(Çiğdem Toker / Cumhuriyet – 11 Kasım 2015)

Ülkenin batısında, ortasında, kuzeyinde yaşayanlar için Silvan sanki başka bir diyarda.
Huzur ve istikrar” arayışının tescillendiği ülkenin bu ilçesinde oysa, tescilin üçüncü gününden beri sokağa çıkma yasağı var.
Yasak yedinci güne ulaştığında ölenlerin sayısı yediyi bulmuş.
Olur a, ülkenin batısında, ortasında, kuzeyinde, habere meraklı milyonlar yaşıyor.
Dizayn ve gasp edilmiş mecralar “terör örgütüne operasyon” diyor.
O kadar.
Ki, ölenler arasında sivil yurttaşlar olduğunu bilenlerin bir kısmı dahi “Olsun” deyip devam ediyor içinden, “hak etmişlerdir.”
Böyle düşünmese de “Çok uzak zaten” deyip geçiyor kalanı.
Nasılsa bombalanan onun evi değil. Bakkala, sinemaya, AVM’ye gidiyor.
Sokağında tank da yok.
Sonra adını öğrenemediğim Silvanlı gencin Türkçe altyazılı video kaydı, yüzlerce sayfa akademik çalışmanın, onlarca köşe yazısının anlatamayacağını otuz saniyede anlatıyor:
“Burada bir ağaç kadar değerimiz yok. İstanbul’da bir ağaç kesmeye kalktılar herkestepki gösterdi. Bir haftadır abluka altındayız.
Elektrik yok, ekmek yok, yiyecek yok…
Annelerimiz yemek yapmak için dışarıda ateş yaktıkları zaman bombalamaya başlıyorlar.

Biz insan değil miyiz?”
O videoyu izleyip “Değilsin evet” diye diş gıcırdatacak yüz binlerle aynı ülkede yaşıyoruz.
Bunu ben biliyorum bilmesine de geç kalmadan notumu düşeyim yine de:
Bu yazı, her Kürt vatandaşını “terörist” sayma konforuna gönüllü tutsak olanlar için de değil. Bir kez bile gitmediği, ömrü boyunca da görmeye gönül indirmeyeceği şehirler için “birlik beraberlik” nakaratını terennüm edenler için hiç değil.
“Ama onlar da hendek kazıyor” lafını dilinde hazır bekletenler bu yazıyı okumuyordur dilerim.

***

Kendisi için doğal gördüğü hukuku, temel hakları, yaşam iklimini, çocuğunun parkta oynayabilmesini, yakınını hastaneye götürebilmeyi, ekmeği, elektriği, telefonu, interneti, eline silah almayan bu ülkedeki her vatandaş için isteme ihtimali bulunanlar için yazıyorum bu satırları.
Zulmün olduğu yerde susmanın, zulme ortaklık anlamına geldiğini bildiğim ve bu ortaklığı reddettiğim için. Ve enikonu naif görünmeyi göze alarak, bazı basit soruların yanıtlarını merak ettiğim için yazıyorum:
– Vahşi Batı filmlerini hatırlatırcasına, “Üç mahalleyi haritadan sileceğiz” diyen bakanlık yetkilisinin kim olduğunu?
– Hepimizle dalga geçilmiyorsa, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın yeniden telaffuz ettiği “Milli Birlik ve Kardeşlik Projesi”nin, yaşadığı yere ölümüne hapsedilen, sivil Kürt yurttaşlara nasıl anlatılacağını?
– Valiliklerce bir fiili durum olarak oluşturulan sokağa çıkma yasağının hukuksal yoldan hesabının nasıl sorulacağını?
90’lı yıllarda işlenen insanlık suçları için “duymuyorduk, bilmiyorduk” demek görece kolaydı. 2015 Türkiyesi’nde demokrat olduğunu düşünenler için böyle bir seçenek artık bulunmuyor.
Silvanlı gencin “Biz insan değil miyiz?” çağrısı, batı illerinde yaşayan ve kendisini demokrat olarak tanımlayan milyonlara, artık bir “tık” mesafede.
Bu çağrıyı duymazdan gelemeyiz.
Bu çağrıyı duymak, ülkenin doğusunda haftalar süren sokağa çıkma yasaklarını umursamak sadece insanlık değerlerine sahip çıkmak için önemli değil.
Hukuk devletinin gereklerini talep etmek, bir arada yaşama duygusunu sürdürmek için de zorunlu. Aksi halde, bugün “yolunda” görünen gündelik hayatımız altüst olduğunda aynı soruyu bizler de soracak duruma geleceğiz.
Ve bu ihtimal, uzak saydığımız “doğu”dan da yakın olabilir.