(Giorgos Kallis, Çeviren:Deniz Menteşeoğlu, F: Jenny Downing, Creative Commons / Yeşil Gazete – 9 Aralık 2015)

Giorgos Kallis’in hepimizin neden “küçülme tarzı” yaşamamız gerektiğini açıkladığı, New Internationalist‘de yayınlanan yazıyı Yeşil Gazete gönüllü çevirmeni Deniz Menteşeoğlu‘nun çevirisiyle paylaşıyoruz.

Kökler

“Küçülme” anlayışının teorik kökleri 1970’lerin “écologie politique” (ekoloji politik) hareketine dayanır. Andre Gorz, 1972’de kapitalizmin doğanın dengesiyle uyumunu sorgularken, “meta üretiminin azaltılmasının bu dengenin zorunlu bir koşulu olduğunu” belirtmiş ve bu ifadesinde “décroissance”, yani küçülme terimini kullanmıştır. Gorz, “büyüme olmaksızın eşitlik” anlayışı benimsenmediği sürece, sosyalizmin yalnızca kapitalizmin farklı kaynaklarla yürütülen bir devamına indirgeneceğini, orta sınıf değerlerinin, yaşam tarzının ve sosyal örüntülerinin genellenmesinden başka bir şey olmayacağını iddia eder.

ABD’de ders veren Romanyalı bir göçmen ve öncü bir ekolojik ekonomist olan Nicholas Georgescu-Roegen’in denemeleri 1979’da derlenerek çevrildi. Bu derlemeye “Demain la décroissance” (Yarın, Küçülme) adı verildi. Aynı dönemde, petrol krizi patlak vermiş ve Roma Klübü kurulmuştu. Bu ortamda, Kıta Avrupası’ndaki “kırmızı – yeşil” düşünürler için büyümenin limitleri sorunu en temelde politik bir sorundu. Onlar için Malthusçu düşünceden farklı olarak, sorun kaynakların tükenmesi veya nüfusun katlanarak artması değil, kapitalizm treninin acil durum kolunun çekilerek durdurulması gerektiği ya da Le Guin’in deyişiyle “hızla ilerlemekten ibaret olan, tek yönlü gelecek anlayışının yoluna taş koymak” idi.

2000’lerin başında Lyon’da, “küçülme” sloganı, mega–üstyapılara ve bunların yaygınlaştırılmasına karı çıkan aktivistler tarafından revize edildi. Ekonomik Antropoloji profesörü ve Afrika’daki gelişme programlarının sıkı bir eleştirmeni olan Serge Latouche, terimi kitapları ile popülerleştirerek“sürdürülebilir gelişmeye son verilmesi” ve “küçülmenin zaferinin kutlanması” için çağrılar yaptı. Fransız düşünür Paul Aries içinse küçülme bir “misilleme sözcük”, büyüme odaklı gelişmenin doğal ve arzulanan bir şey olarak kabul edilmesini sorgulayan yıkıcı, sarsıcı bir terimdi. Yine bu dönemde, küçük ama azimli bir grup küçülme yanlısı, aylık “La Décroissance” dergisi etrafında toplandı. Böylece sözcük, Fransa’daki siyasi tartışmalarda yer edinmiş, hatta başarısız da olsa, birküçülme politik partisi kurma girişimi dahi yaşanmıştı.

Günümüzde Küçülme

Bu yeni slogan-terim Fransa’dan İtalya, İspanya ve Yunanistan’a yayıldı. 2008’de İspanyol krizinden hemen önce, Katalan küçülme aktivisti Enric Duran, 39 bankadan topladığı 492.000 avro tutarındaki krediyi “kamulaştırdı” ve bazı sosyal hareketlere bağışladı. Bu şekilde İspanya’nın spekülatif kredi sistemini ve bu sistemle yaratılan hayali büyümeyi göstermek istiyordu.

