(Ebru Nihan CELKAN* / Evrensel – 3 Ocak 2016)

Küçük çocuk ağlayan gözlerini sil
içinde hissettiğin korkuyu sana nasıl açıklayabilirim
çünkü sen bu kötü dünyaya doğdun
insanın insanı öldürdüğü ve kimsenin nedenini bilmediği**

Günter Grass tarafından yazılan Teneke Trampet (Die Blechtrommel) yetişkinlerin anlaşılması zor, karmaşık, yalanlarla dolu dünyalarını paylaşmak yerine hep üç yaşında kalmaya karar veren Oscar karakteri üzerinden savaşı anlatır. Büyükleri anlayamayan ve anlamak istemeyen Oscar 3 yaşına bastığında kendisine hediye edilen trampet ve tiz çığlıklarıyla duygularını ifade etmeyi konuşmaya tercih eder. Trampet ve çığlık toplumun suç ortaklığını, faşizmin “kahramanlık” örtüsüne bürünen bayağılığını ifşa etmek için Oscar’ın kullandığı yöntem haline gelir. Romanda Nazi Almanya’sının merhametsizlik ve vahşet ile yoğrulan dönemi tüm çıplaklığıyla ele alınır. Bu çıplak anlatım zaman zaman okuyucuyu iğrenme hissi yaratacak betimlemelerin kullanılmasıyla tahammülü zor bir noktaya getirir. Oscar babasının ölümüyle büyümeye başlar ancak bu sefer de bedeninin cüce kalması nedeniyle “normal” hayat onu kabul etmeyecektir. Savaş boyunca yağmalanmış şehirlerden çocuk haliyle geçen Oscar’ın çocukluğu, yetişkinliği ve akıl hastanesi sonrası yılları savaş tarafından gasbedilmiştir.

KURU GÜRÜLTÜDEN ÇOCUKLARI DUYAMIYORUZ

Bugün Türkiye’de teneke trampetlerini bangır bangır çalıyor, en tiz çığlıklarıyla bize sesleniyor çocuklar. Sesi duymak için kulaklarınızı hayata çevirmeniz gerekiyor. “Büyük büyük” adamların kocaman süslü sözlerle itelediği, dayattığı ideolojiler çocukların sesini boğuyor. Dev gibi laflarla bezenen hantal, soğuk ve renksiz makro politika saldırısı insan olduğumuzu unutturmak için tıkır tıkır çalışıyor. Gerçek hayat teorik makro politika değildir. Erkekler konuşuyor, çocuklar öldürülüyor. Savaş söylevlerinin yok saydığı, görmezden geldiği fakat kurşunların hedefi olan çocukların ve kadınların seslerini duyulur kılmanın yollarını bulmalıyız. Yaşanan bu süreçte insan hayatını ve kutsallığını olması gerektiği gibi gündeme taşımanın, öncelikli kılmanın yollarından biri somut talepleri olan inisiyatifleri harekete geçirmek.

İşte bu arayışlardan biri 22 Aralık 2015 tarihinde harekete geçti. “Çocuklar için Barış Hemen Şimdi!” ana talebiyle aralarında çocuk ve insan hakları örgütlerinin, sendikaların, meslek örgütlerinin, kadın ve LGBTİ örgütlerinin ve sivil inisiyatiflerin de bulunduğu elliden fazla kurum bir araya gelerek çatışmaların durmasını talep etti. Yayınlanan ortak açıklamada Suruç’ta yaşanan katliamdan bu yana en az 44 çocuğun hayatını kaybettiği belirtilirken, hayatta olan çocukların da eğitim, sağlık, güvenli ortamda büyüme, barınma gibi haklarından mahrum kaldıkları ve bu şekilde çocukların ihmal ve istismar edildiklerinin altı çizildi. Açıklamayı takip eden süreçte 26-27 Aralık 2015 tarihlerinde Diyarbakır’da toplanan inisiyatifler burada da taleplerini dile getirirken çözüme yönelik yol haritalarını takip etmeye devam ediyorlar. Sadece bir bildiri açıklamanın ötesinde çeşitli illerde basın açıklamaları aracılığıyla “Çocuklar için Barış Hemen Şimdi!” taleplerini dile getirmeyi sürdürüyorlar.

Herkesin bu süreçte barış için yapabilecekleri var. Çaresiz değiliz. “Ben ne yapabilirim?” diye düşünen fakat bir yol bulamayanlar, medyanın büyük bir çoğunluğunun sessiz kalarak yok saydığı veya sansürlediği bu ve benzeri barış girişimlerini dillendirerek görünür olmalarını sağlayabilirler.

YERYÜZÜ CENNETİNİN ŞAHİTLERİYİZ

Türkiye’de insana dair, yaşamaya ve yaşatmaya dair, özgürlüğe dair ters giden birçok konu var ve önümüzde zor günler olduğunun çoğumuz farkındayız.. Bir mucize olmadığı sürece vicdanını bu mahşer yerinde korumaya ve yaşanan insan hakları ihlallerine kör kalmamaya niyetli insanlar için yürünecek sıkıntılı bir yol var. Fakat trampetleri duyanlar için durmak, susmak veya vazgeçmek mümkün değil. Zaman zaman yorulmak meşru ve anlaşılabilir. İşte o zamanlarda yani umutsuzluğa meyil verdiğimde kendime şunu hatırlatıyorum; “biz 2013 Haziranında yeryüzü cennetinin mümkün olduğunu gördük”.  Herkes için eşitlik ve özgürlük idealini çok kısa bir süre olsa da yaşadık. Bu deneyim, sadece tek başına bu deneyim bile inancımızı sağlam tutmak için yeterli değil mi? Nostaljik bir hayale dalmaktan bahsetmiyorum. Gerçekleştiğini gördüğümüz bir rüyanın devamını getirmek için inancımızı diri tutmaktan bahsediyorum. Aynen “Çocuklar için Barış Hemen Şimdi!” hareketinin yaptığı gibi yola koyulmaktan bahsediyorum. Yeryüzü cennetinin şahitleri olarak hiçbir şey için olmasa da küçük çocukların yaşamaya devam edebilmesi için umudu dinç tutmaya söz verelim mi?

Küçük çocuk yolu göstermelisin
tüm gençler için daha iyi bir güne
çünkü sen bütün dünyayı görmek için doğdun
hepimizin sevgi ve barış içinde yaşayacağı bir dünyayı
başkanlar yok ve tüm savaşlar sona ermiş

*Oyun Yazarı
**White Lion – When The Children