(Pelin Cengiz / Haberdar – 8 Mart 2016)

Dünya devletleri, geçen yılın aralık ayında Paris’te düzenlenen COP21 İklim Zirvesi’nde yeni bir iklim anlaşması üzerinde anlaşmaya vardı. Paris Anlaşması’nın yürürlüğe girmesi için küresel sera gazı emisyonlarının en az yüzde 55’ini temsil eden devletler veya en az 55 taraf ülke tarafından imzalanması gerekiyor. Anlaşma 22 Nisan 2016’da New York’ta imzaya açılacak. Ülkeler, böylelikle iklim değişikliğiyle mücadele ve sera gazı emisyonlarının azaltılması konularında tarihi bir sorumluluk almış olacak. Devletler çeşitli gerekçelerle yine ağırdan almak isteyebilir ancak, mücadele için bugüne kadar olunmadığı kadar hızlı olunmak zorunda.

 

Paris Anlaşması’nda küresel sıcaklık artışının 1,5 dereceyle sınırlandırılması kararının ardından sivil çevreci inisiyatifler beş kıtadan 13 ülkede fosil yakıtlara karşı harekete geçiyor. Mayıs ayında 13 ayrı ülkenin en kirli bölgelerinden şiddet içermeyen eylemler gerçekleştirilecek. Örneğin, eylemler ABD ve Kanada’da kaya gazına, Kanada’da katran kumullarına, Nijerya’da petrole diğer ülkelerde kömüre yönelik olacak.

 

İnisiyatifin temel amacı halihazırda bilinen fosil yakıt rezervlerini çıkarmayarak toprak altında bırakmak, yüzde 100 yenilenebilir enerjiye dönüşümü hızlandırmak ve herkes için sürdürülebilir bir gelecek inşa etmek.

 

Fosil Karşıtı İnisiyatif çatısı altında bir araya gelen Türkiye’den 21 sivil toplum kuruluşu da, bu küresel etkinliğe destek veriyor. İnisiyatif, breakfreedört yeni termik santral kurulması planlanan İzmir Aliağa’da 15 Mayıs 2016 günü ses getiren bir eylemle etkinliğin Türkiye ayağını başlatmış olacak.

 

Halihazırda 21 termik santralin faaliyette olduğu Türkiye, bu alanda dünyada 15. sırada. Türkiye, yapımı devam eden ya da planlanan 80 termik santralin hepsini hayata geçirmesi durumunda ise Çin ve Hindistan’dan sonra dünyada en fazla termik santrale sahip 3. ülke konumuna yükselecek, dünyanın en fazla sera gazı emisyonuna sahip ülkeler arasında sivrilecek.

 

Türkiye’nin bu planlamayla iklim değişikliğiyle mücadele etmesi ve zaten yükselen trenddeki sera gazı emisyonlarını azaltması mümkün değil. Dünyayı sanayileşmeyle ve fosil yakıtlara dayana enerjilerini kullanımıyla birlikte 1,5 derece ısıtmış durumdayız. Bunu değiştirmek, bu gidişata dur demek için yerel ve uluslararası sivil inisiyatifler bir araya geldi. Türkiye’nin bu alanda büyük bir zihniyet değişikliğine gitmesi artık kaçınılmaz bir noktada. Mevcut santrallerle zaten bu mümkün değilken yenilerinin açılması meşru değil.

 

Gelelim, Türkiye’deki eylem noktası olarak neden Aliağa’nın seçildiğine… Aliağa, Türkiye’nin uzun yıllardır sanayi bölgesi olan ve aşırı kirlilikle mücadelenin en fazla olduğu bölgelerden biri. Şu anda bir tane çalışır vaziyette kömürlü termik santral varken, dört tane daha yapılmak isteniyor. Sanayi bölgesinde her türlü kirlilik yaratan endüstriyel tesisi bulmak mümkün. Rafineri merkezi, petro kimya tesisleri, LPG depoları, ark ocaklı demir çelik tesisleri, gübre fabrikaları, gemi söküm tesisleri, haddehaneler, hurdahaneler…

 

Foça Çevre ve Kültür Platformu’ndan (FOÇEP) Bahadır Doğutürk, “Sayarken ruhumuz kararıyor” diyor. Bölgede 40’a yakını büyük, geri kalanı irili ufaklı olmak üzere 3000’e yakın tesis var.

 

Doğutürk, Aliağa ile ilgili şu bilgileri veriyor: “Bu tesislerin hepsinin kümülatif etkisi var. Burası sanayi bölgesi kabul edin deniyor. Ama sanayi bölgesi olması demek, ölüm bölgesi olduğu anlamına gelmiyor. Şimdi bir de üstüne en kirli yakıtla çalışan dört tane kömürlü termik santral yapılmak isteniyor. Zaten demir çelik fabrikasının kendi termik santrali var. İki yıldır dumanı tüten santrale bilirkişi daha geçtiğimiz gün geldi. Düşünün, bu kadar fütursuz bir sanayi bölgesinden bahsediyoruz. 40-50 milyar ton cüruf atık üretiliyor. Aliağa, sanayi bölgesi olduğu için gözden çıkarılmış durumda. Yani Aliağa kritik sınırı çoktan aştı. Bunu kanıtlayan birçok bilimsel rapor var. Burası sanayi bölgesi olabilir ama aynı zamanda tarım, turizm, kültür kenti de.”

 

Aliağa’nın hemen yakınındaki Foça, özel çevre koruma bölgesi ama dinleyen yok. Aynı zamanda sanayileşmenin sürdüğü bölge, 3000 yıllık geçmişe sahip Kyme antik kentini adım adım yok ediyor. Daha geçenlerde Azeri devlet şirketi Socar’ın iki termik santral ve 17 rüzgar türbini inşa etmek istediği Aliağa Ilıca Burnu’nda antik liman ve taş ocağı kalıntıları tespit edildi. Socar, arkeolojik SİT alanındaki kalıntıların 5 metre ötesine RES, 45 metre ötesine termik santral, liman ve kömür deposu yapmayı planlıyor. Nemrut Koyu’ndaki iskelelerden yapılan yükleme boşaltmayla denizler ölüyor. Kirlilik nedeniyle kanser vakalarında büyük oranda artış var. Toprağın verimi azalırken, tarım alanları, jeotermal kaynaklar yok oluyor, vadi ve dere yatakları cüruf sahası olarak kullanılıyor.

 

Her türlü vahşi ve kirli endüstriyel faaliyetin yürütüldüğü Aliağa’dan başlayacak eylemlerle çevresel direnişlerin bir an önce Türkiye genelinde ses getirmesi son derece kritik önem taşıyor.

 

(Bu yazı, Today’s Zaman için kaleme alınmış ancak kayyım atanması nedeniyle orada yayınlanamamıştır)