(Nilay Vardar / BİA – 9 Kasım 2015)

Yıldız Sarayı üzerine yayınları olan Prof. Dr. Afife Batur, sarayın kültür mirası olduğunu belirterek yüksek rütbeli konuklar için kullanılabileceğini ancak toptan bir devlet dairesine dönüştürülmesinin kabul edilemez olduğunu belirtti.

Beşiktaş’taki Yıldız Sarayı’nın Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’ne dönüşeceği iddiası büyük bir tartışma yarattı.

Yıldız Sarayı üzerine yayınları olan eski İTÜ Mimarlık Fakültesi öğretim üyesi Prof. Dr. Afife Batur, sarayın külliye yapılmak istenmesine tepkili.

Batur, sarayın kültür mirası olduğunu belirterek yüksek rütbeli konuklar için kullanılabileceğini ancak toptan bir devlet dairesine dönüştürülmesinin kabul edilemez olduğunu belirtti.

Saraydaki bölümleri müze, sergi salonu gibi kullanıldığını hatırlatan Batur, 4-5 binanın daha restorasyona ihtiyaç duyduğunu buraların da kültür mirası olarak ancak ve ancak müze, sergi ve kültür etkinlikleri için kullanılabileceğini söyledi.

Habertürk yazarı Murat Bardakçı, Pazar günkü köşesinde, Yıldız Sarayı’ndaki Büyük Mabeyn Köşkü’nün zaten Cumhurbaşkanlığı’na tahsis edildiğini hatırlatarak “Sultan Abdülhamid zamanında devletin otuz küsur sene boyunca idare merkezi olan Yıldız Sarayı, Cumhurbaşkanlığı’na tahsis edilecek ve ciddî bir restorasyonun ardından “Cumhurbaşkanlığı İstanbul Külliyesi” olacak” diye yazdı.

Kültür mirası kültürel etkinlikler için kullanılmalı

Prof. Dr. Afife Batur şöyle konuştu:

“Yıldız Sarayı bir kültür mirasıdır. Her bina yıpranır ve elbette restore edildikten sonra da kullanılmalıdır. Zaten saraydaki ana binalar da restore edildi. Müze, sergi salonu olarak kullanılıyor. 4,5 tane binanın daha restorasyona ihtiyacı var. Onlar da restore edilip kültürel etkinlikler için kullanılmalı.

“Saray elbette Angela Merkel örneğinde olduğu gibi yüksek rütbeli yabancı konukları ağırlamak için kullanılabilir. Ancak bir kültür mirasının devlet dairesine dönüştürülmek istenmesini tarihe karşı büyük bir saygısızlık olarak görüyorum. Kültür mirasları kültürel amaçlar için kullanılır; müze, sergi salonu, kültür toplantıları vb. gibi. Kimsenin oraya gidip oturmaya, devlet yönetimi için kullanmaya hakkı yoktur. Zamanında bilim insanları Yıldız Sarayı’nın askerlere tahsis edilmesine karşı çıkmıştı. Şimdi yeniden devlet başka bir planda el koyuyor.

Külliye diyerek Osmanlı’nın da gerisine düşüyorlar

“Üstelik Osmanlı hayranlığıyla ismine külliye diyerek dini bir içeriğe oturtuyorlar. Külliye Osmanlı’da 18 ve 19. Yüzyılda kullanılmaya başlandı. Kül yapı demek, külliye de yapılar topluluğu ancak külliye cami, medrese, hamam, mektebi içinde barındıran dini yapılar için kullanılır. Süleymaniye, Şehzade Külliyesi gibi…2. Abdülhamit döneminde bile oraya külliye denmedi, Yıldız Saray-ı Hümayunu denirdi, şimdi Osmanlı’nın bile gerisine düşüyorlar.”

Tarihçiler ne dedi?

Konuyla ilgili Murat Bardakçı köşesinde şöyle yazmıştı:

“Türkiye’nin imparatorluk günlerinde idare merkezi olan şatafatlı sarayların bugün de kullanılması geçmişimizin asırlar öncesine uzandığını ve imparatorluğun vârisi olduğumuzu cihana gösterecek mükemmel bir vasıtadır!”

Cumhuriyet gazetesine konuşan Prof. Dr. İlber Ortaylı ise şöyle demişti:

“Orası koca bir saray. 50 tane pavyon var içeride. Hangisini kullanacak? Hepsini mi aldı, ne kadarını kullanacak bunları bilmek lazım. Erdoğan saray seviyor o başka. Ancak sarayın kullanılması kötü bir şey değil. Yoksa bakılmıyor, çürüyor gidiyor. Kullanılacağı zaman bakım oluyor. Kuru gürültü yapmadan plana bakmak lazım.”

Sarayın tarihçesi:

Osmanlı saray mimarisinin son örneği olan Yıldız Sarayı, Beşiktaş semtinin Yıldız tepesinde yer alır. Kanuni Sultan Süleyman döneminden (1520-1566) itibaren padişahlar tarafindan av sahası olarak kullanılan ve Hazine-i Hassa’ya kayıtlı bu araziye ilk kasrı Sultan I. Ahmed yaptırmıştır.18. yy sonunda Sultan III. Selim, validesi Mihrişah Sultan için Yıldız Kasrı’nı, babası için de bir çeşme yaptırmıştır. Genellikle yaz aylarında Yıldız Köşkü’nde oturan Sultan Abdülaziz ise Büyük Mabeyn Köşkü’nü inşa ettirmiş, daha sonra dış bahçeye Malta ve Çadır Köşklerini, asıl kısmına da Çit Kasrı’nı eklemiştir.

Sarayda asıl yapılaşma Sultan II. Abdülhamid döneminde (1876-1909) başlamış ve buraya Yıldız Saray-ı Hümayunu adı verilmiştir. Bu dönemde saray, padişahın özel yaşamına ait mekanlarla birlikte, resmi görevlilere tahsis edilen binaları, tamirhane, marangozhane gibi atölyeleri ve tiyatro, müze, kitaplık gibi kültür ve sanat yapılarını da kapsamaktadır. Saray, Hasbahçe adıyla bilinen, doğal nehir görünümünde bir de havuzu bulunan iç bahçeye sahiptir. Bu bahçenin değişik yerlerinde birbirinden bağımsız olarak inşa edilmiş küçük dinlenme köşkleri bulunmaktadır.

Sultan Vahdettin’den sonra bir süre boş kalan saray binaları, 1924 yılında Erkan-ı Harbiye Mektebi’ne tahsis edilmiştir. 1946 yılında Harp Akademileri’ne bırakılan saray, 1978 yılında Kültür Bakanlığına devredilmiş, “Yıldız Sarayı Müzesi Müdürlüğü” adıyla 1993 yılından itibaren müzeleştirilmeye başlanmıştır.

Sarayda, Büyük Mabeyn, Küçük Mabeyn, Ada, Cihannüma Köşkü, Yıldız Sarayı Müzesi, Sahne Sanatları Müzesi, Yıldız Sarayı Tiyatrosu, Küçük Mabeyn Hamamı gibi yapılar yer alıyor.