(Hasan Şen / Yeşil Direniş – 10 Mart 2016)

Dersim’in Munzur Vadisi’nden epeydir “tuhaf bir çığlık” yükseliyor. Dersim tarihinin derinliklerinden gelen çığlıkla iç içe geçtiği için anlamlandırmakta epeyce zorlansak da onda bize tanıdık gelen çok şey var. Bu defa nehirlerin, ağaçların ve içinde yaşadıkları canlılarla birlikte ormanların eşlik ettiği daha güçlü bir çığlık yükselerek Dersim sınırlarını aştı ve birçok büyük şehrimizi doldurdu. Bu çığlığın bir benzeri Cerattepe’de duyuluyor bugün! Karadeniz bu çığlığa kulak kesilmekte, belki de tarihinde ilk kez yazgısının Dersim coğrafyasıyla garip bir şekilde örtüştüğünü fark etmektedir.

2009 yılının Kasım ayında bir Karadeniz vadisi olan Senoz Vadisi’nde HES saldırısını protesto etmek için İstanbul’da şirketin önünde bir araya gelen Karadenizli protestoculara destek verenler Dersim doğasını savunan Munzurlu dostlarımızdı. Munzurlular 2000 yılının Eylül ayından bu yana barajlara karşı protestolarını İstanbul’da ve diğer büyük şehirlerde başlatmışlardı. Bu yüzden 2006 yılında başlayan ve Türkiye’yi saran HES salgınına karşı büsbütün çaresiz değillerdi. Mücadelenin dilini, dayanışmayı ve örgütlü hareket edebilmenin önemini biliyorlardı. Daha sonra gündeme gelen Kastomonu’nun Loç Vadisi’nde yapılmak istenen HESlere karşı verilen mücadeleye destek verenler sadece Karadenizliler değil aynı zamanda Munzurlu dostlarımızdı. Bu böyle devam etti. Kentsel dönüşüm projelerine karşı verilen mücadelelerle yerel mücadelelerin ortaklaşma ve birlikte hareket etme yeteneği 25 Nisan 2010 tarihinde Gezi İsyan’ından üç yıl önce Kadıköy’de ilk büyük buluşmasını gerçekleştirmişti.

Sözü fazla uzatmayalım ve şunun altını iyice çizelim; bugün Cerattepe’de mücadele verenler Dersim/Munzur’da ekoloji mücadelesi veren yaşam savunucuları yanlarında bulabilecektir. Bu geleneğin bir arka planı var ve bu sağlamca örülmüştür. Yaşam savunucuları bugün mücadeleleri bölmeye çalışan iktidarın “yalan ve hilelerine” bağışıklıdır, bunun iktidarda bulunanlara “dert olduğunun” da farkındadırlar. Kaz dağlarında, Munzur’da, Cerattepe’de, ülkenin pek çok yerinde oturan doğa dostlarının kimsenin “önünde diz çökmeye” niyeti yoktur artık, bunu bilsin insanlar! Karadeniz’den gelen yaşam savunucuları olarak bizler Munzurlu dostlarımızı zor günlerimizde yanımızda bulduk ve bunu unutmadık. Dersim ’de 11 bölgenin 1 Mart ile 1 Eylül tarihleri arasında ‘askeri güvenlik bölgesi’ ilan edildiği duyurulduğunu hatırlatalım. Bu koşullarda mücadele veren Dersimlileri saygıyla selamladıktan sonra sözü 2009 sonbaharından bu yana birlikte mücadele ettiğim arkadaşım Hasan Şen’e bırakıyorum. Yazısında Munzur’da neler yaşandığını kısaca özetliyor. 13 Mart’da 2016’da Cevahir’in önünde görüşmek dileğiyle. Selamlar

İsmail Akyıldız / Yeşil DireniŞ / 10 Mart 2016

12814273_446820495516780_6776702732170661554_n

“Doğanın ve doğa varlıklarının korunması sorunu, günümüzün olduğu kadar, yüzyılımızın da temel sorunlarından birdir. İnsan doğayı kirletiyor, çevre değerlerini ve çevre ekonomisini yıkıma uğratıyorsa; ya doğru enerjiyi kullanmıyor ya da enerjiyi doğru kullanmıyordur”

