(Hakan Aksay / T24 – 24 Ocak 2016)

Algı çok önemli, algı!

Bazen şık bir fotoğraf verirsin; halk anında inanır, güvenir, hatta hayran olur.

Yanına o an işine yarayacak birilerini alırsın, arkana da mesaja uygun bir “fon” yerleştirirsin.

Al sana “algı”!

E, “algı”yı alan da eşek değil ya; tıpış tıpış gidip oyunu verecek herhalde, di mi?

Gün gelir, arkana koskoca bir sarayı alır görüntü verirsin.

Gün gelir o sarayın merdivenlerine acayip bornozlu adamlar yerleştirir aralarından süzülürsün.

Gün gelir Avrupa’nın liderini altın varaklı, hilalli koltuklarına oturtup dünyaya havanı atarsın.

*   *   *

Bu sefer gündemdeki “algı operasyonu” hazırlığı, 23 Nisan’da açılışı yapılacak “Çiçek ve Çocuk” temalı Expo 2016 Antalya ile ilgili…

23 Nisan, çocuklar falan önemli tabii… Antalya’da “imaj çalışması” ve para kazanma amacı da çok önemli.

Biliyorsunuz, en son 15-16 Kasım 2015 G20 Zirvesi’nde süper bir Antalya çehresi sergileyip herkesin övgüsünü almıştık.

Bütün dünya Antalya’ya gelmek üzere valizlerini toparlamaya başlamıştı.

Birkaç gün sonra Rus uçağına bir füze…

12 Ocak’ta da Sultanahmet’te IŞİD’den bir bomba…

Ne Rus turist kaldı ortada, ne de Avrupalı…

Antalya’da turizm ellerinizden öper.

Şimdi 23 Nisan’da ne yaparlar ve sonrasında ne olur, bilemiyoruz…

*   *   *

Bu seferki “algı” üzerinde çalışırken, Bursa’dan, Ankara’dan, Manisa’dan, Isparta’dan ve Antalya’nın çeşitli yörelerinden yaklaşık 3 bin ağacın “fon” olarak kullanılmasını emretmişler.

Ağaçlar hemen yakalanıp getirilmiş.

“Kurur orada efendim, tutmaz” diyenler ağızlarının payını almış.

Ama bir de fikir lazım tabii bütün bu “fon”a: Mesela, EN büyük, EN kalın, EN yaşlı falan gibi bir nesnenin “ayrı bir muamele görerek” ileri çıkarılması gibi…

Saray hokkabazlarından biri atılmış, taklalar atarak Hükümdar’ın huzuruna çıkmış ve demiş ki:

“Sultanım, siz en büyük lider olduğunuza göre, sizin en büyük ağaç fonunda şey etmeniz münasiptir. Elimizde 1000 yıllık, çok ulu bir ağaç var…”

“Nee? 1000 yaşında mı?”

Sultan’ın sesinden ürken hokkabaz, kem küm etmiş:

“Efendim, tam olarak 1000 değil, ama biz öyle yorumlayabiliriz. MİT ve İçişleri Bakanlığı verilerine göre, İzmir’in Ödemiş ilçesi Bademli beldesinde kayıtlı bu ağacın, affedersiniz, Oleaceae familyasından gelen Akdeniz kökenli bir soya dayandığı, 1071 yılında dikildiği, Türkiye’nin en yaşlı zeytin ağacı sayıldığı, çapının 2.55 metreyi, boyunun 6 metreyi bulduğu, gövde çevresinin 7.68 metre, kök çevresinin ise 9.45 metre olduğusaptanmıştır.”

Sultan iki elini arkasında keyifle birleştirerek sarayın camından hayallere şöyle bir dalıp çıkmış ve hemen onaylamış bu fikri:

“Tez yerinden sökülüp Antalya’ya götürülsün!” buyurmuş.

Arka sıralardan biri “Ama efendim” diyecek olmuş…

Sultan, “Direnirse Efkan Bey ne yapacağınızı size anlatır” diyerek konuya noktayı koymuş.

zeytin ağacı 1000-2

*   *   *

Velhasıl, geçenlerde medyamızda nadide bir yer tutan “en büyük lider ve en eski ağaç” temalı haberlerde gördüğümüz, işte bu meselenin devamı.

Sultanımız, “bu ağacın iyiliği için” kazma kürekle bir şeyler yapıyor.