2008’de Paris’te başlayan bir dizi toplantı – bilimsel konferans- sosyal forum karışımı buluşma, küçülme terimini İngilizce konuşan dünyanın kullanımına açtı. 2014’ün Eylül ayında, araştırmacı öğrenci ve aktivistlerden oluşan 3.500 kişi, “4.Uluslararası Küçülme Konferansı” için Leipzig’de buluştu. Konferansta büyüme ve iklim değişikliğinden, Kapitalizmin Gramşiyan eleştirisine farklı konularda sunumlar, 20 saatlik çalışma haftasıyla ya da bir termik santraldeki sivil itaatsizlik hareketiyle ilgili paneller ve evde ekmek yapım kursu gibi çok çeşitli etkinlik gerçekleştirildi.

Günden güne artan akademik çalışmalar, küçülmenin temel iddialarını destekliyor: Alışılagelmiş büyümenin sürmesi halinde, iklim değişikliğinin felaket boyutlara ulaşacağı, doğal kaynak kullanımının büyüme hedefinden ayrı tutulmasının ne derece mümkün olabileceği ve büyümenin sosyal ve psikolojik bedellerinin gün geçtikçe artıyor oluşu…

Hakemli akademik yayınlarda da yer bulan, günden güne artan akademik çalışmalar da küçülmenin temel iddialarını destekliyor. Alışılagelmiş büyümenin sürmesi halinde iklim değişikliğinin felaket boyutlara ulaşması, doğal kaynak kullanımının büyüme hedefinden ayrı tutulmasının ne derece mümkün olabileceği, gelişmiş ülkelerde refah artışının aslında büyümeden bağımsız olarak ortaya çıkması ve büyümenin sosyal ve psikolojik bedellerinin gittikçe artması, bu çalışmalarda yer alan konulardan bazıları. Güncel çalışmalar yoğun büyümenin kapitalizm için zorunlu olduğunu (ki bu, David Harvey’e göre kapitalizmin çelişkilerinden en ölümcül olanıdır) anlamak ve post-kapitalist bir ekonomide istihdamın ve eşitliğin nasıl sürdürülebileceğini keşfetmek gerektiğinin altını çizmektedir.

Bunun için önerilen politikalar arasında, karbon salımı ve maden çıkarılmasının kısıtlanmasından vatandaşların ortalama gelirinin sınırlandırılmasına, çalışma günlerinin azaltılmasından ortak doğal kaynakların geri çağırılmasına ve borçların silinmesine kadar birçok fikir yer almakta. Ayrıca vergi sisteminde radikal bir değişiklik yapılarak vergilerin gelir yerine karbon miktarına göre düzenlenmesi, maaşlara bir üst limit getirilmesi ve varlık vergisi alınması gibi öneriler de telaffuz ediliyor. Andre Gorz’un “reformist olmayan reformlar” adını verdiği, imkansızı hedefleyen bu talepler, sistemin kökten değişmesi için bir çağrı. (Slavoj Žižek’e göre, bu tip sosyal-demokratik değişimler, çağımızda kapitalizmin bunlara uyum sağlayamayacağı düşünülürse devrimsel niteliktedir.)

Politik açıdan sistem değişikliğinin gerekli olduğu konusunda ortak bir görüş var. Bu da, toplumsal hareketlerin hareketliliğini, mülksüzleştirilenlerin işbirliğini ve hatta küresel olarak sosyal, çevreci ve adalet arayan tüm hareketlerin koalisyonunu gerektiriyor. Küçülme kapitalizmle çelişen bir fikir olmanın yanı sıra, “sosyalist büyüme” adı verilen illüzyonu, yani rasyonel ve merkezi bir şekilde planlanmış bir ekonominin sihirli bir şekilde, “ekolojik koşulları zorlamayan, makul bir büyüme” sağlayabileceğine dair inanışı da reddeder. Gorz’a göre, küçülme yanlıları, her nedense “ya dünyanın sonu ya da kapitalizmin sonu” kurgusunu, büyümenin sonunu hayal etmekten daha kolay bulan sosyalist yoldaşlarıyla birlikte hareket etmelidirler.

