(İstanbul’un Gizemleri, F: M. Oktar Güloğlu / Atlas Dergisi)

Son yıllarda İstanbul ve yakın çevresinde birbiri ardına ortaya çıkarılan arkeolojik bulgularla insanlık tarihine ilişkin önemli bilgiler elde edildi. Küçükçekmece Gölü’nün yaklaşık bir buçuk kilometre kadar yakınında bulunan Yarımburgaz Mağarası bunlardan biridir. Yukarı ve Aşağı Mağara olmak üzere iki bölümden oluşan Yarımburgaz Mağarası’ndan çıkarılan taş aletlerle, ilkel insan izlerinin 400 bin yıl öncesine dayandığı ortaya çıktı.

Bu mağaranın Pleyistosen (yaklaşık 2 milyon 500 bin yıl öncesinden günümüze ulaşan kayaç katmanlarının başlıca iki bölümünden yaşlıca olanı ve kayaçların çökeldiği zaman dilimi) arkeolojisi bakımından taşıdığı önem de gün geçtikçe daha çok inceleniyor ve üzerinde daha çok tartışılıyor. Bu salt jeolojik bakımdan bir ilgi değil. Prehistorya (tarihöncesi) alanında çalışan insanların da İstanbul’daki odak noktalarından biri oldu.

Yarımburgaz Mağarası’ndaki Pleyistosen arkeolojisiyle ilgili çalışmalar ağırlıklı olarak 1988-1990 yılları arasında gerçekleşti. Bu çalışmalar sırasında sadece kültür tarihiyle ilgili değil, ayrıca jeomorfoloji, tafonomi ve arkeozooloji çalışmaları da yapıldı.

Yarımburgaz kazılarında bulunan maddesel kültür ürünlerinin, Orta Pleyistosen boyunca, aynı genel kültür çerçevesinde üretildiği düşünülüyor. Bu buluntular, o dönem insanının düşünce yapısının, doğayla mücadelesinin anlaşılması bakımından önemlidir. Yaygın kabul gören saptamalardan biri şu: Burada bulunan taş aletlerin görünümü kaba ve ilkeldir; ancak bu aletler işlevseldir ve planlı olarak yapıldıklarını gösteren bir deney birikimini düşündürmektedir. Dolayısıyla aletlerin yapımı sırasında teknolojik olarak ne gerekiyorsa yalnızca o yapılmıştır ve o dönem için bilinmeyen ya da gereksiz görülen ayrıntılara zaman ve emek harcanmamıştır.

İstanbul’un ve insanlığın tarihinde büyük önem taşıyan Yarımburgaz Mağarası, yakın tarihte burada başlayan İSKİ inşaatı ve mağaranın 1986 yılına kadar kimi filimler için sete dönüştürülmesi yüzünden yoğun olarak tahrip edilmesine neden olmuş.

Mağaradaki arkeolojik kazılar 1986’da yeniden başlamış. Ancak bu zamana kadar, mağaradaki geç antikçağ ve Bizans çağı yerleşimleriyle ilgili kalıntılar ve mağaranın tarihi bakımından son derece büyük öneme sahip sarkıt ve dikitlerin büyük kısmı hasar görmüş, bir kısmı yok olmuş. Yarımburgaz Mağarası’nı gezmek, İstanbul’da Paleolitik Çağ’da yaşamış olanların kendilerine yaratabildikleri ortamı anlamak bakımından çok önemli. Yarımburgaz Mağarası başta olmak üzere İstanbul’un ve insanlığın tarihinde önemi tartışılmaz oluşum ve yapıların korunması büyük önem taşıyor.