(Şanver İsmailoğlu / Bianet – 10 Ocak 2016 – Foto: Ağaoğlu’nun katil projesi Maslak 1453)

Doğa düşmanı yollar, santraller, köprüler, HES’ler ve bilumum sanayi yapıları henüz insanlığın sonunu getiremediyse de, kuruldukları alanlarda daha şimdiden birçok canlı türünü yok etmeyi ya da göç ettirmeyi başardı.

‘Eskiler’  bina ile zina artarsa dünyanın sonu gelecek derlerdi de biz gülerdik. Çünkü eğitimini aldığımız jeoloji bilimi, dünyanın sonunun aşırı ısınma ya da aşırı soğuma ile olabileceği üzerine iki ayrı teoriyi tartışmaktaydı uzun zamandır. Bu üçüncü teori o yüzden bilim çevrelerinde hak ettiği değeri bulamadı ve yeterince tartışılmadı! Gerici bir paye de verilerek uzun zamandır gündem dışına itildi. Oysa bu teoriyi ileri sürenlerin oldukça ileri görüşlü oldukları bu günlerde daha iyi anlaşılıyor!

Tam bu konuda bir şeyler yazmayı düşünürken- zina kısmına karışmam ama bina kısmı konuşulmaya muhtaç bağlamında- gel gör ki zina kısmı da konuşulmaya muhtaçmış. Sadece zina olsa neyse, Diyanetin fetvasıyla ensest de devreye girdi.

Biz bina kısmı ile başlayalım yine de. Uzun zamandır ülkemizin ekonomisinin ana motorunun inşaat sektörü olduğu herkesin malumu. Öyle ki, devlet ,‘tüyü bitmemiş yetimin hakkı’ olan kamu binalarını, işletmelerini, kombinalarını, ezcümle her şeyini haraç mezat satarken, karşı çıkana vatan haini demek vaka-i adiyeden olmuşken, bir yandan da kendisi bina yapmaya başladı. Adına TOKİ denen, içinde insan gibi yaşamak hariç, her derde deva olan kıyamet alametleri. Dere yatakları, taşkın alanları, suya en yakın olmaları nedeniyle ranta en uygun alüvyonal araziler, ormanlar, zeytinlikler, sit alanları, sit özelliği olan jeolojik yapılar ne varsa bu amaçla yerle yeksan edilip bu kıyamet alametlerine dönüştürülüyor. Bina deyince elbette sadece apartmanı anlamamak gerekiyor. Doğa düşmanı yollar, santraller, köprüler, HES’ler ve bilumum büyük sanayi yapılarını da düşünmek gerekir.

Bu yapılar henüz insanlığın sonunu getiremediyse de, kuruldukları alanlarda daha şimdiden birçok canlı türünü yok etmeyi ya da göç ettirmeyi başardılar! Sayıları arttıkça etkileri de katlanarak artıyor.

Bunu söylerken kastım elbette İstanbul Boğazını yüzerek geçmeye çalışan domuzlar değil! Ama İstanbul ormanlarının yok edilmesine karşı yüzerek ilk tepkiyi koymaları ve ‘Büyük Medya’nın ilgisine mazhar olmaları hasebiyle en büyük payeyi onlara vermek gerekir. Yaşasın domuzlar! Adlarını temize çıkarıp, ironik anlamıyla domuzluğu gerçek sahiplerine iade ettikleri için de tarihsel bir görev gördüler.  Benzer karşı çıkışları yerinden yurdundan edilen diğer canlı türleri de gösteriyordur kendi çaplarında ama henüz domuzlarınki gibi bir eylem ile taçlandıramadılar. Ama umutluyuz.

Gerçi ben geçtiğimiz aylarda  gece yarısı; Dikmen sırtlarındaki gecekonduların yıkılıp yerlerine koca koca bloklar dikildiğinden  bu yana, çöpler de ‘uygar bir şekilde  çöp konteynerlerine atıldığından’, dost gecekondu  halkının  verdiği kemiklerden mahrum kalan 115 sokak köpeğinin (tek tek saydım) ortak bir eylemine tanık oldum. Kemik niyetine adı bende saklı bir araba modelinin tampon kısmını ısırmaktaydılar. Üstelik bu eylemi ertesi gece aynı saatte, aynı arabaya saldırarak tekrarladılar. İleride birleşik, organize bir eylem türünü bütün canlılardan bekliyoruz…

İnsanlar bu ortak eylemlere katılır mı bilmiyorum, henüz o yönde bir işaret yok. Çünkü onlar daha henüz durumu kavrayamadılar. İnsanı nefes alamaz duruma getiren, adeta boğan bina yoğunluğunun ve buna paralel olarak artan trafik yoğunluğunun, korna sesinin, egzoz gazının psikolojilerini ve sağlıklarını nasıl etkilediğini anlamaları zaman alacak. Çünkü psikoloğa gitmek bizde makbul sayılan bir durum değildir. Ama son günlerde kalitesiz kömür ve egzoz gazı dayanışmasıyla kat kat aşılan hava kirlilik limitleri, sağ olsun ‘büyük medyamız’ın dikkatinden kaçmadı. Halkımızı uyardılar, artık gerisini halkımız halleder!..

Böylece bina-zina teorisinin bina kısmı temize çıkmış oldu! En azından şimdilik hayvanlar âleminde. Teori;  sosyolojik bağlamda hala geliştirilmeye muhtaç olsa da, soğuma teorisini geride bırakarak, sera gazları dopingi ile öne geçen ısınma teorisinin tek rakibi olmayı başardı!

Farkettiğiniz üzere sözü gereksiz yere uzatmamın nedeni, teorinin ikinci kısmının farklı bir uzmanlık alanının konusu olması hasebiyle, o topa girmek istemeyişimden. Son yıllarda siyasi hayatımızı yakından ilgilendiren kaset konusuna da bu yüzden hiç ilgi duymadım. Hiçbir kaseti de izlemedim. Elbette izleyenlere -ki onlar kendilerini bilir, ahkâm kesecek de değilim. Ayrıca, bazılarının siyasi hayatının sonunu getirecek etkiyi gösterebilmelerine rağmen, dünyanın sonunu getirecek yoğunluğa ulaşıp ulaşmadıklarını da bilecek durumda değilim. Ben bilmiyorum ama elbette birileri biliyordur. Bu konuda onların konuşması daha doğru olur diye düşünüyorum. Son günlerde bu konuda bazı emareler de belirmekte üstelik. Bekleyip görelim derim. Ayrıca şu Diyanet fetvası konusu da can sıkıcı. Şimdi bu konuda bir şey söylemeye kalkarsın, yarın montaj olduğunu ispat ederler rezil olursun! Riskli alan. En iyisi mi kepazeliğin bu kadarı da olmaz gibi yuvarlak bir sözle konuyu geçiştirmek. İkinci fetvaya kadar durumu böylece idare etmiş oluruz. Belki fetva insanlık âlemine ilişkin değil de, yine uzmanlık alanıma girmeyen hayvanlar âlemine ilişkindir! Velhasıl gelişmelere bakınca Dünya’nın değil ama insanlığın sonunun bina ile zina dan geleceği kesin gibi!..