Ayrıca “dilek ve temennilerini” medya aracılığıyla ağaca iletiyor:

“Böyle bir ağaç… İnşallah burada da tutacağına inanıyoruz. Tarihi bugüne, bugünü de yarınlara ulaştıracak. Ya Allah Bismillah diyerek biz de toprağımızı atalım, arkasından da can suyunu…”

Eski ağacın yeni yerindeki yaş kütüğün üzerine de pahalı bir pirinç tabaka dikilmiş:

“6000 yıldır Anadolu topraklarında yetişen ve zeytin varlığı ile 1000 yıldır barış, sağlığı ve mutluluğu sembolize ediyor.” (İnanın, cümleyi bozan ben değilim, aynen aldığım bu anlatım “devlet kelamı”…)

Biliyorsunuz, böyle durumlarda Sultan’ın arkasında hep gülümseyen, kafa sallayan ve nasıl olsa o sırada zor bir iş yapmadığından ve fırça yeme ihtimali bulunmadığından dolayı kendini bahtiyar hisseden şahıslardan oluşan anlamsız bir kalabalığın bulunması şarttır.

İşte o kalabalığın içinde Faruk Çelik adında bir vezir varmış ki, kendisi nedense olan bitene biraz kaçamak bakışlarla bakıyor, ötekilerin arkasında kalmayı tercih ediyormuş.

Bunu vezirin mütevazı olmasına bağlayanlar yanılıyormuş; meğerse Bakan, orada bir münasebetsiz ortaya çıkar da densiz bir laf eder diye korkuyormuş.

“Densizlik” ise bu ağacın kaderinin tayin edildiği sırada hani arka sıralardan bir hokkabazın “Ama efendim” diye başlayıp da devam edemediği yarım kalan cümlede yatıyormuş.

Cümlenin geri kalan bölümünde, aslında aynı vezirin (F.Ç.), aynı yerde, aynı zeytin ağacını bir yıl önce “775 yaşındadır” diye takdim ederek “açılış yapması” gerçeği varmış; ama Allah’tan o ortamda hiçbir çatlak ses çıkmamış.

zeytin ağacı 1000-3

*   *   *

Hikâyenin buraya kadarki bölümünü özetledik (hikâye bitti diyemeyeceğim, çünkü aynı ağaç, ilerde bir başka yerde, örneğin, Beştepe’de göreve atanabilir ya da toprağını beğenmeyip kuruma eğilimine girerse, ceza olarak Cizre’ye falan sürülebilir).

Eh bir çift de lafımız olsun artık:

Sayın ve de ulu Sultanımız,

Bize, hal ve gidişimize, kılık kıyafet ve tavırlarımıza, çoluğumuza çocuğumuza, heykelimize filmimize, yani her şeyimize hükmetmenize diyecek sözümüz yok artık. Alıştık. İstediğinizi yapın biz kullarınızla.

Ama 1071’den bu yana ayakta duran bir ağacı oradan oraya nakletmenin anlamı ne? Onun ne günahı var?

Yoksa o da mı size oy verdi ve geleceğini zatıalinize teslim etti?

Hem de o kadar yaşlanmışken… Hani yaşlılara hususi hürmetiniz vardı sizin?

Yazık değil mi o ağaca? Tutup tutmayacağı, ne kadar yaşayacağı belli değilken…

(Zaten sizin “İnşallah burada da tutacağına inanıyoruz” derken aynı anda kullandığınız umut-belirsizlik ve emin olma-inanma vurguları arasındaki çelişki, riski ortaya koymuyor mu?)

Kime sordunuz bu nakil işini? Hangi yetkili kuruma danıştınız?

Yoksa “bu ihtiyar ölse de” (tercihen Expo 2016 sonrasında), hiç önemli değil mi? Nasılsa yerine yüzlerce genç ve sağlıklı ağaç yeşertirsiniz, öyle mi?

Manisa Yırca’da, Muğla Milas’ta kesilen on binlerce ağacın acısı henüz dinmemişken…

Bazı ülkelerde bir ağacı korumak için binaların planları, evlerin yerleri değiştirilirken bizde…

Doğa, ağacıyla deresiyle bize emanet değil mi? Hayat süresi bizden çok önce başlayıp bizden çok sonraları da sürecek olan değerler bunlar… Tıpkı kimi barbarların sözde “İslam adına” balyozlarla yok ettiği dünya kültür mirası gibi…

Bu arada ne garip mantık bu: Milyonlarca ağaç kesiyorsunuz, eleştirene de “Ama yerine daha fazlasını dikiyoruz ya!” diye dikleniyorsunuz.

Düşünüyorum da, bu mantıkla terör eylemlerinde ve operasyonlarda aylardır yüzlerce kişiyi kaybetmemiz pek önemli değil galiba.

Her aile 3-5 çocuk doğurursa gerçekten de kısa sürede öldürdüklerimizin yerine yenilerini fazlasıyla koyarız nasıl olsa…