(Cömert Uygar Erdem / Evrensel – 14 Şubat 2016)

Konuya nasıl girilir bilemiyorum. Heyecanımı bağışlayın. Üyesi olduğu Ekoloji Kolektifi Derneği, Fevzi Özlüer’in kaleme aldığı, “Bilgi Edinme Hakkı Rehberi ve Uygulama Örnekleri” isimli kitabı yayınladı. Basım tarihini esas alırsak, yeni bir yayın. Benim açımdan, pek de öyle değil.

Kitapta yer alan uygulamaya ilişkin her örnek, ayrı bir hukuki süreci ve mücadeleyi kapsıyor. Bu mücadeleyi nasıl yürüttüğümüze ilişkin güzellemeler yapma amacı gütmeden, kitaptan, oluşum sürecinden ve tabi ki anılardan  bahsetmek istiyorum sadece. Yazılma süreçlerini düşünebilirsek, “elimizde büyüdü” duygusallığına kapılmamak için ne yapabilirim, bilmiyorum.

ANNE BU NE?

Kitap, tüm hikayenin bu soru ile başladığını söylüyor. Soru sormaya başlayarak öğrenilmeye başlandığı vurgulanarak, “bilgi edinme hakkının yaygınlaştırma” amacı taşıdığını açıkça dile getiriliyor. Bilgi edinme hakkının kullanmanın, yönetim süreçlerine katılımın, yönetenleri denetlemenin, devleti şeffaflaştırmanın önemli bir saç ayağı olduğunun altını çiziyor.

“Anne bu ne?“ sorusu ile başlayan soru sorma etkinliğinin sürekliliğini sağlayan merak etme hissinin öğrenme, bilgi edinme hevesi ile birleşimi, bilgiyi edinmenin yollarını belirliyor. Biraz da ısrar gerekebilir. “Anne bu ne” sorusuna yanıt alamayan çocuğun duygularını, “devletlum bu ne” sorusu sorarak paylaşabilir, o günleri yad edebilirsiniz.

Bu ısrar size sadece bilgiye erişimi değil, devleti tanıma imkanını da sunabiliyor. Bilginin verilmemesi için hangi yollara başvurulduğunu, yargı kararlarını uygulamamak için neler yapıldığını deneyimlemek mümkün. Bu nedenle, en iyi tanıma yönteminin yolculuk yapmak olduğuna ilişkin teorileri çok da boş bulmadığımı belirtmek isterim.

Evet, devleti ve kurumlarını tanıma yollarından biri de bilgi edinme süreci ya da yolculuğudur. Bu yolculuk sonrasında devlet ile ilgili bir çok tanımlama yapabilmek mümkün. Bu tanımlamalara mütevazi bir katkı da bulunmak niyetiyle söylemek isterim ki;  idari kurumlar, bilgi verme konusunda “ketumdur”. Bu nedenle, bilgi edinme süreci meşakatli bir süreçtir. Ama, üzülmeyin, finalde biz kazanıyoruz.

Kitabın hazırlık aşamasında; teoride çözüm bekleyen, netleştirilemeyen soruların yanıtlarını bizzat başvurular yaparak, davalar açarak öğrenmeye çalıştık. Bilgi edinme hakkını kullanan bir yurttaşın başına gelebilecek bütün ihtimalleri değerlendirmeye alarak, çözüm üretmeye çaba harcadık. Keyfi idari pratiklerin, en iyi yasaları bile nasıl kullanılamaz hale getirdiğine şahit olduk.

Hukuki pratiklerin yanı sıra birçok anı biriktirdik. Talep ettiğimiz ODTÜ yolu imar planlarının fotokopisi için bizden 48.050,00 TL isteyen Ankara Çevre ve Şehircilik İl Müdürlüğü’ne açtığımız davanın dilekçesinin ekinde sunduğumuz, bu işi serbest piyasada yapan bir firmadan aldığımız teklif mektubunda yapılacak tüm basım işinin toplam 212,50 TL tutacağı yazıyordu. Mahkeme davamızı kabul etmişti.

Ne yazık ki; kurumların bilgi verme konusundaki “ketumluğu” dava aşamasında da devam ediyor. İşte bu kitabı oluşturma fikriyatı, “ketum” idarenin ağzından kelpetenle laf alma pratiği ile birlikte vücuda erişti.

BİLGİNİN EFENDİLERİ

Metni erkeksi bir görüntüye bulaştırmasından çekindiğim ama örnek olma konusunda duruma kısmen denk düştüğünü düşündüğüm, berber dükkanlarının mekânsal olarak bilgi erişimdeki önemini yazıya bulaştırmak istiyorum.

