(Nilay Vardar / Bianet – 15 Aralık 2015)

Bağlayıcılığı olmayan Paris Anlaşması ile 2100’e kadar küresel ısınmayı 1,5-2 derece arasında tutmak mümkün mü? Anlaşmanın Kyoto’dan farkı ne? Olumlu, olumsuz yanları neler?

İklim değişikliğini önlemek için imzalanan Paris Anlaşması’yla ilgili merak edilenleri İstanbul Politikalar Merkezi’nden (İPM) Dr. Ümit Şahin ve İPM Araştırmacısı Ethemcan Turhan anlattı.

30 Kasım-11 Aralık’ta Paris İklim Zirvesi olarak bilinen 21. BM İklim Değişikliği Taraflar Konferansı’nda (COP21) iklim değişikliği ile mücadele konusunda tüm dünyanın beraber harekete geçeceği bir anlaşma metni imzalandı.

195 ülkenin delegesinin desteği ile imzalanan anlaşmanın en önemli hedefi, iklim değişikliğini 2100’de sanayi öncesi döneme göre 2 ila 1.5 derece arasında sınırlandırmak.

Bu da her ülkenin BM’ye sunduğu 2030’a kadarki sera gazı emisyon hedeflerini sunan ulusal katkı niyet hedefleri INDC (Intended Nationally Determined Contributions) ile mümkün olacak.

Türkiye, ulusal katkı hedefini 2030’a kadar sera gazı emisyonunu olası büyüme senaryosu üzerinden yüzde 21 azaltmak olarak açıkladı.

Peki bağlayıcılığı olmayan bu anlaşma ile 2100’e kadar küresel ısınmayı 1,5-2 derece arasında tutmak mümkün mü? Anlaşmanın Kyoto’dan farkı ne? Anlaşmanın olumlu, olumsuz yanları neler?

TIKLAYIN – PARİS ANLAŞMASI İMZALANDI, UZMANLAR NE DEDİ?

Çok büyük başarı değil, ama dönüm noktası

b1

Ümit Şahin ve Ethemcan Turan, Minerva Han’da İPM – Sabancı Üniversitesi- Stiftung Mercator Girişimi’nin panelinde konuştu.

Ümit Şahin, anlaşmanın Kyoto’dan farklarını ve olumlu, olumsuz yönlerini anlattı:

* Paris Anlaşması’nın çok büyük bir başarı olduğu söylemi yanıltıcı. Çok önemli bir dönüm noktası olduğu doğru, çünkü 2009’daki Kopenhag Zirvesi’nde 2020’de Kyoto’nun yerine geçecek bir anlaşma imzalanmaması iklim aktivistlerinde büyük bir depresyon yaratmıştı. Yeni bir anlaşma imzalanmasıyla bu ortadan kalktı.

* Özellikle ABD’de de aşırı sağın yürüttüğü iklim değişikliğinin varolmadığı ya da insan kaynaklı olmadığı tezi çöktü.

* Paris Anlaşması’nda Kyoto’dan farklı olarak sıcaklık hedefi kondu. Sıcaklığın 2 derece ve mümkünse 1,5 derecede sınırlandırılması gerektiğinde uzlaşıldı. Bu 1,5 derece ısrarı da iklim değişikliğinden en çok etkilenecek hassas ülkeler sayesinde oldu.

Ulusal hedefler revize edilmezse 3,5 dereceye kadar ısınacağız

* Bu anlaşmanın imzalanması ülkelerin üstten bir dayatma ile değil, sera gazı azaltım hedeflerini kendilerinin belirledikleri ulusal katkı hedefleri (INDC) mümkün oldu. Ancak anlaşmanın en önemli kısmını oluşturan ulusal katkı hedefleri için bir bağlayıcılık yok.

* Ancak iklim değişikliği için yazılan bu anlaşma iklim değişikliğini engellemeyecek. Çünkü ülkelerin sunduğu ulusal katkı niyetleri ile dünya 2,7 ila 3,5 arasında ısınacak. Bunun için beş yılda bir ulusal katkıların revize edilmesi istendi. Ancak 2025’e kadar böyle bir zorunluluk yok. Oysa olması gereken ülkelerin hemen ulusal katkılarını revize etmesi. Çünkü bu ulusal katkılarla ısınma 1,5-2 derece arasında tutulamayacak.

Karbon bütçesi olması olumlu

* Kyoto’da sera gazını yüzde 5 azaltım hedefi vardı ancak karbon bütçesi yoktu. Bu anlaşmaya karbon bütçesi tanımı girdi. Yani şöyle ki, dünya sanayi öncesi döneme göre 1 derece ısındı, 2 derecede bunu sınırlandırmak için dünyaya 2100’e kadar en fazla 1 gigaton karbondioksit salınabilir. Buna dünyanın karbon bütçesi diyoruz. Bu karbon bütçesi, ülkelerin ulusal katkı hedeflerine rehber oluşturacak.

* Anlaşmada 2050’de 0 karbon hedefi olmalıydı. Ancak muğlak bir ifadeyle 2050 ila 2100 arasında karbon nötralizasyonunda bahsediliyor. Karbonsuzlaşmadan söz edilmiyor. Nötralizasyonun ne olduğu da bilimsel değil.

Her yıl 100 milyar iklim finansmanı

Ethemcan Turan, anlaşmanın uyum ve finansman kısmını anlattı:

* Anlaşmayı hem gelişmiş hem de gelişmekte olan ülkelerin tamamı imzaladı. Gelişmiş ülkeler başı çekmeli, gelişmekte olanlar çabalarını iyileştirilmeli deniyor. Ancak ortak ve farklılaştırılmış denen sorumlulukların ne olduğu muallak.

* 92’den beri konuşulan iklim borcu meselesi var. Gelişmiş ülkeler fosile dayanan sanayileşmeleri nedeniyle atmosferde adil tüketim gerçekleştirmedi, bu yüzden de gelişmekte olan ülkelere iklim borcu var. Bu yüzden 2020’den itibaren her yıl gelişmekte olan ülkelere 100 milyar dolar iklim finansmanı sağlanacak.

İklim finansmanı sadaka değil, haktır

* Türkiye Kyoto’da gelişmiş ülke kategorisinde yer aldığı için bu sefer gelişmekte olan kategoriye girip iklim finansmanından faydalanmak istiyordu. Ancak statüsü değişmesi ve finansmandan faydalanamayacak.

* İklim değişikliğinden en çok etkilenecek ülkeler için uyum ve zararlar mekanizmaları kondu. Ancak ABD şerh koyarak tazminat hakkını kaldırdı. Sonuçta iklim değişikliğinden en çok etkilenecek ülkeler ona en az katkı sunanlar. İklim finansmanı bir sadaka değil, tazminat hakkıdır.

* Anlaşmada kömür ve petrol gibi fosil yakıtlara atıf yok. Ancak zirve sürerken Allianz kömürden çekildiğini açıkladı. Bu çok önemli, Türkiye de buna ayak uydurmalı.