Başka Bir Yol

Kimileri içinse büyüme, genel olarak hayattaki (politik) bir duruşu ifade eder. Bu yılın başlarındaAtina’da gerçekleştirdiğimiz üç günlük küçülme forumu, yüzlerce katılımcı tarafından ilgi gördü. Sadece akademisyenler değil, çevre ve insan hakları aktivistleri, Syriza üyeleri, Yeşiller ve “otorite karşıtı” sol da foruma katıldı. Ayrıca toprağa dönüş hareketleri ve Yunanistan’ın kırsalından gelen çiftçiler, halk dayanışması ekonomisiyle kurulmuş kliniklerin ve kent tarımının “öncü kuvvetleri” de orada bulunuyordu. Barselona’da ise küçülme, “Can Masdeu” gibi projelerle sembolize ediliyor. Bu proje, bünyesinde bir gıda bahçeleri ağını da bulunduruyor ve sağlam bir barınma hakkı hareketine de ev sahipliği yapmış bir işçi mahallesi olan “Nou Barris”te, bir işgal alanı olarak varlığını sürdürüyor. Başka bir örnekse, “Cooperativa Integral Catalana”. 600 üyesi ve 2000 destekçisi olan bu topluluğun çatısı altında, bağımsız üreticiler ve organik gıda ve el sanatları tüketicileri, eko-komün sakinleri, kooperatifler ve kendi para birimleriyle çalışan değiş tokuş ağları buluşuyor.

Uluslararası konferansların organizatörü ve Paris’teki (artık Barselona’daki), “Research and Degrowth” (Araştırma ve Küçülme) adlı düşüce topluluğunun da kurucusu olan Francois Schneider, küçülmenin çok yönlülüğüne bir örnek: endüstriyel ekoloji bölümünden doktora derecesi olan Schneider, bir yıl boyunca bir eşekle Fransa’yı dolaşmış ve yolda karşılaştığı, meraklanıp kendisini durduran insanlara küçülmeyi açıklamış. Şimdi ise, Fransız-Katalan sınırındaki Can Decreix’de, ortak kullanıma açık basit bir evde yaşıyor ve bu evi aynı zamanda küçülmenin öngördüğü sade yaşam tarzı için deneyim ve eğitim merkezi olarak kullanıyor.

Küçülme, oldukça geniş bir yelpazedeki insanları ve hareketleri bir araya getiren, harekete geçiren bir slogan. Bu grupların tek ya da temel prensibi olmadan da onlara etrafında birleşebilecekleri değerleri sağlayan bir bakış açısı.

Bazıları tabandan gelen bir küçülme “hareketinden” bahsetse de, konferans katılımcıları, tek bir amaçta birleşen bir grupla sınırlı değil ve bir “hareket” sayılabilecek sayılara ulaşmıyor. “Küreselleşme karşıtı” hareketten farklı olarak küçülme taraftarlarının karşısında birleşebilecekleri bir “Dünya Ticaret Örgütü” ya da durdurmak için harekete geçebilecekleri bir serbest ticaret anlaması yok. Küçülme, oldukça geniş bir yelpazedeki insanları ve hareketleri bir araya getiren, harekete geçiren bir slogan. Bu grupların tek ya da temel prensibi olmadan da onlara etrafında birleşebilecekleri değerleri sağlayan bir bakış açısı. Küçülme bir fikirler ağı. Yakın zamanda basılan bir kitabımızda da belirttiğimiz gibi, her geçen gün daha çok insanın ortak kaygılarına tercüman olan bir ifade biçimi.

Büyüme Değil, Yeniden Bölüşüm

Yeni Sol, ekolojik bir sol olmadığı sürece hiçbir şekilde varlığını sürdüremeyecektir. Naomi Klein’a göre, “çevresel değişim” demek, her şeyin değişmesi demektir ve buna sol da dahildir. Kapitalizm sürekli genişlemeyi, insanların ve diğer varlıkların sömürüsünü, iklime geri dönülmez zararlar verilmesini gerektirecek derecede bir genişlemeyi zorunlu kılar. Kapitalist olmayan bir ekonomi ise, küçülürken bir yandan da varlığını devam ettirebilmelidir. Ancak nasıl bir yeniden bölüşüm, büyümeksizin anlamlı bir istihdam alanı sağlayabilir? Elimizde henüz somut bir küçülme ekonomisi yok. Ne yazık ki politika üretimi açısından Sol’un hatta Marksist Sol’un elindeki en güçlü araç Keynesyen ekonomi. Ne var ki, Keynesyen ekonomi, 1930’ların, yani sınırsız genişlemenin hala mümkün ve arzulanabilir olduğu bir dönemin ürünü.

