( Pelin Cengiz – Haberdar / 02 Mart 2016 )

Türkiye’de haftalardır Artvin Cerattepe’deki gelişmelerin yankılanmasının ardından geçen hafta konu kritik eşikler atladı. Önce Başbakan Ahmet Davutoğlu, Artvin’den gelen bir heyeti kabul etti. Yeşil Artvin Derneği temsilcileri başta olmak üzere sivil toplum kuruluşlarının çevreyle ilgili bir konuda muhatap alınması elbette önemliydi.

Heyetin Davutoğlu ile görüşmesinin ardından bakır madeninin işletmeye açılmasıyla ilgili hukuki süreç bitene kadar durdurulmasına karar verildiği açıklandı, daha önce maden için, “Çevreye zarar vermeyecek” diyen Davutoğlu, “Belli şeyler yapılırsa ben de sizinle birlikte tepki gösteririm, hatta yürürüm de” diye konuştu. Fakat daha sonra Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın, Cerattepe’de bakır madenine karşı direnenler için kullandığı, “Bunlar da yavru Gezicilerdir” ifadesi, Cerattepe konusunda Başbakan ile Cumhurbaşkanı arasındaki çatlağı gözler önüne serdi.

Daha kaç mahkeme kararı lazım

Diğer yandan, Davutoğlu’ndan bakır madeninin işletmeye alınmasıyla ilgili hukuki süreç bitene kadar durdurulması sözünün alınmasına rağmen, hafta sonu şantiye alanına çıkan heyet, Cengiz Holding’e ait Eti Maden’in iş makineleriyle ve şirketin çalışanlarıyla karşılaştı. Maden şirketinin tel örgülerle çevirdiği şantiye alanının güvenliğini jandarmanın sağladığı görüldü.

Heyette yer alan Avukat Yakup Okumuşoğlu, yaptığı değerlendirmede durumu şöyle özetledi: “Başbakan dediği için çalışmıyorlarmış… Mahkeme karar versin ona göre çalışacaklarmış… Burada madencilik faaliyeti olamayacağını söyleyen iki tane mahkeme kararı var diyoruz. Mahkeme ise mahkeme! Madem çalışmayacaksınız, niye 1800 metrede kar altında bekliyorsunuz, inin aşağı diyoruz. Ama mahkeme karar vermedi diyorlar yine. Mahkemenin iki kararı var… Kaç tane mahkeme kararı olması gerekiyor sizin buradan gidebilmeniz için diyoruz.”

25 yıldır ekoloji mücadelesinin sürdüğü Cerattepe’de güvenlik güçleri ve şirket yetkililerinin neden hala burada beklediği sorusunun yanıtını elbette herkes biliyor…

Davutoğlu’nun teminatları…

Meselenin bir diğer boyutu ise, Davutoğlu’nun açıklamasında yer alan şu sözlerle ilgili: “Maden işletmesinde kesinlikle kapalı galeri uygulaması olacak, bugün veya yarın her ne gerekçe olursa olsun açık galeri uygulamasına geçilmeyecek. Çıkarılan maden yerinde işletilmeyecek, galeriden çıkan madenin Murgul’a taşınması, karayoluyla değil, teleferikle olacak.”

Cerattepe konusunu madencilik açısından değerlendiren ODTÜ Maden Mühendisliği Bölümü’nden Prof. Dr. Şebnem Düzgün’ün söyledikleri bu bağlamda Türkiye’de aslında neredeyse hiç gündeme gelmemiş tespitler içeriyor.

Maden kapatma en başından planlanmalı

Düzgün’ün değerlendirmesindeki özellikle şu ifadeler önemli: “Bir maden firması cevherin aranması aşamasından madenin kapatılmasına kadar geçen sürede hem madencilik çalışmalarını hem de ocağın kapatılmasını ve doğaya yeniden kazandırılmasını planlamak durumundadır. Çünkü, arama, fizibilite ve üretimden sonra kapatma ve doğaya yeniden kazandırma yapılırsa, hem maliyetler artar hem de en uygun kapatmaya göre üretim yapılmazsa, madenciliğin etkilerini yönetmek mümkün olmaz.Maden kapatma her ne kadar işin sonunda yapılacak bir aktivite gibi görülse de, aslında madenciliğin her aşamasıyla entegre yürütülen ve her yıl güncellenen bir planlama gerektirir. Bu planlamada arama için sahaya gidildiğinde bile halka açıklıkla olan biteni anlatacak şeffaf bir yaklaşım gerekir ki, istenen güven ortamı oluşturulabilsin. Bu şeffaflık olmadığı için ve “ben nasılsa devletten izin aldım, istediğimi yaparım” mantığıyla Kaz Dağları’nda bir arama sürecinde olması mümkün görülmeyen birtakım iddialar ortaya atılmıştı. Bunların nedeni bilgisizlikten kaynaklıydı. Kaz Dağları ve diğer olaylardan ders alınmadığını Cerattepe’de görüyoruz. Çünkü, Başbakan’ın doğaya zarar gelmeyecek şeklindeki garantörlüğü bile işe yaramıyor artık.”

Kapalı galeri değil doğrusu yeraltı madenciliği

Gelelim açık ve kapalı madencilik tartışmasına… Düzgün’ün bu konudaki görüşlerini aktarıyorum: “Madencilikte açık ya da kapalı galeri madenciliği diye bir olgu yoktur. Açık ocak madenciliği ve yeraltı madenciliği vardır. Bu kadar hassas bir konuya bu kadar bilgi eksikliğiyle yaklaşılması inanılır gibi değil. Söz konusu terim probleminden daha vahim olanı ise yeraltı madenciliğiyle cevherin çıkarılmasının çevreye hiç bir zararı olmayacağı bilgisinin verilmesidir. Bu kesinlikle doğru değildir. Burada da çevreyi ilgilendiren riskler vardır ancak yönetilmesi daha kolaydır. Bu riskler açık ocak madenciliği kadar gözle görülür değildir, çünkü daha çok toprak ve su kirliliği şeklinde ortaya çıkar, onun için de sürekli izlenmesi gerekir. Yeraltı madenciliği yöntemine göre topoğrafyada da gözle görülür değişiklikler olabilir. Önemli olan madenciliğin yeraltı ya da açık ocak madenciliği olup olmaması değil, madencilik sonrası alanın eski değerinde ya da ondan çok daha iyi şekilde teslim edilmesidir.

Kamuoyunun bilmesi gereken en kritik nokta şudur: Ortaya çıkabilecek kirlilik iyi yönetilemezse, telafisi kesilen ağaçlardan çok daha zordur. Bunun için de kamuoyuna ne kadar ağaç kesileceği üstünden bilgi vermek yerine uygulanacak madencilik yönteminin ne tür potansiyel kirlilik riskleri taşıdığı ve bunların nasıl yönetileceği, ocağın kapatılması ve alanın doğaya yeniden kazandırılmasının ne şekilde yapılacağı bilgisinin paylaşılmasıdır.”

Düzgün, özetle, Cerattepe’de bu koşullarda madencilik yapılmaması gerektiğini, tüm kamu kurumlarıyla madencilik şirketlerinin kendi gelecekleri için bu zorbalığa “dur” denmesi gerektiğini söylüyor.

Yani, baştan sona yanlış bir iş için yıllardır inat ediliyor, insanlar şiddete maruz bırakılıyor.

Tabi, Cerattepe’yle ilgili teminatları sıralarken söylediği kapalı galeri bilgisini vererek Davutoğlu’nu kim yanılttı, o da merak konusu…