(Özge Geyik / Yeşil Gazete – 3 Mart 2016)

Yapılan son araştırmaya göre, iklim değişikliğinin gıda üretimi üzerindeki etkileri 2050 yılında 500,000 kişinin hayatına mal olabilir. Uzmanlar, iklim değişikliğinin sebze, meyve ve et üretiminde azalmaya sebep olacağını ve bunun da tüketimi doğrudan etkilemesiyle insan sağlığı üzerinde ciddi sonuçları olacağını belirtiyor.

Artan nüfus ve gıda talebine rağmen artan sıcaklıkların sebep olacağı kuraklık ve aşırı hava olayları sebebiyle iklim değişikliği ile mücadelede önemli adımlar atılmadığı sürece gıda güvenliğinin tehlikede olduğu uzun süredir vurgulanan bir sorun.

Bu yüzden uzmanlar son zamanlarda iklim değişikliğinin gıda sistemleri ve bunun sonuçlarının da insanlar üzerine etkilerini anlayabilmek için modeller kuruyor. Birleşik Krallık’tan bir grup araştırmacı son çalışmalarında bir adım daha ileri gidip sadece iklim temelli değişimin gıda tüketimini nasıl etkileyeceğini değil, aynı zamanda buna bağlı değişen beslenme tiplerinin de gelecekte ölüm oranlarını nasıl etkileyeceğini araştırdı.

Oxford Üniversitesinde Gıdanın Geleceği adlı program dahilinde çalışan araştırmacılar, 2050 yılında 1986-2005 yılları arasındaki ortalama sıcaklıklara kıyasla 2 derecelik bir artış öngören iklim modeli yardımıyla küresel gıda üretim ve tüketimi benzetimi yaptılar. Buna ek olarak, değişen bu üretim ve tüketim biçimlerinin insan sağlığına etkisini de modellediler ve nihayetinde tüm bu etkileri baz senaryo olarak aldıkları ve iklim değişikliğinin olmadığı senaryo sonuçlarıyla karşılaştırdılar.

İklim değişikliğinin olmadığı senaryoda gıda üretimi 2050 senesinde %10.3 oranında artarken 2 derecelik artışta %3.2’lik bir azalma oldu. Bu da, %4 daha az meyve ve sebzeye ek olarak %0.7 daha az et tüketimine tekabül etti modellemeye göre.

Sağlık etkilerine gelindiğinde ise, iklim değişikliği olmayan senaryoda artan gıda üretimi 2050’ye gelindiğinde, 2010’a kıyasla, 2 milyon insanın hayatını kurtarabilirken iklim değişikliği koşullarında bu sayının %28 azaldığı, yani 529,000 kişinin hayatının tehlikede olduğu bulundu.

Değişen besinlenme tipinin, özellikle daha az meyve ve sebze tüketimi sonucu, besin eksikliği ve yetersiz kalori alımına sebep olacağı fakat bu etkilerin dünyanın her yerinde aynı boyutlarda olmayacağı gözlemlendi. Sebze ve meyve tüketimi eksikliğine bağlı ölümler genelde yüksek gelirli ülkelerde ve Batı Pasifik, Avrupa ve Doğu Akdeniz’deki orta ve alt gelir düzeyine mensup ülkelerde görülürken Afrika ve Güneydoğu Asya’da ise, özellikle Hindistan ve Çin’de, yetersiz kalori alımı baskın çıktı.

Daha düşük kalori alımı Orta ve Güney Amerika ile Afrika ve Doğu Akdeniz’in bir kısmında obezitede azalma sonucu bazı hayatları kurtarsa da bu sayı aynı sebeple yaşamını yitirenlerin sayısının çok altında gözlemlendi.

İklim değişikliği ile mücadele durumunda ise binlerce kişinin hayatı kurtulabilir. Orta dereceli, yani 2 derecelik sıcaklıka rtışını görmediğimiz iklim senaryosunda iklim değişikliğine bağlı ölüm oranında %30’luk bir azalmaya ek olarak çok daha katı ve bağlayıcı politikaların izlendiği iklim değişikliği azaltım senaryosunda bu oran %70’e kadar çıktı.

İklim değişikliğinin sebep olacağı ölümler elbette ki sadece gıda sebepli olmayacak; salgın hastalıklar, doğal felaketler, iklim göçleri ve toplumsal huzursuzluklar iklim değişikliğinin getireceği ve hatta halihazırda getirdiği sorunlardan bazıları. Fakat uzmanlar iklim değişikliğine adaptasyonda halk sağlığı programlarının öneminin altını çiziyor. Auckland Üniversitesinden Alistair Woodward çalışma hakkındaki yorumlarında, verilerdeki ve kurulan modellerdeki belirsizliğin önümüzdeki 30-40 seneyi öngörüde kısıtlamalar yarattığını kabul etse de gelecekteki muhtemel risklerin ve acil olarak alınması gereken önlemlerin azımsanmaması gerektiği konusunda uyarıyor.

Bunlara ek olarak, çalışma kapsamına dahil edilmeyen balıkçılık, gıdaların besin değerindeki değişim ve iklim değişikliğiyle mücadelede metan salımını azaltmak için hayvancılıkta izlenebilecek yöntemler ve daha pek çok unsur da küresel gıda güvenliğinde etkili.

Sonuç olarak, iklim değişikliğiyle mücadelenin hayat memat meselesi olduğu bu çalışmayla bir kez daha kanıtlandı.