zorunda. Bunu duyan kimi firmalar, açık hava depolama alanlarını getirip bizim köyün yanı başına kurdular. Buralarda rüzgâr denizden doğru estiği için de Kurtpınarı’nda kömür tozu içinde debelenmeye başladık”.

Yaşar bizi yürüyerek Kurtpınarı’ndan bu kömür depo alanlarına götürürken yanımızdan kömür taşıyan devasa kamyonlar tozu dumana katarak geçip kömürü boşaltmaya gidiyorlar. “Bak” diyor Yaşar, “bu kamyonlar limandan yüklediği tonlarca kömürü boşalttığı an, eğer rüzgâr varsa, mahallede dışarıda kimseyi göremezsin”. Bizi depo alanlarının kapısına kadar çıkartıp tam girişindeki kuyuyu gösteriyor. “Mahallenin musluk suyu bu kuyudan dağıtılır, yani hemen yanında açık hava kömür depolama alanlarının olduğu kuyudan gelen suyla duş alıp çay yapıyoruz. Artık vücudumuza giren zehrin miktarını sen hayal et!”

Termiğin Gölgesindeki Hayalet Bölge
Kahramanmaraş ilinin Afşin ile Elbistan sınırına yaklaştıkça hava bulanıklaşıyor, arabanın ön camını şeffaf, gri bir film kaplıyor. Arabadan indiğimizdeyse ağır bir kömür kokusu genzimizi yakıyor. “Biz aslında her gün kendi mezarımızı kazıyoruz” diyor bizi gezdiren Rasim. Afşin-Elbistan A ve B termik santrallarına kömür sağlayan açık hava kömür sahasında işçi olarak çalışıyor. Devasa bir açık hava kömür madeni olan Çöllolar’da 2011 yılında meydana gelen heyelan felaketinde 11 arkadaşı göçük altında kalarak hayatını kaybetmişti. Buna rağmen bölgedeki kömür sahalarında maden çıkarma çalışmaları hâlâ olanca hızıyla devam ediyor.

Afşin-Elbistan havzası, Türkiye’de çıkan kalitesiz linyit rezervinin ciddi bir miktarını barındırıyor. Halihazırda iki ünitesi aktif olan termik santral nedeniyle ülkede en yüksek ölçüde hava, su ve toprak kirliliğinin gözlemlendiği bir bölge burası. Genzimizi ve gözlerimizi yakan kesif kömür kokusu, termik santrala yaklaştıkça bölgedeki “terk edilmiş” izlenimimizi kuvvetlendiriyor. A Santralı’nın hemen yanındaki eski muhtarlık binasının camları kırılmış; ardına kadar açık duran kapılar rüzgârdan çarpıyor. Hemen yakınında parlak renkli, plastik oyuncaklarla dolu çocuk parkı bomboş dururken, çocuklar Çoğulhan kasabasındaki yerleşim alanlarını santraldan ayıran çitlere tırmanarak yaz tatillerini termiğin gölgesinde geçiriyorlar. Çoğulhan’da bize eşlik eden Yıldırım Bey, “son dönemde Çoğulhan iyice hayalet kente dönüştü. Hava kirliliğinin neden olduğu astım, KOAH, akciğer ve cilt kanseri gibi hastalıklar yüzünden hem genç, hem de yaşlı nüfus memleketini bırakıp kentlere göçmeye başladı” diyor bizim izlenimlerimizi doğrularcasına.

Esasında verimli tarımsal toprağa sahip bölgeyi terk etmeyip yaşamlarını devam ettirmeye çalışan insanlar da A ve B santrallarının yol açtığı kirliliğin yalnızca sağlıklarını değil aynı zamanda ektikleri ürünleri de doğrudan etkilediğinden dem vuruyor. A Santralı’nın hemen yakınındaki küçük aile bahçesinde çalıştığını gördüğümüz Ahmet Ağabey, “Çoğulhan bölgedeki tek tarım alanı. Artık bırakın ürünümüzü götürüp satmayı, kendimiz bile yemekten çekiniyoruz. Ürünümün beslendiği toprak ve suya karışan kirliliğin haddi hesabı yok” diye anlatıyor.

Afşin-Elbistan’daki A ve B termik santrallarına ek olarak C, D ve E santrallarının eklenmesi ve bölgedeki tüm linyit potansiyelinden yüzde yüz yararlanılması da mevcut yatırım planları içinde. Bu üç santralın da hayata geçtiği senaryoda, Afşin-Elbistan, dünyanın en büyük termik santralı olacak ve tüm canlılar için bölgeyi yaşamaya tamamen elverişsiz hale getirecek.

Sanayiye Sıkışmış Yaşamlar
Hatay ve ilçelerine çeşitli nedenlerden çok sık gidip gelmişimdir. Önceleri “İskenderun’un nesi meşhur” diye sorulduğunda “narenciyesi, karidesi ve humusu” diye cevap verirdim. Fakat bu yılki ziyaretimden sonra “sanayisi ve termiği” diyorum. İskenderun’da Afşin-Elbistan’da olduğu gibi kömür rezervi yok, fakat ithal kömürün doğrudan yanaşabileceği büyük bir limanı, demir-çelik ve gübre ağırlıklı ham madde sanayisi var.

İskenderun ve çevresi Türkiye’nin en zengin kara ve deniz ekosistemlerini barındırdığı gibi çok da verimli topraklara sahip. İlçe merkezi, İskenderun Körfezi’nin merkezinde yer alıyor. Önceden bir köy olan Sarıseki, artık İskenderun’un bir mahallesi. Yöre halkının esas geçim kaynağı önceleri narenciye üretimi ve balıkçılıkken, son yıllarda yoğunlaşan sanayi ve kömürlü termik santral yatırımları burada da yerel halkın dış göç vermesine neden oluyor.

Sarıseki’de evine misafir olduğumuz Gülnaz Kıllı, on yıllardır İskenderun Çevre Koruma Derneği’nin aktivistlerinden. “Dokuz yaşındaki torunum astım hastası, ben göğüs kanseri oldum.

Sarıseki’de çocuğu solunum yolu hastalıklarından mustarip olmayan, yetişkinleri göğüs ve akciğer hastalıkları çekmeyen ev yoktur. Her evde en az bir solunum cihazı bulunur” diyor Gülnaz Abla, bölgedeki hızlı sanayi ve termik yatırımların artmasıyla doğru orantılı olan hastalıklardan bahsederken.

Fotoğraf: Zeytin, yıllarca ciddi bir emek ve bakım isteyen bir ağaç. Ancak Manisa-Yırca’da 2014 yılında kömür madeni açmak ve termik santral kurmak amacıyla tam 6 bin 666 zeytin ağacı söküldü. Ahmet ve Emine Sezer, 30 yılda yetiştirdikleri ağaçları kaybetmenin üzüntüsü içinde. Yırca’daki direniş ve verilen hukuki mücadele sayesinde buraya kömür yatırımı yapmaktan vazgeçen şirket, planlarını komşu köy Kayrakaltı’na kaydırdı.