Tüm yelkenleri dolduracak bir rüzgar olmadığı sürece, hangi yelkenlinin getirisinin ne olduğunu hesaplamak gerekir. Piketty’nin r>g ikilemine, Sol’un cevabı, “g’yi arttırmak” olmamalıdır. Sonuçta, baştan beri hedef, ‘r’nin küçültülmesi yani sermaye birikiminin azaltılmasıdır! Piketty kendisi de, bir ekolojist olmaktan çok uzak da olsa, daha fazla büyümenin olanaklı olduğuna inanmaz. Bu nedenle yeniden bölüşüm, büyümesiz bir 21. Yüzyıl’ın kilit sorunudur.

Eğer Mısırlılar, bir metrekarelik bir ürün ile yola koyulup, bunu her yıl %4.5 oranında artırsalardı, 3000 yıllık medeniyetlerinin sonunda bu ürün, 2.5 Milyar güneş sistemini kaplayacak kadar büyümüş olurdu.

Sol, ‘büyüme’ yalanından kendini kurtarmalıdır. Sürekli büyüme, saçma bir fikirdir. (Eğer Mısırlılar, bir metrekarelik bir ürün ile yola koyulup, bunu her yıl %4.5 oranında artırsalardı, 3000 yıllık medeniyetlerinin sonunda bu ürün, 2.5 Milyar güneş sistemini kaplayacak kadar büyümüş olurdu. Bu, sürekli büyümenin ne kadar saçma olduğunu gösteren bir örnektir.) Kapitalist büyüme yerine daha yumuşak, iyilik temelinde gerçekleşen sosyalist bir büyüme mümkün olsaydı bile, neden 2.5 milyar güneş sistemini işgal etmek isteyelim ki?

Büyüme kapitalizmle tamamen iç içe bir fikir, sistemin kendi yarattığı hayale, bolluk ve bereket hayaline verdiği bir isimdir. Örneğin GSMH (Gayrısafi Milli Hasıla), ilk olarak savaştan elde edilen kazancı ölçmek için geliştirilmiştir. Daha sonraysa, ABD’nin soğuk savaştaki “başarısını” ölçmek için “objektif” bir gösterge olarak değerlendirilmiştir. Büyüme, tam olarak kapitalizmin ihtiyaç duyduğu, bildiği, gerçekleştirdiği şeydir. Oysa, Gareth Dale’in ifadesiyle, sosyalist politikalar hiçbir zaman soyut değişim değerindeki nicel artışla ilgilenmez. Sosyalist politikaların konusu, somut kullanım değeri, istihdam olanakları, adil bir ücret, onurlu yaşam koşulları, sağlıklı bir çevre, eğitim, halk sağlığı ve herkes için temiz su erişimi gibi şeylerdir. Tüm bunlar için tabi ki kaynak gereklidir ama bunun için yılda %3’lük sürekli bir büyümeye ihtiyaç yoktur.

Daha güçlü bir iddia ise, sol olarak bizlerin “büyümesini” istediğimiz şeylerin birikim sağlayan cinsten şeyler olmadığıdır (tabi eğer ekonomik faaliyetler olarak değerlendirdiğimiz şeyin tanımını kökten değiştirmiyorsak, o zaman da bu yalnızca bir kelime oyunu olurdu). Servetin eşit dağılımı, diğer düzenlerde gerekenden daha fazla kol ve beyin gücüne ihtiyaç duymak, çevrenin ve insanların özgür bırakılması, insanların birbirleriyle ilgilenecek vaktinin olması da, bu türden bir büyümenin “vergileridir”. Bunun yerine daha az üretken olarak daha “iyi olmak” da bir seçenek. Ne var ki sanayileşme, az sayıdaki elde (kişiler veya devletler) toplanan artı değeri, daha da fazla büyüme için yatırım olarak kullanmak üzerine kuruludur. Servetin herkesçe eşit bölüşümü, yeşilliklerin ve madenlerin kendi haline bırakılması üzerine değil.

