(Ali Arif Cangı / Haber Ekspres – 21 Aralık 2015)

Bu köşede 13 Temmuz 2015 tarihinde İzmir Körfezi’ne tüp geçit ve köprü çılgınlığını yazmıştım ve “gerçekten Körfezi körfez olarak kullanmak mı istiyorsunuz, yoksa uçuk kaçık projeler için deneme sahası olarak mı görüyorsunuz?” sorusunu ortaya atmıştım. (http://www.haberekspres.com.tr/korfeze-tup-gecit-ve-kopru-mu-makale,3793.html)

Uçuk kaçık diye nitelendirdiğim proje meğerse ne kadar önemliymiş, herkes “benim projem” diyor. Projenin Ulaştırma Bakanı Binali Yıldırım’a ait olduğunu sanıyorduk, yanılmışız, başka sahipleri de varmış. İzmir Büyükşehir Belediyesini eski başkanlarından Burhan Özfatura, “bu proje bizim idealimizdi” diyor, şimdiki  başkanı Aziz Kocaoğlu da projeye sahip çıkmış “hatta 2004 ya da 2005 yılında, dönemin Bayındırlık Bakanı Zeki Ergezen ve Ulaştırma Bakanı Binali Yıldırım ile birlikte yaptığımız bir toplantıda bu projeyi ilk öneren de benim” demiş. Sayın Kocaoğlu bu sözleri Katip Çelebi Üniversitesi’ni ziyareti sırasında söylemiş, görüşmede üniversitenin danışmanı, eski AKP milletvekili, İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı adayı Taha Aksoy da varmış.

Bununla da kalmadı, bir  gazetenin ‘Ege’ eki cumartesi sayısını neredeyse tamamen bu konuya ayırmış, vatandaşlar, sivil toplum örgütleri projeyle ilgili görüşlerini gazete ile paylaşmışlar, sonuç % 69 Evet, % 31 Hayır çıkmış. Dahası var; kentin ‘önde gelen isimleri’ de projenin İzmir’e çok şey katacağını açıklamışlar. Kimler kimler var; “lider yaratıcılar” mı istersiniz, sanayici ve işadamları derneği, oda ve borsa yöneticileri var, her nedense akademik meslek odaları yok. Bir de müteahhitler dernekleri “İzmir’in çıkarları için ortak akılda buluşalım” diye bir sayfalık ilan vermişler, projeye ilişkin dava açacaklara aba altından sopa gösteriyorlar.

13 Temmuz tarihli yazımda da söz etmiştim, bu işin uzmanı olan meslek odalarından Mimarlar Odası İzmir Şubesi’nin değerlendirmeleri ise olumlu değil, yayınlanan değerlendirme raporunda; “…Körfez geçişi köprü-tünel-ada projesi İzmir kent içi ulaşım sorunlarının çözümüne yönelik bir proje değil, bunun yanı sıra köprü ayakları ve yapay ada körfez dip akıntıları ve su sirkülasyonuna ciddi engel oluşturacak, bu şekilde körfezin deniz suyu temizliği süreci olumsuz etkilenecek, projeyle İzmir Körfezi için yaşamsal bir çevre sorunu-felaketi yaratılmış olacak…”deniyordu.

Yer bilimciler de ‘İzmir’in önde gelen isimleri’ gibi düşünmüyorlar. Dokuz Eylül Üniversitesi öğretim üyesi Prof. Dr. Coşkun Sarı ile İstanbul Teknik Üniversitesi öğretim üyesi Prof. Dr. Ahmet Ercan fay kırığı, deprem ve tsunami uyarısında bulunuyorlar.

Projenin 3,5 milyar liraya mal olacağı hesaplanmış. Mimarlar Odası İzmir Şubesi bu parayla İzmir’in diğer ulaşım projelerinin tamamının gerçekleştirilebileceğini, kent içi ulaşım sorunlarının gelecek on yılları kapsayacak şekilde ve kalıcı olarak çözülebileceğini hesaplamış.

‘Ortak akıl’ deniyor ya benim aklımın almadığı, bu kadar tartışmalı bir projede neden ısrar edilir? Gerçekten İzmir’in böyle bir projeye ihtiyacı var mıdır, yoksa projeyle birilerine kaynak mı aktarılmak isteniyor? ‘Ortak akıl’ denen şey ‘birilerinin ortak çıkarı’ olmasın? Bir başka soru daha; İzmir Büyükşehir Belediyesi başkanı projeyi neden kıskançlıkla sahipleniyor, ‘çılgın’ diye tanımlanan uçuk kaçık lüzumsuz projeler konusunda CHP’nin AKP ‘den bir farkı yok mudur? İzmir’in üniversiteleri, demokratik kitle örgütleri, sendikaları, diğer siyasi partiler, sivil toplum örgütleri, çevre örgütleri  de bu projeyi destekliyor mu?

Açık söyleyeyim benim bu işe aklım ermiyor, ama bildiğim ve herkesin bilebileceği bir şey var; “ne pahasına olursa olsun büyüme” anlayışının ürünü olan bu tür projelerin kırılgan hale gelmiş olan ekosistem üzerindeki baskıyı daha da artırdığının bilimsel olarak kanıtlanmış olduğu. Peki ama buna mahkum muyuz? Mahkum değiliz diyorsak, yaşamı tehlikeye atan bu politikalara karşı, insanın kendisine ve doğaya yabancılaşmasının önüne geçmeliyiz. Çıkar birlikteliklerinin tehditlerine aldırmadan, çocuklarımız ve dünyanın geleceği için doğayla uyumlu  yaşamı kurmak zorundayız.

Aliağa’ya daha fazla termik!

24 Ağustos ve 31 Ağustos 2015 tarihlerinde Aliağa gözden çıkarıldı mı? başlıklı iki ayrı yazı yazmıştım. Yazının ilkinde; henüz yargısal denetim tamamlanmadan merkezi ve yerel yönetimlerin verdiği izinlerle çalışan İzdemir Termik Santrali’nden söz etmiştim, Danıştay’ın bozma kararına rağmen faaliyetini sürdürmesi yetmiyormuş gibi ikinci ünite için Çevresel Etki Değerlendirmesi (ÇED) sürecinin başlatıldığını  yazmıştım. Bu konuda yeni gelişmeler var; İzmir Valiliği Çevre ve Şehircilik İl Müdürlüğü’nün internet sayfasında 27 Kasım 2015 tarihinde İnceleme Değerlendirme Komisyonu (İDK) toplantısının 3 Ağustos 2015 tarihinde yapılacağı duyuruldu. Yanlış okumadınız 3 Ağustos’ta yapılan İDK toplantısının duyurusu yaklaşık üç buçuk ay sonra yapıldı. Daha önce halkın katılımı toplantısı da tepkiler üzerine yapılamamıştı. Bu kadar ciddiyetsiz yürütülen sürecin sonuna gelinmiş durumda, 15 Aralık 2015 tarihinde de İDK’nın ÇED Raporunu yeterli bulduğu ve nihai kabul ettiği duyuruldu.
Şimdi on gün içinde yani 25 Aralık mesai bitimine kadar Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’na ya da Çevre ve Şehircilik İl Müdürlüğüne mektupla, faksla, e.posta ile ya da elden dilekçe ile itirazlarımızı iletmeliyiz. Bundan 25 yıl önce Konak’tan Gencelli’ye insan zinciri haline gelen İzmirliler termik santralı engellemişlerdi, şimdi sıra bizde.
Benim merak ettiğim; CHP’li İzmir Büyükşehir Belediyesi yönetimi bu proje için ne görüş bildirdi? Yoksa buna da mı sahip çıktı?