(Şükran Soner / Cumhuriyet – 8 Mart 2016)

3. köprünün açılış töreninin görkemli reklamlar, şov sahnelerinin başını, yine insan onurunu acıtmanın ötesinde, insan hakları, demokrasi, sendikal haklar, işçi sınıfının onuru adına yine çok kırıcı bir sahne yaşandı. Ülkemizde geçerli sendikal düzen, güçlü sendikacılığın varlığından söz edilebilseydi, sendikal örgütlülüğün etkin gösteriler, protesto eylemleri ile kamuoyunu uyarmaları gereken, onur kırıcı bir sadaka pazarlığı yaşanmazdı. Cumhurbaşkanı kameraların karşısında inşaatın büyük patronundan, inşaatın bitiminde, Ramazan Bayramı’ndan önce 3’er bin lira ikramiye vermesini istedi. Sultanlığın ulufe dağıtması üslubunda, işi bitiren patronlardan işçiye ulufe dağıtılması üslubunda bir şeyler verilmesi talimatlarının daha önce de örneklerini yaşamıştık
Sultan’ın ulufe dağıtması üslubunun geçerli yönteme dönüşmüş olmasıdır göze batan. Dünyanın “en görkemli, en büyük, en geniş, en uzun, en çağdaş teknoloji ile, en kısa zamanda, öz kaynaklarla yapılmış...” reklamlarıyla en çelişen, bu ulufe dağıtma talimatının, işçi sınıfı, sendikal haklar, örgütlülükteki hali pürmelalini teşhir boyutudur can acıtan.. “İkramiye ver, sadakana say” talimatından sonra bile büyük patron “Bakarız, inşallah” sözcükleri ile mırıldandığında, Cumhurbaşkanı’nın “Tamam, bu iş bitti” dediğinde, konu mankeni olarak yerleştirilmiş işçilerden beklenen alkışlar asıl onur kırıcı, acıtıcı..

*** 

Bilinçli hiçbir ayrıntı bilgi vermeden, bu uluslararası en iddialı köprü inşaatında yetkili sendika, sendikalardan tekzip içerikli de olsa açıklama bekliyorum.. İddia ediyorum işçilerin özgür iradeleri ile bir sendika seçimi, toplu pazarlık düzeninin geçerliliği hak götüre, sendika ve sözleşme varsa, işçiler işe alınmadan önce çerçeveleri çizildi. Sonra işe alınan, iş bulabilmenin nimet olduğuna inandırılan işçiye, bu dayatılan sözleşme metnine göre ücret, kimi haklar ödendi. Yine iddia ediyorum ki, hani o en ileri teknolojisiyle övünülen 3. köprü inşaatında; sonuç olarak dünyada iş cinayetlerinde rekorun kırıldığı inşaat sektörümüzün koşullarında, üretimin zorluğu süreleriyle uyumlu yakışan bir ücret, çalışma düzeni hak götüre.. Olabildiğince en ucuz işçilik maliyeti adına, olumsuz koşullarda, angarya çalıştırmalar, taşeronluk, aklınıza gelen ne kadar sömürü yöntemi varsa hepsi birden geçerli oldu..
Sultanlığın yönetim gücünden çok, işverenliğin söz konusu üretimin uygun ihalesini alması ile başlayan, ucuz emek sömürüsü ile de beslenen ilişkiler ağı söz konusu olduğunda.. Soma’da artık yargıya yansımış utanç verici boyutları ile, göz göre göre yüzlerle madencinin canına mal olan cinayet sadece bir boyut. Kamu işletmesinin çok kârlı, çok yağmacı, çok olumsuz koşullarda, çok ucuz işçilikle üretilebilmesinin karşılığında sonu gelmeyen pek çok suçu da içeren kirli ilişkiler söz konusu oluyor. Yevmiyeli mitinglere taşınan işçiler sadece küçük ayrıntı. Kazara ölümden dönmenin acılı koşullarında kameralar karşısında kimi gerçekleri konuşan işçilerin, bölge çapında patronların kara listelerine alınıp, yıllar sonrasında bile işsizliğe, açlığa mahkûm edilmeleri örnekleri yaşanıyor..

*** 

Sonrasında dün bir kez daha canlı yayında reklamlar, şov adına, bize izletilen, yandaş işçi konfederasyonlarına sipariş edilmiş etkinlikler gerçekleşiyor. 8 Mart kadın hakları, emekçi kadınların bizde yerlerde sürünen hakları gündemli etkinlikte, kürsüye çıkan kadın işçilerin, kadın emeği sömürüsü kapsamında konuşmalarıyla, işçi, emek sömürüsüne duyarlı(!) gözlerden kimi yaşlar akıyor.. Kameraların zumlu görüntüleriyle ana haberlerde, hem de yandaş medya kanallarında, yayınlarında bir daha bir daha seçmen gözlerine sokuluyor.. Al gülüm ver gülüm ilişkilerinde, emekçinin haklarının, insani gelişmişlikte dünyanın en gerilerinde süründüğü araştırmaların çarpıcı sonuçlarını dinlerken canımız biraz sıkılsa da.. Ulufe algısının pekiştirildiği sultanlık düzeni pazarlaması, sendikal düzenin yasaklı olmasının demokrasi insan haklarıyla çelişkisini, sarı sendikacılığı, yandaş medya, sermaye düzenlerini sorgulamak akla gelmiyor..