Hayalleri Değiştirmek

Tüm bunları hazmetmek zor olabilir. Sonuçta birçoğumuz büyüme adına da olsa eşitlik, demokrasi, tam istihdam, asgari ücret, eğitim ve yenilenebilir kaynak kullanımı konularında hemfikiriz. Yalnızca kâra odaklı olan kapitalizm yerine alternatif bir düzenin, daha ‘mantıklı’ olacağını, daha iyi yollardan kapitalizmin sağladığı olanakları, hatta fazlasını sağlayacağını sanıyoruz. Slavoj Žižek’e göre bu fikir, politik olarak yanlıştır: Sol, aynı hayali gerçekleştirmenin farklı yollarını aramakla zaman kaybetmemeli, hayalin kendisini değiştirmelidir. Bu fikir ayrıca pratikte de yanlıştır: savaş sonrası ‘parlak’ yeniden inşa ve yarışma süreci sona erdi. Borçlara dayalı Keynesyen bir ekonominin -kahverengi ya da yeşil, kapitalist ya da sosyalist olsun- varlığını sürdürebileceğine dair çok az umut var. Neoliberal kemer sıkma politikalarının yarattığı felaketi hesaba katmasak dahi durum bu. Yeniden bölüşüm, demokrasi ve eşitlik desteklenmeli. Evet ama büyüme adına değil.

Küçülme, Enrico Berlinguer’in “devrimci kemer sıkma” politikasının ruhuna daha uygundur. Bu anlayışta, kemer sıkma dayanışmadan doğar. Arabalarımızın yakıtı, evlerimizi ısıtmada kullandığımız hatta hastane ve okullarımızda enerji kaynağı olan petrol, aynı zamanda Peru Amazonları’nın ya da Nijerya’nın geçim kaynaklarının ve ormanlarının yok olma sebebidir. Bunu bilmek için, Papa’nın bizi uyarmasına gerek yok. Önce Berlinguer’in, şimdi ise Papa’nın kullandığı deyimle, “ayık” bir yaşam biçimine ihtiyacımız var. Sırf bizim ‘buradaki faaliyetlerimiz’, ‘oradaki ekosistemleri’ etkilediği için: kapitalizm adı verilen makine, kaynakları tükettiği için (Malthusçuların endişesi), veya neoliberallerin deyişiyle, “imkanlarımızın elverdiğinin ötesine geçtiğimiz” (ki bu ifadede “biz” derken, refah devletinin olanaklarını kullanan %99’luk kesim kastediliyor, sermaye sahibi %1’lik kesim değil) için değil.

Küçülme perspektifinden bakıldığında sorun, Küresel Kuzey’in ürettiğinden fazlasını tüketmesi (veya Keynes’e göre tükettiğinden fazlasını üretmesi) değildir. Sorun, hem Küresel hem de Kıtasal Güney’in, insan dışındaki varlıkların ve gelecek kuşakların pahasına, gerekenden çok daha fazlasının üretilmesi ve tüketilmesidir. Oysa daha az üretmek ve tüketmek diğerlerine verdiğimiz zararı azaltacaktır. Bu sosyal ve çevresel bir adalet sorunudur: küresel olarak %1’lik bir kesimden (biraz daha genişletip Avrupa ve Amerika’nın orta sınıfını da katarsak %10’luk kesim) kısılarak servetin dünyanın geri kalanıyla yeniden bölüşülmesi… Bu ayıklık ve sadelik çağrısı, hem Doğu’da hem Batı’da birçok kültürde var olan ancak git gide silikleşmiş olan “iyi yaşam” fikrinde yankı bulabilir ve belki de, kendi baskıcı politikalarını pekiştirmek için sözde ‘aşırılığı’ eleştiren kemer sıkma yanlılarının sağduyusunu uyarabilir.