Bir berber dükkanın yoğunluğu ya da işlekliği; mahalleye/muhite/semte/sokağa hatta memlekete ilişkin özel bilgilere erişilebilen mekana dönüşümüyle bağlantılıdır. Bu mekanın müdavimleri; genel sigortalı bir işin yanı sıra, ek gelir imkanları yaratarak gelirlerini yükseltmeyi, mal-mülk edinmeyi heves eden, nadir tıraş olan, genellikle misafir koltuklarını meşgul eden, çay-su gibi hizmetlerden self-servis yöntemi ile faydalanan, at yarışı/iddia gibi şans değil, fikri takip gerektiren bilgiye dayanan oyunların kuponunu dolduran, ikinci el araba/emlak alım-satım-kiralama işlemleri ile ilgili bilgi alışverişinde bulunan, tüyo alıp veren  bir kitledir. Müdavimlik iddiasını taşıyan her birey, anılan davranışları sergileyerek mahalleye/muhite/semte/sokağa ilişkin özel bilgiye sahip olmaya çalışır.

Berber dükkanında bilgi edinme yöntemi, aslında bilgiye ulaşma pratiğimizin temelini oluşturuyor. Bu küçük örnekte, berber dükkanları bilginin tekelleri haline gelmekte ve mahallenin/muhitin/semtin/sokağın algısını yönetme erkine sahip olmakta. Öyle ki, berberin sevmediği kişilerin bu bilgilere erişmesi zorlaşmakta. Yani özel bilgiye sahip olabilmek için berberle iyi geçinmek gerekmekte.

Nitelik olarak berber ile müdavim arasındaki ilişkiyi birebir karşılamasa da; benzer bir pratik yurttaş ile bilgi ve belge vermek zorunda olan yöneticiler arasında süre gelmekte. Bilgi Edinme Hakkı Yasası’nın yürürlükte bulunduğu 12 yıllık süreçte oluşan pratikte;  birey ve toplulukların bilgi ve belgeye erişimleri, istenen bilginin niteliğine, yöneticilerin iradelerine ya da yöneticiler ile kurulan bireysel ilişkilere bağlı olarak değişkenlikler gösterebilmektedir. Paylaşıldığında, aleyhe delil niteliği taşıyan bilgi ve belgeler, ticari sır gibi gerekçeler ileri sunularak verilmemektedir.

Bu noktadan, berber dükkanında geçen hikaye ile konumuzu bütünleştirmek gerekirse; övme çizgisine varmadan tanıtmaya çalıştığım kitap, gündelik hayatın berberve kıraathane arasında gidip gelen bilgisi gibi devletin elindeki bilgi ve belgeye sahip olmak için de yöneticilerle aramızın iyi olmasını beklemeye gerek olmadığını izah etmeye çalışıyor. Çevre ve Şehircilik Bakanlığı ile emlakçılar arasında dolaşan bilgiler dışında, devleti yasal olarak bağlayan belgelere ulaşarak ortak yaşamlarımız hakkındaki bilgileri öğrenmeyi ve  devleti şeffaflaştırmayı amaç ediniyor.

Bilginin kendisinin güç olduğundan bahsetmiş Francis Bacon. İstanbul’un gürültüsünden, sakin bir şehirde yaşamak hayaliyle memleketi Artvin’e göçedip kendini maden karşıtı hareketin içerisinde bulan avukat abimiz/dostumuz Bedrettin Kalın ise, tüm meseleyi “bilmenin sorumluluğu” ile anlatmaya çalışmıştı.
Bilginin, bilmenin, bilgiyi edinmenin, öğrenmek istemenin, merak etmenin gündelik yaşam içindeki birçok halini sayabilmek mümkün. Mevcudiyetinde sahibine güç, özgüven kattığından bahsedilen bilginin yokluğunda tüm kabahati “sormamak” eyleminde bulan büyüklerimizin üzerimize yüklediği müstesna sorumluluk, bilgi edinme hakkı ile bilginin efendilerine karşı yürütülen mücadeleyi ne kadar tanımlar ve meşru kılar bilmiyorum.

Not: Kitap ücret talep edilmeden dağıtılmaktadır.  Edinmek isteyen sivil toplum kuruluşları ve/veya demokratik kitle örgütleri, sivil insiyatifler ile iletişime geçebilirsiniz. Kitabın, elektronik yayın formatı iklimadaleti.org sitesinde yayınlanacaktır.