(Göksal Çidem / Yeşil Gazete – 29 Ocak 2016)

Bizler Dünyanın karşı karşıya olduğu en önemli çevresel sorunlardan birinin atmosfere salınan sera gazı sonucu küresel ısınma ve iklim değişikliği olduğunun, bu çerçevede yenilenebilir enerji üretimini öneminin bilincindeyiz.

Ama bize hemen bir yafta takıyorlar. “Bunlar RES’lere de karşı” diyorlar. RES’lere karşı değiliz. Ancak doğru yerde kurulması gerektiğini savunuyoruz. Yenilenebilir ve temiz enerji üreten RES’ler bölgede yaşayanların, yaşamsal gereksinimleri, yaşamı paylaştığımız bitki ve hayvan toplulukları  gözardı edilerek  tüm Istrancalar’da ki yaşamı olumsuz etkileyecek şekilde kuruluyor.

Çok basit bir örnekle açıklamak gerekirse: Evlerimizde Enerjiye de ihtiyaç var. Tuvalete de ihtiyaç var. Ama tuvaleti salonun ya da mutfağın ortasına yapmıyoruz. Evin ayrı bir köşesine yapıyoruz. Yani doğru bir yere yapıyoruz. RES’ler de doğru yere yapılmalı.  Dava açma nedenimiz de doğru yer seçimi yapılmadığı içindir.

12

Avrupa’nın en önemli 5 Doğa alanından biri olan ve ana kuş göç yolu üzerinde ki Istrancalar’da, büyük ölçüde yoğun ve yaygın RES inşaası,  türbinlerin kapladığı alanların yanı sıra, interkonekte sisteme bağlantıları, yan yollar, türbinlerin trafo merkezine bağlanması için kurulan yer altı şebeke tesisleri, türbinler arası açılan yollar, geçici inşaat alanları, türbinlerin kanatları ve emniyet ışıklarının etkisi, çıkardığı titreşim ve gürültüyle Istrancalar!da ki doğal  ve yaşam hızla  yok olacaktır.

Saray ve Kıyıköy tarafını RES ile doldurdular. Hudut bölgesinde dar bir alan kaldı. Yaban hayatı dar bir bölgede yaşam savaşı veriyor. Onların da yaşam hakkı var. Zaten madencilik faaliyeti ile zor durumdalar. Sermaye dağa çıkınca domuzların yaşam alanları da değişti. İstanbul’da Boğaz’a, Kırklareli’de Çarşamba Pazarı’na inme nedenleri de bu. Bu hayvanlar Boğaz’a çay içmeye, Kırklareli Pazar’a alışverişe  gelmediler. Yaşam alarında ağır iş makinaları, Kamyonlar var. Dinamitler patlıyor.

Şimdi, aynı dağın diğer tarafına, Bulgaristan’a, komşumuza bakalım. Aynı dağda yaşıyor, aynı bulutta ıslanıyoruz. Aynı suyu içiyoruz. Aramızda 5 metrelik Rezve (Mutlu) deresi var. Bazı yerlerde dere de yok. 50-60 cmlik sınır taşı var. Sınırın bir tarafı biyosfer rezerv alanı, Bir tarafı taş, kil, mermer, çimento, RES,Termik yetmedi Nükleer alanı.

Bulgaristan tarafındaki köy ve kasabaları defalarca ziyaret ettim. Karşı tarafı görünce öfkeniz de, üzüntünüz de büyüyor. Oradaki köy yollarında Karaca-Tilki-Tavşan-Domuz-Kartal-Şahin gibi bir çok canlıyı görmek mümkün.

13

Istrancaların 1/3’ü onların, 2/3’ü bizim.  Bir Bulgar dostum, “Tanrı dünyayı yaratırken, düşünmüş planlamış. Everest şurada, okyanuslar burada olsun demiş. Ancak Istrancaları yaratırken sadece gülümsemiş” diyor. Ben de kendisine “Sence hala gülümsüyor mu..? dediğimde. “Sanmıyorum, sizin için bir şeyler düşünüyor” dedi. Çokta haklı aslında. Dağ-Dere-Göl-Deniz-Kumul-Orman ve Mağara ekosistemleri çok dar bir alanda. Yetmemiş bu bölgeyi de Longoz ormanları ile taçlandırmış.

Bulgarlar koruyorlar. Korurkende kamu yararı adına yapıyorlar. 1995 yılından bu yana koruma altında. Çadır kurmak, Kelebek tutmak, Çöp atmak yasak. Bizde de bir çok koruma adına uluslar arası projeler yapıldı. Sadece yapılmakla kaldı. Onlar çeşitli etkinlikler ile korumanın 21. Yılını kutladıkları gün, Biz ise , aynı dağda Keşif ve Bilirkişi incelemesinde idik.

Bizde ise “Kamu Yararı” anlayışı çok farklı.

  • Tarım alanına kil ocağı açılacak: “”Kamu yararı”
  • Ormana Çimento fabrikası-Taş Ocağı-Rüzgar santralı-Altın Madeni- açılacak: “Kamu yararı”

İyi de derenin öbür tarafında korumak için kamu yararı var, Bizim tarafta ise kullanmak adına “kamu yararı”

Hava durumlarında genellikle “Balkanlardan gelen soğuk-serin-yağışlı v.b. hava yurdu etkisi altına alacak” derler.

Eğer bu tahribat durmazsa-durdurulamaz ise Balkanlardan artık hava gelmez. Hava bekleyenlerde havasını alır. Gelse gelse toz gelir-kül gelir.

Gelecek nesillere bırakacağımız paramız pulumuz, hanlarımız hamamlarımız, yatlarımız, katlarımız yok. Olsa da bir işe yaramayacak. Çünkü tahribat  bu hızla devam ederse gelecekte olmayacak.

Gelecek nesillere bırakılacak en değerli şey Hava-Toprak ve Su

İşte bu bilinç ile  yaşamı savunmaya devam ediyoruz.

Aslında iki tabela durumu özetliyor. Onlar korumak için uyarı tabelaları dikiyor, Bizde  ise orman için de “DİKKAT KAMYON ÇIKABİLİR”  tabelası.

Bizim ormanlarımızda geyik, tilki, karaca yerine KAMYON çıkıyor.