Politik İhtimaller

Küçülme, genellikle aktivist çevrelerde kullanılan bir kavram. Yunanistan ve İspanya’da, daha çok, anarko-kooperatifler ve eko-komünler ile Syriza ve Podemos gibi partilerin bünyesindeki gençlik grupları tarafından kullanılıyor. Kavram aynı zamanda, meydan işgallerinde ve bu işgallerden doğan dayanışma ekonomilerinin söyleminde de, baskın olmasa da, belirli bir yere sahip. Kavram, Yeşiller arasında ise, ‘sürdürülebilir gelişme’ öncesi tartışmaları canlandırarak, radikal “fundi”ler ve pragmatist “realo”lar arasındaki ayrımları derinleştirdi. Avrupa Parlamentosu’nda İspanya’yı temsil eden “Equo” grubunun açık bir şekilde, bir “büyüme sonrası” programı önermesi ise Avrupa’daki Yeşiller’in yeniden-radikalleşmesinin bir örneğidir (Bu grubun Avrupa Parlamentosu temsilcisi, küçülme yanlısı yazılar kaleme almaktadır). Birleşik Krallık Yeşilleri’nin ulusal programı da yine, ismen olmasa da, içerik bakımından büyüme-sonrası ya da büyüme-karşıtı yani küçülme yanlısı bir çizgidedir.

Küçülme çağrısı yapmak yanlı medyanın baskın olduğu bir ortamda politik intihar anlamına gelebilir. Küçülmenin yaygınlaşması, sağduyu haline gelmesi için daha çok saha çalışması yapmak gereklidir.

Küçülme çağrısı yapmak yanlı medyanın baskın olduğu bir ortamda politik intihar anlamına gelebilir. Küçülmenin yaygınlaşması, sağduyu haline gelmesi için daha çok saha çalışması yapmak gereklidir. Günümüz koşullarında, radikal bir parti ne kadar güç elde ederse, kendisini küçülmeden o kadar uzaklaştırmaktadır. Pablo Iglesias, önceden küçülme yanlısı “Son Çağrı” manifestosuna imza atmıştı. Fakat, The Economist”te de yazıldığı üzere, Podemos olgunlaştıkça, ‘küçülme’ ve ‘anti- kapitalizm’ gibi “çılgınca” fikirleri de ardında bıraktı. Latin Amerika’nın Yeni Sol’unda da benzer örnekler mevcut. Correa veya Morales, küçülmeye yakın felsefeleri olan ekolojik ve yerel hareketlerin desteğiyle seçilmişlerdi. İktidara geldiklerindeyse, “gerçekçi politika” ve büyüme bazlı bölüşüm politikaları ile, “yumuşak başlı sermayeyi” ve büyümeyi dayattılar.

En azından Avrupa’daki Yeni Sol partilerin büyümeyi temel hedefleri olmaktan çıkardıkları umulabilir. Ne yazık ki krizler yeniden, bu defa da ilerici bir hedef olarak sunulan büyüme hayalini canlandırdı. Katalonya’lı bir Podemos aktivisti bana “Bu günkü kriz ortamında düşünebildikleri tek çıkış yolunun büyüme olduğunu” söylemişti. Ancak bu tam olarak doğru değil: büyüme fikrinden uzaklaşmak hayal gücü ve cesaret gerektirse de imkansız değil. “Barselona en Comu”, programında büyümeye tek bir yer vermediği halde yerel seçimleri kazandı. Bu başarının altında yatan nedenler arasında küçülme fikrinin bu şehirdeki organik kökleri, şehir halkıyla etkin bir fikir alışverişinde bulunması ve Barselona’da yeşermekte olan alternatif dayanışma ekonomisinin olduğu göz ardı edilemez. Yine, birçok arkadaşım ve meslektaşım da vatandaşların geliri, yeşil vergiler, yeşil alanların geri kazanımı, belediyenin sorumluluğunda bir enerji kooperatifi kurulması, daha az kaynak kullanımı ve kaybı, sosyal konutlandırma gibi konuları içeren parti programı için çalışmalar yürütmüşlerdi. Yeni belediye başkanı Ada Colau’nun ik kararları arasında, yeni otellerin borçlarının ertelenmesi ve 2026 Kış Olimpiyatları ihalesinden geri çekilmek vardı. Katalonya’nın çevre bakanı, genç ve girişken bir muhafazakar olan Santi Villa ise Colau’yu bir ‘küçülme partisi’ne liderlik etmekle “suçlamıştı” (Şunu belirtmek gerekir ki kendisi de birkaç ay önce Parlamento’da iklim değişikliğiyle ilgili yürütülen tartışmalarda uluslararası fikirlerin savunuculuğunu yapmak adına,küçülme yanlısı ifadeler kullanmıştı).

