(Bülent Falakaoğlu / Evrensel – 1 Mart 2016)

Yazının dün yayınlanan ilk bölümünde…
Artvinlilerin büyük direnişi sonrasında…
Maden şirketinin Cerattepe’deki çalışmalarının hukuki süreç sona erene kadar durdurulduğunun açıklanmasının ardından yaşanan şu gelişmelere dikkat çekmiştik.
– İş makineleri ve devletin kolluk kuvvetleri durduğu yerde duruyor.
– Artvin Orman İşletme Müdürlüğü 77 bin metrekare alanı maden şirketine tahsis etti.
– Havuz medyası gazeteleri, yaşam savunucularını Alman ajanı ilan etti.
– Cumhurbaşkanı Erdoğan kendince direnişi itibarsızlaştırmaya çalıştı.
– Başbakan Ahmet Davutoğlu, şirketin halkı ikna etmek için dağıttığı broşürdeki bilgileri aynen tekrarlayarak, hiç uzmanlık alanı olmadığı halde, Cerattepe’deki madenin çevreye zarar vermeyeceğini ileri sürdü.
– Yargı kararlarını etkilemeye dönük açıklamalar hiç eksik olmadı.
Tüm bunların, iktidarın Cerattepe’den asla vazgeçmeyeceğinin göstergesi olduğu tespitini yapmıştık. Ve şu iki soruya yanıt aramak gerektiğini belirtmiştik: Bir; iktidar neden Cerattepe’de madenden vazgeç(e)mez? İki; Artvinliler kalıcı bir zafer için neler yapmalı?

MESELE YANDAŞLIKLA SINIRLI DEĞİL
AKP iktidarıyla birlikte Cengiz Holding’in inanılmaz yükselişi, bu holding ile AKP arasındaki sıkı bağı ve ilişkiyi göz önüne seriyor gibi.
Maltepe Sahili Dolgu Alanı Projesinden, Hasankeyf’teki Ilısu Barajına…
Ordu Havalimanından Ankara-İstanbul hızlı tren yolu yapımına…
İstanbul’a yapılacak 3. Havalimanından, Mersin Akkuyu’da Ruslar tarafından yapılacak nükleer santralın limanına…
Karadeniz sahil yoluna uzanan pek çok dev inşaatların yapımında…
Eti Alüminyum, elektrik dağıtım gibi kaymak özelleştirme ihalelerini kapmada, hep
Cerattepe’deki madenin sahibi Cengiz Holding var.
Uluslararası havalimanından altın işletmesine, büyük inşaatlardan elektrik dağıtımına her yerde karşımıza çıkan Cengiz Holding’e, bir tek borsada rastlamıyoruz.
Halka açık ve şeffaf değil!
Fakat mesele iktidarın gözdesi olmakla sınırlı değil.
İnşaat, enerji, maden… AKP iktidarının gözdesi bu üç sektörde, bol kâr, bol rant ve devletin onayına bağlı olduğu için yandaş sermaye yaratmak için geniş bir olanak barındırıyor.
Fakat bu yetmiyor.
Madenlerin yanına tıpkı Cerattepe’deki gibi (Bakır çıkarmak üzere alınan ruhsat, sonrasında ‘bakır ve altın’ diye değiştirildi) altın işletmeciliğinin girmesi bundan.
Türkiyeli sermayedarlar yeni sömürge alanları inşa edemiyor. Pazarları daralıyor.
Böylesi bir durumda enerji ve inşaat gibi kırılgan sektörleri ayakta tutabilmek için altın madenciliği önem kazanıyor. Zira altın madenciliğini elinde tutan şirketler, aynı zamanda güçlü bir finansal yapıya da kavuşurlar.
Altın üretimi, şirketlerin yaptıkları yatırımların kredi aracıdır. Aynı zamanda uluslararası sisteme entegre olma aracı da.
AKP etrafından bloklaşan inşaat ve enerji şirketlerinin son zamanlarda hızlıca altın sektöründe varlık göstermek istemesi bundandır.
AKP’nin de canhıraş bir şekilde bu şirketlere siper olması ise…
Etrafındaki kırılgan sermaye bloğunun dağılmaması kaygısındandır.

