(Hakan Kara / Cumhuriyet,*F: Tolga Sezgin-  10 Mart 2016)

Turunç ve domatesle çıkageldi.
Yemeğe davet etmiştik.
Bodrum turuncu benim siparişimdi. Domates onun “sürprizi”.
“Bu çok özel bir domates” dedi, “organik”.
İç piyasaya verilmiyormuş. Tüm üretim yurtdışına ihraç ediliyormuş. Bir tanıdık aracılığıyla birkaç kilo alabilmiş.
“Bir domates için çok uğraşmışsın” dedim, gülümsedi.
“Bu, öyle özel ki, insanı başka zamanlara bile götürebiliyor. Bir zaman tüneli etkisi yaratıyor” dedi. Bu kez ben gülümsedim.

***

Salatayı hazırlamak üzere mutfağa geçtim. Domatesleri güzelce yıkadım. İlkini bıçakla ikiye kestim. Öyle bir koku yayıldı ki ortaya, anlatamam.
Birden çocukluk yıllarıma döndüm. Bir sahil kasabasındaydık. Annem seslenmişti:
“Haydi yemek hazır.”
Koşa koşa eve, mutfağa girmiştim. Annem salata hazırlıyordu. Annemin duruşunu, pencereden giren ışığı o anı tüm detaylarıyla anımsıyordum. Muhteşem bir domates kokusu sarmıştı bütün evi.
İşte o kokuydu. Basit bir domatesin yarattığı mutluluğun şaşkınlığını yaşıyordum.
Kapıdan gelen sesle irkildim:
“Haklı mıymışım? Nasılmış?”
Koku gerçekten tuhaf bir şey. Umulmadık bir anda basit bir koku, diyelim ki yeni biçilmiş çimlerin kokusu sizi alıp başka zamanlara götürebiliyor.
Kaç yıl oldu?
“Gerçek” bir domatesin kokusunu duymayalı kaç yıl oldu? Ya “gerçek” bir domates yemeyeli?
Sadece domates değil, pek çok sebze ve meyve için aynı şey geçerli: Elma, şeftali, karpuz…
Artık sebze ve meyvelerin o eski tadını unuttuk. Manavdan alışveriş yaparken öyle bir beklentimiz bile kalmadı.
Çünkü biliyoruz ki “sektör”ün tercihleri farklı. Elma dediniz mi öncelik, sağlamlık sonra dayanıklılık. Çünkü nakliye yüzünden darbelere karşı dayanıklı olması gerekiyor. Günlerce, haftalarca bozulmaması gerekiyor.
Manavın tezgâhına bakıyorum. Aynı boy ve aynı renk elmalar. “Lezzet” dediğiniz şey “sektörün” önceliklerinde alt sıralarda.
Peki ya sağlık?
“Lezzet”ten taviz verdik, fakat sağlığı ne yapacağız?
Aldığımız sebze ve meyveler ne kadar sağlıklı?
Üretiminde ne kadar hormon kullanıldı? Hangi kimyasallarla suladılar o domatesi? Böceklerden koruyacağız diye hangi pestisitleri sıktılar?
Biliyoruz ki, Türkiye’den yurtdışına ihraç edilen kimi meyveler, sağlığa zararlı oldukları için geri gönderiliyor. Ne oluyor peki bu meyvelere? Siz bunların imha edildiğine ilişkin bir haber okudunuz mu gazetelerde?
Sonra aynı parti üretimden iç piyasaya sürülenlere ne oluyor? Denetimden geçiyor mu zannediyorsunuz?
Siz hiç yapılan denetimler sonucu, standartların çok üstünde zehir saptandı diye sebze ya da meyvelerin imha edildiği, üreticisine ceza kesildiği haberi okudunuz mu?
Prof. Dr. Tayfun Özkaya change.org sitesinde “Zehirli sebze, meyve yemek istemiyoruz” kampanya başlattı. Umarız, bu kampanya başarıya ulaşır.
Fakat sorun daha derinde.
Artık doğayı yok eden, toprağı, suyu kirleten, biyolojik çeşitliliği tehdit eden, iklimi bozan, insanları zehirleyen bu üretim biçiminden vazgeçip, organik tarıma geçmek zorundayız. Hem de zaman kaybetmeden.
Domates yerken plastik tadı almaktan sıkılmadınız mı?

*F: Tolga Sezgin, Mari Aydın Türkiye’deki son Ermeni köylerinden biri olan Vakıflı’da seradan domates topluyor. Köyde 2004 yılından beri organik tarım yapılıyor. Antakya, 2008