Büyümesiz Keynesçilik

Podemos’un ekonomik programı, sıkça küçülme karşıtı fikirler içeren yazılar yazan iki Sosyalist-Keynesçi ekonomistten (Vicenc Navarro ve Juan Torres) esinlenmişti. Neyse ki bu programda büyümeye açıkça yer vermekten de kaçınılmıştı. Bu, büyüme olmayan bir Keynesçilik için umut olabilir mi? Bence, evet. Kaynakları, işçi sınıfının yararına ve yeşil bir perspektifle ele alan, bakım hizmetleri ve alternatif hizmetler sağlayarak az miktarda, ihtiyaç odaklı tüketimi teşvik eden, bütüncül bir yapıya sahip mali politikalar ve vergi yasaları pekala hayal edilebilir. Bu, Keynes’in bakış açısıyla örtüşmese de sürekli olarak durgun olan ekonomiler için bir seçenek olabilir.

Mali olanakları sınırlı olan belediyelerin aksine bir ulus devlet, sosyal faaliyetlerini büyüme olmaksızın yürütmekte zorlanabilir. En azından prensipte böyle düşünülse de ben, sağlık ya da eğitim maliyetlerinin her yıl %2 veya %3 büyümesi için herhangi bir sebep göremiyorum (Bu oranlar varsayılan ‘gerekli büyüme’dir). Oysa birikim yapmanın başka birçok yolu var: dış kaynak kullanımını ve pahalı harcamaları durdurmak, mega projelerin önünü kesmek ya da devletin sağladığı hizmetlerde yetkiyi dağıtmak. Örneğin önleyici sağlık ve çocuk bakımı hizmetleri sağlamak ve bunların sorumluluğunu dayanışma ağlarıyla paylaşmak. Küba ve Kosta Rika gibi görece daha fakir görülen ülkeler, sağlık hizmetleri ve eğitim konularında dünyanın önündeler. Daha yüksek varlık vergisi alınması da küçülmenin yaratabileceği gelir kaybını dengelemenin bir başka yolu. Yani, büyümesiz refah teorik olarak pekala mümkün, ancak henüz hiçbir sol parti bunu pratikte uygulamanın sonuçları üzerine düşünmeye cesaret edemiyor.

Önemli bir sorun borçlar. Büyüme olmayınca borçların, GSYİH içindeki oranı artar. Borçlanma oranları roket hızıyla artarken, geri ödemelerde de düşüş yaşanması muhtemeldir. Küçülme yönlü Keynesçiliğin pek desteklenmemesinin nedeni budur. Büyüme olmayınca, kamu borcu er ya da geç kararnameler ya da enflasyon yoluyla yeniden yapılandırılır. Tarihte bunun örnekleri mevcuttur. Ancak bu bir kez gerçekleştirildiğinde, tekrar edilemez. Yeni borçlar olmadan, mali genişleme sınırlıdır.

Kamu-borç sorununun yeri ve önemi İspanya ve Yunanistan örneklerinde farklıdır. Syriza’nın yükselişi, başka bir dünya’ umudunu besledi: partinin tabanı, özellikle de gençlik, çoğunluklaküçülme ruhuna aşina olan yeşil “ko-operatifçilerden”, – tam anlamıyla bu şekilde tanımlanması tartışmalı da olsa- “dayanışma ekonomisi” üyelerinden oluşuyordu. Ancak partinin daha tepelerdeki kadroları, açıkça büyüme yanlısı ifadelerde bulunuyor, büyümeyi kemer sıkmanın alternatifi olarak kavramsallaştırıyorlardı. Eurogrup ile yapılan müzakerelerde, Joseph Stiglitz’in “büyüme ibaresi”ni geliştirmek için kısa süreli bir girişimde bulunuldu: Yunanistan, borç ödemelerini büyüme ile ilişkilendirecekti. Bu tür girişimler “ultra radikal” olarak görülürken, büyüme olmayan bir dayanışma ekonomisinden bahsetmekse çılgınlıktan bile daha çılgınca olurdu.