İşte Hasan Şen’nin Yeşil direniŞ Gazetesi için kaleme aldığı yazının tamamı:

Bildiğiniz gibi/bilindiği gibi, Munzur Projesi’nin belkemiği olan Proje’ler, Munzur Vadisi’nde yapılması planlanan ve Bakanlar Kurulu Kararı ile başında bir Amerikan Şirketi’nin yer aldığı Uluslararası Konsensiyum’a ihale edilmiş bulunan Konaktepe I-II Barajı ve HES Projeleri’dir. Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğü tarafından Tunceli’de “Munzur Projesi” adı altında tümü enerji amaçlı, 8 adet baraj ve hidroelektrik santral yapımı planlanmıştır.

Bunlardan Konaktepe Barajı ve Konaktepe I-II Hidroelektrik Santralleri’nin inşaatı ile elektromekanik teçhizatının temini ve tesisi işi, Türkiye-Amerika Birleşik Devletleri şirketlerinden oluşan konsorsiyuma yaptırılmasına, 10.09.1998 tarih ve 98/11634 Sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ile karar verilmiştir. Konaktepe Barajı ve Konaktepe I-II Hidroelektrik Santralleri’nin kesin projesinin hazırlanmasına ilişkin sözleşme, 08.03.2002 tarihinde Konsorsiyum üyeleri Stone&Webster International Inc., ABD Konsorsiyum Lideri, VA Tech Elin/USA Corporation/ABD, VA Tech Voest MCE Corporation/ABD, Strabag AG/Avusturya, ATA İnşaat Sanayi ve Ticaret A.Ş./Türkiye tarafından imzalanmıştır, bakanlık makamınca onaylanmıştır, sözleşmeye Maliye Bakanlığı’nca vize verilmiştir ve Sayıştay’ca tescil edilmiştir, kredi görüşmeleri sonuçlandırılarak kredi anlaşmaları imzalanmıştır. Böylelikle, Konaktepe Barajı ve Hidroelektrik Santralleri’ne ilişkin siyasi-idari süreç, 2004 yılında tamamlanmıştır. Buna göre proje için gerekli olan finansmanın tamamı, konsorsiyumu oluşturan şirketler tarafından temin edilmek suretiyle proje gerçekleştirilmek istenmektedir.

12809622_446820512183445_309555176534425002_n

Bu projelerin gerçekleştirilmeleri halinde çok ciddi çevre tahribatları meydana gelecektir. Munzur Vadisi “Milli Parkı’nda” ortaya çıkabilecek tahribatları kısaca sıralayalım;

1- Türkiye’nin en büyük Milli parklarından olan Munzur Vadisi tamamen yok olacaktır!

2- Munzur’un Dünyaca ünlü kırmızı pullu Alabalığı, yapısı itibari ile baraj sularında yaşama imkânı olmadığı için nesli tükenecektir.

3- Yine 43 tanesi sadece Munzur vadisi ve çevresinde bulunan toplam 1518 bitki türü, bir kısmının sular altında kalacak olması ve meydana gelecek olan iklim değişikliği nedeniyle önemli ölçüde yok olacaktır. İngiltere’de 1500, Hollanda’da 1850 kadar çiçekli bitki türü olduğu düşünülürse Munzur Vadisindeki bitki çeşitliliğinin önemi ayrıca düşünülmelidir.

4- Vadi tüm güzelliği ile baraj sularına boğulacak, ardı sıra barajlar ile inşaat sahasına dönecektir. Konaktepe I ile Konaktepe II arasında su 14 km tüneller ile taşınacağından bu alanda çok az bir su akışı olacaktır. Bazı dönemler hiç su akmayarak kuru yatak haline dönüşecektir.

5- Bölgenin baraj suları ile gölleşmesi bölgenin iklimini değiştirecek kar yağışı azalacak bu durum kaynak sularının azalmasına ve bazı kaynakların tamamen kurumasına, belli bir süre sonra Munzur nehrinin kaynağı olan Munzur gözelerinin de yok olmasına neden olabilecektir. Vadideki Barajların, diğer nehirler üzerinde kurulan barajların aksine su kaynağına yakın bir mesafede olması nehir gözelerinin doğrudan etkilemesine neden olacaktır. Munzur Projeleri için devletin bugüne kadar hazırladığı bir iklim raporu yoktur.