HEDEFTE OLAN SADECE CERATEPE DEĞİL
Hükümet, Cerattepe’de madenden vazgeçmek bir yana…
Cerattepe’nin 10 katı alanda madencilik faaliyeti yürütülmesi için ruhsat vermiş durumda.
Murgul bakırdan başlayıp…
Borçka’nın arkasından dönüp…
Kafkasör ve Genyadağı dağlarını dolaşıp…
Yusufeli’ye ulaşacak geniş alanda büyük bir madencilik sahası kurulacak.
Şimdi yok sayılsa da yakın geçmişte, bilirkişi raporuna dayanan mahkeme şöyle demişti:
“Bu maden açılırsa Artvin ili haritadan silinir”.
Köy değil, bir ilçe değil, koca bir il hedefte!

HÜKÜMET SÜRECİ NEDEN UZATTI?
Vazgeçmeyeceği bir alanda hükümet bugün neden durdu?
İktidarın bir müddet oyalama ve meseleyi soğutma…
Haklı bir tepkiyi ‘sönümlendirip’, alttan alta maden için zemin hazırlama…
En uygun zamanda harekete geçme taktiği uyguladığı açık.
Taktiği görmek kadar, hükümeti taktiğe iten koşulları anlamak da önemli. Zira yaşam savunucularına nihai zaferi getirecek yolun haritası bu kavrayışta!
Evet, şu tespiti yapan yandaş kısmen haklı!
“Merak etmeyin! Başbakan durumu kavradı ve açık yarayı pansuman etti. Provoke edilebilecek bir konuyu birilerinin ellerinden aldı.”
Yandaş yazar ‘provokasyon’ diye tanımlasa da… Asıl olan direnişin büyüme potansiyeliydi.
Başka direnişlerle; işçi, Kürt direnişiyle buluşabilme ihtimaliydi.
Karadeniz gibi AKP’nin yüksek oy aldığı bir yerde… Giderek herkesin sahiplendiği, AKP’lilerin de dahil olduğu direnişin meşruiyetiydi…
Hükümeti geçici duraksamaya iten!

NİHAİ ZAFERLER İÇİN GİDİLECEK YOL 
Direnenlere yönelik, ‘bunlar terörist’ diye bağırıldı, sonuç alınamadı.
Direnenler ‘Alman ajanı’ ilan edildi, takan olmadı.
Cezalandırılacaksanız diye tehdit edildi, etkisiz kaldı.
Çünkü sadece bir avuç yaşam savunucu değildi direnen.
Doğu Karadeniz’in her rengi oradaydı.
“Düzlüğüne yokuşuna ölürüm, ırmağının akışına ölürüm” diye şarkılar haykıran
MHP’lilere “Ne yapacaksınız?” diye soruldu.
‘Direneceğiz’ dediler ve direnişteki yerlerini aldılar.
“Dereler dağlardan bağımsız değildir” diyen Derelerin Kardeşliği oradaydı.
Barajları hararetle savunanlar, o dönem hükümet politikalarının arkasında dizilenler bile bugün direnişteydi.
Solcusu, sağcısı… Laz’ı Gürcü’sü, Hemşinlisi Türk’ü oradaydı.
Neden?
Kime sorsanız…
“Barajlar konusunda sessiz kaldık, göremedik gelen tehlikeyi” cevabını alırsınız.
Artvin, Muratlı, Borçka, Deriner, Yusufeli  barajları döneminde “refaha kavuşacağız” söyleminin bir masal olduğunu herkes gördü!
“Büyüsün” denildikçe Artvin parça parça küçülen bir ile dönüştü. Bunun farkında bütün bir il ve diğer illerde yaşayan hemşehriler.
Hukuk hiçe sayılıp fiili dayatma olunca yılların mücadelesi direnişe dönüştü artık.
İktidarın alttan alta yürüttüğü kara propaganda birliği bozmamalı.
Bu direniş önce yerel direnişçilerine kucak açarak büyümeli. Yeşil Yol’a karşı duran Havva Ana buluşmalı orayla.
Kastamonulu sarı yazmalılar… Kaz Dağı mücadelecileri.
Yaşamın da demokrasinin de yolu buradan geçiyor.