Dayanışma Ekonomisi

Bazı yabancı yorumcular “Troika”ya hayır demenin ve Euro sisteminden çıkmanın küçülmeye ve dayanışma ekonomisine giden bir yol olabileceğini umut ediyorlar. Ne var ki, Yuanistan’da bu fikri destekleyen politik bir güç yok. Syriza’nın drahmi yanlısı Sol’u, şimdi “Popular Unity” adlı ayrı bir parti olarak örgütlenmiş durumda. Bu partinin, son derece üretim yanlısı bir duruşunun olmasının yanında, partinin lideri enerji bakanı olduğu dönemde yurt içi kömür üretimi planları yapmak ve endüstriye yakıt desteği vermek gibi sorunlu bir geçmişe sahip. Yunanistan’daki dayanışma ekonomisi ise, gün geçtikçe büyümesine ve bazı önemli kazançlarına rağmen halen oldukça marjinal bir çizgide duruyor (İspanya’dakinden çok daha küçük) ve ağları, bir ekonomik geçiş dönemi yaşanması halinde halkın ihtiyaçlarını karşılayabilecek derecede güçlü değil. Şimdilik, Euro’dan yumuşak bir ayrılma mümkün değil. Alexis Tsipras’ı korkutan ve yeni bir memorandum imzalamasına yol açan da, geçiş döneminde ihraç edilen gıda ve ilaçlarda yaşanabilecek kıtlık ve ekonomik kaos endişesiydi. Japonya gibi, mali ve parasal bağımsızlığı olan, borç ve kaynakları kendi para birimine göre düzenleme olanağı olan ülkeler, büyüme olmaksızın refah ve istihdam sağlayabilme konusunda daha avantajlılar. (Japonya’da 10 yıldan fazladır büyüme görülmüyor: ekonomistlerin gözünde kayıp bir on yıl) Ancak tabi ki büyüme olmayan bir kapitalizm hayal edilemez ve Japonya da yeniden büyümeyi sağlayabilmek için büyük bir çaba harcıyor.

Politik güç sahiplerinin bir küçülme programıyla iktidara gelebilmeleri imkansız olduğundan, küçülme yanlıları son dönemde değişimin devlet aracılığıyla değil ancak tabandan gelebilecek bir hareketle gerçekleşebileceğini tartışıyorlar. Bu, “gönülsüz” bir şekilde, büyüme eksikliği nedeniyle, ekonomi durgunlaştığında vatandaşların kendi içlerinde organize olmasıyla gerçekleşecek. Dönüşümün gönüllü bir şekilde “küçülme” adına değil, ekonomideki gerçek bir durgunluğun sonucunda yaşanacak bir adaptasyon süreci olarak gerçekleşeceğine katılıyorum. Fakat bunun aynı zamanda devleti ele geçirmeden, sivil toplum örgütleri ve siyasi kuruluşların taban hareketleri ve yeni kurumlarla bir araya gelmeden nasıl gerçekleşebileceğini bilmiyorum.

Şu an hiçbir politik sol parti büyümeyi açıkça sorgulamaya cesaret edemiyor olabilir. Ancak bence, uzun vadede, gönüllü ya da değil, Avrupa solunun büyümesiz yönetimi düşünmekten başka çaresi yok (Latin Amerika solu için, zaten şişirilmiş bir ekonomiye bel bağlamadıklarından, durum farklıdır). Büyüme ekolojik olarak sürdürülemez olmanın yanında, ekonomistlerin (Piketty’den Lawrence Summers’a ve kalıcı durgunluk teorisyenlerine kadar) açıkça itiraf ettikleri üzere, gelişmiş ekonomiler için de sürdürülemez hale gelmektedir. Büyüme olmayan kapitalizm henüz ham bir düşünce. Küçülme, tutarlı bir teori, plan ya da politik hareket değil. Ancak üzerine düşünmenin zamanı gelmiş, Sol’un daha fazla yok sayamayacağı bir hipotez.

Yazının İngilizce Orijinali

Yazı: Giorgos Kallis. Leverhulme Misafir Profesörü, Gelişme Çalışmaları Bölümü, SOAS (School of Oriental and African Studies, Londra)

Yeşil Gazete için Çeviri: Deniz Menteşeoğlu

(Yeşil Gazete, New Internationalist)