6- Konaktepe I barajının suları Ovacık İlçe merkezine kadar ulaşacaktır. Birinci derece deprem alanında bulunan Ovacık ilçe merkezinin zeminine sızan göl suları olası bir depremde ciddi can kaybı yaşanmasına neden olacaktır. Ovacık ilçe merkezi düz bir ovada ve sağlam olmayan bir zeminde kurulmuştur.

7- Barajlar, ömürlerini 40-50 yıl içinde doldurması nedeniyle, Vadi bataklık alanlara dönüşme tehlikesi ile karşı karşıya kalacaktır.

12814204_446820508850112_1377867381795133634_n

8- Binlerce dönüm ormanlık alan gerek baraj inşaatlarındaki çalışma gerekse sulara altında kalacak olması nedeniyle yok olacaktır.

9- Yine sosyal yaşam olanakları zaten kısıtlı olan Tunceli halkının birçok mesire, piknik yeri de yok olacaktır.

10- Vadinin yok olması Manevi ve kültürel açıdan da insanlarımızı olumsuz etkileyecektir. Yöre inancına göre kutsal kabul edilen birçok ziyaret sular altında kalacaktır.

11- Barajlar Arıcılık ve turizmi de olumsuz etkileyecektir. İklimin değişmesi arıcılığın sona ermesine neden olacaktır. Özellikle Ovacık balı Türkiye’de önemli bir yeri olan bir bal çeşididir.

12-Tunceli – Ovacık karayolu da sular altında kalacağından yeni yapılacak yolun Hozat ilçesi üzerinden düşünülmesi nedeniyle, Tunceli ile Ovacık ilçesinin irtibatı kopacaktır. Bir çok ilçesi ile zaten ilişkisi kopmuş olan il merkezinin Ovacık ilçesi ile de ilişkisinin kopması İl merkezinin ilçelerden tecrit olmasına neden olacaktır.

13- Türkiye’de en çok göç veren ve nüfusu sürekli azalan Tunceli’ de Köylerin de sular altında kalması ve birçok köyünde ulaşımının kesilmesi nedeniyle göç daha da artacak, buda insansızlaştırmaya sebep olacaktır.

14- Koruma altındaki önemli bitkilerden olan dünyaca ünlü tek başlı Munzur sarımsağı (Allium tuncelianum) da yok olacaktır. Mathew adlı bir Botanikçi bu sarımsağın dünyadaki sarımsakların atası olduğunu dahi iddia emektedir.

15- Mevcut planlar hazırlanırken bazı kurumlardan görüşler de alınmıştır. Bu kapsamda; Tunceli Gıda Tarım ve Hayvancılık İl Müdürlüğü tarafından da itiraz konusu olan İmar planına yönelik görüşler dile getirilirken hayvancılığın, balıkçılığın olumsuz etkileneceği, özellikle su sıcaklığının değişmesi ile birlikte kırmızı benekli alabalığın yaşam alanlarının ortadan kalkacağı belirtilmiştir.

16- Çalışma sahasının orman sahası içerisinde yer aldığı dile getirilmiş ve sonuç itibari ile ekosistemin, barajdan olumsuz etkileneceği belirtilmiştir.17- Tunceli İl Özel İdaresi tarafından da imar ve uygulama planına ilişkin görüşünde; içme suyu tesislerinin ve köy yollarının yaşayabileceği olumsuz etkiler ve baraj ve HES projesi için Kümülatif Etki Değerlendirmesinin yapılması gerektiği ve yine havza planlamalarının yapılması gerektiği ve bu hususların Çevre Düzeni Planında da belirtildiği dile getirilmiştir.

17- Söz konusu Konaktepe baraj alanı 1. Derece deprem bölgesinde bulunmaktadır. Bu projenin gerçekleştirilmesi halinde baraj göl alanı, 1241 m kodu nedeniyle Ovacık ilçe merkezinin içlerine kadar ulaşacaktır. İlçe merkezine komşu olan Güneykonak, Sarıtosun köyü, Konaklar köyü ve ilçe merkezinin bazı mahallerinde bulunan evler dahi sular altında kalacaktır. Su gölet alanının bu kadar ilçe merkezine yakın olması ciddi çevresel sorunlar yaratacaktır. Ovacık’ın sağlam olmayan zemini de olumsuz yönde etkilenecektir. Çok ciddi şekilde deprem riski ortaya çıkacaktır. Ovacık ilçesi bildiğiniz gibi 1. derece deprem bölgesidir. Munzur dağları ile ovanın birleştiği yerde fay kırığı bulunmaktadır. Bu fay hattı da uzun yıllardır hareketsiz durumdadır. Baraj gölünün baskısı ile tetiklenmesi, kırılmasına neden olabilecektir. Ayrıca Ovacık ilçe zemini de çakıl ve kumluk bir yapıya sahiptir. Sağlam bir zemini bulunmamaktadır. Su sızıntısına müsait bir zemin yapısı vardır.

Türkiye’nin su ve enerji kurumları; ne planlama, ne de uygulama aşamasında “öteki değerler”i koruma endişesi dahi duymadan, stratejik bir hesap yapmadan, çok meslekliliğe ve çok disiplinliğe yer vermeden, kapalı kapılar ardında planlama ve uygulama yapmaktadır. Bütün toplumla birlikte bu alanla ilgili bilim kurumlarımız ve meslek kuruluşlarımız da, yalnızca olayın sonuçlarıyla karşı karşıya kalmaktadır. Resmi kurumlarımız; planlama aşamasından itibaren işletme aşamasına kadar olan süreçte, bilim ve meslek kuruluşlarımızdan, onların uzman “sivil” kadrolarından yararlanmamaktadır.

12790836_841063142671064_3362697067289830954_n

Doğanın ve doğa varlıklarının korunması sorunu, günümüzün olduğu kadar, yüzyılımızın da temel sorunlarından birdir. İnsan doğayı kirletiyor, çevre değerlerini ve çevre ekonomisini yıkıma uğratıyorsa; ya doğru enerjiyi kullanmıyor ya da enerjiyi doğru kullanmıyordur. Ülkemizin tüm temiz su kaynaklarına planlı bir şekilde saldırıyorlar. Ülkemizin her akarsuyu onlarca kelepçe (HES) ile tutsak edilmek; sularımız, binlerce yıldır hayat verdiği coğrafyada karanlık tünellere kapatılmak isteniyor. ‘Neden’ diye sorduğumuzda ‘ülkenin enerji ihtiyacı var’ diyorlar!.. Projelenen 2 binin üzerinde HES’in bitirilmesi sonucunda, hedeflenen 2023 yılında ülkemizin enerji ihtiyacının sadece yüzde 4-5’lik kısmının karşılanacağını bilmelerine rağmen bunu söylüyorlar. Akarsularımızı, ‘Su Kullanım Hakkı’yla birlikte 49 yıllığına satmalarına, adeta peşkeş çekmelerine rağmen söylüyorlar. Biliyoruz ki doğru söylemiyorlar. Bunu Cerattepede, Munrgulda, Peride ve bir çok yerde görmekteyiz. Bütün karar vericileri, tarafları; başka canlılar, çocuklar yokmuş gibi, gelecek kuşaklar olmayacakmış gibi, sürdürdükleri bu bencil davranışlardan vazgeçmeye çağırıyoruz.

Unutulmamalıdır ki, kararı bizim neslimiz verecek, ancak bu karar bütün nesillerin geleceğini etkileyecektir. Ülkemizin temiz su kaynaklarına yapılan bu planlı saldırıların önünde durarak, vadilerimizde yaşanan bu katliamların bir an önce durdurulması ve sularımızın ticarileştirilmesini engellemek için, TARİHİMİZİ, KÜLTÜRÜMÜZÜ VE DOĞAMIZI savunmak için var gücümüzle mücadelemizi sürdüreceğiz.

Not: Yaşam savunucularını Munzurlu dostlarımızı desteğe çağırıyoruz; Munzur’da talana izin yok, toprağımıza, suyumuza kültürümüze sahip çıkıyoruz! (13 Mart 2016, Cevahir AVM önü)

12800385_841065606004151_8984793898056261441_n