(Abdullah Aysu / Özgür Gündem – 11 Mart 2016)

Birkaç gündür sanal medyada Türkiye Rüzgâr Enerjisi Birliği’ne (TÜREB) ait bir harita dolaşıyor. Harita, Türkiye Rüzgâr Santralleri Atlası adıyla Ocak 2016’da yayınlanmış. Haritaya bakıldığında, ‘uğrunda ölünesi yerler’ diye hep anlatılan Ege, Marmara ve Trakya rüzgâr enerji santrallerine (RES) teslim edilmiş.

Haritada görüldüğü kadarıyla RES’ler bütün hava koridorunu kaplamış. Rüzgâr santrallerinin bu şekil konuşlandırılmasıyla Ege, Marmara ve Trakya’da yaşam yok olacak gibi görünüyor. Sadece insanlar zarar görmeyecek. Yaban kuşlar telef, yaşama destek sunan biyoçeşitlilik tahrip olacak. Havanın koridorunun rüzgâr

Birkaç gündür sanal medyada Türkiye Rüzgâr Enerjisi Birliği’ne (TÜREB) ait bir harita dolaşıyor. Harita, Türkiye Rüzgâr Santralleri Atlası adıyla Ocak 2016’da yayınlanmış. Haritaya bakıldığında, ‘uğrunda ölünesi yerler’ diye hep anlatılan Ege, Marmara ve Trakya rüzgâr enerji santrallerine (RES) teslim edilmiş.

20141230113411_21074

Haritada görüldüğü kadarıyla RES’ler bütün hava koridorunu kaplamış. Rüzgâr santrallerinin bu şekil konuşlandırılmasıyla Ege, Marmara ve Trakya’da yaşam yok olacak gibi görünüyor. Sadece insanlar zarar görmeyecek. Yaban kuşlar telef, yaşama destek sunan biyoçeşitlilik tahrip olacak. Havanın koridorunun rüzgâr santralleriyle işgali, rüzgâr akımını sekteye uğratacak. İklim değişecek, istikrarsızlaşacak. Kısacası herkes ve her şey için bu bölgelerde yaşam alt üst olacak. Söz konusu olan yaşam!

Doğal güzellik denince akla gelen Karadeniz, Nehir Tipi Hidro Elektrik Santral (HES) şirketlerine verildi. Karadeniz, “Yeşil Yol” safsatası ile şimdi yırtılıyor. Bütün dağları yerle yeksan edecek maden şirketleri dağlarda cirit atıyor. Hükümet, adeta “alın mahvedin bu güzellikleri” dercesine maden şirketlerine destek veriyor. Şirketlere engel olmaya kalkan yaşam savunucuları kolluk kuvvetleri tarafından darp ediliyor.

Manavgat’ın nehrinin üzerine HES’lerden düğüm üstüne düğüm atılıyor. Atılan düğümler ile nehir iğdiş ediliyor. Hayatı iğdiş edecek enerji şirketlerine ardı ardına lisanslar veriliyor. Torosların yeşil giysisi HES’ler ile üstünden sıyrılacak, çıplaklaştıracak! Bir başka cennet bölge cehenneme çevrilecek.

Özetle Batı’da ve Güney’de herkes ve kesim için yaşam alanları yaşanılmaz kılınıyor. Tüm canlılar için hayattan mahrum edecek adımlar böyle atılıyor. Hakikatler bu kadar yalın!

Bir başka bölgeye geçelim. Mezopotamya Ekoloji Hareketi, 85 kişilik çalışma ekibi kurmuş, 800 aile ile görüşmüş, bir rapor hazırlamış. Görüşme yaptıkları yöreler; Amed’te Sur, Bismil, Mardin’de, Nusaybin, Dargeçit, Hakkari’de Yüksekova, Şemdinli; Şırnak’ta Şınak, Cizre, Silopi, Beytülşebap, Van’da Süphan, Yeni Mahalle, Karşıyaka, Hacıbekir, Edremit.

Çalışma 24 Ekim 2015-10 Kasım 2015 tarihleri arasında gerçekleştirilmiş.

Raporun tarımla ilgili bir bölümü şöyle: “Sokağa çıkma yasaklarının uygulandığı ilçelerde halk genellikle bahçelerinde bostan yetiştiriyor, evlerin bodrumunda hayvancılık yapıyor. Bu üretim ve yetiştirme sokağa çıkma yasağından dolayı zarar görmüş. Hayvanların şarapnel parçalarından, kullanılan gazlar ve mermilerden dolayı öldükleri, ölen hayvanların kireçlenerek bahçeye gömüldükleri belirtiliyor.

Dağlık bölgeler olan, Şırnak, Şemdinli, Yüksekova, Dargeçit gibi küçük ve büyükbaş hayvancılığın yapıldığı yerlerin özel güvenlik bölgesi ilan edilmesi ve bombalanmasından dolayı hayvanlar ölmüştür. Özellikle arıcılık durma noktasına gelmiş” diyor.

Buralarda yaşamdan ve yaşanılacak olanlardan mahrumiyet diz boyu. Hakikatler, sadece yalın değil korkunç!

Son söz Yaşar Kemal’in; “Yani vatan, ormanları, çayır çimenleri, kuşları, yabanıl hayvanları, suları, daha binlerce öğesiyle bir bütündür…”

santralleriyle işgali, rüzgâr akımını sekteye uğratacak. İklim değişecek, istikrarsızlaşacak. Kısacası herkes ve her şey için bu bölgelerde yaşam alt üst olacak. Söz konusu olan yaşam!

Doğal güzellik denince akla gelen Karadeniz, Nehir Tipi Hidro Elektrik Santral (HES) şirketlerine verildi. Karadeniz, “Yeşil Yol” safsatası ile şimdi yırtılıyor. Bütün dağları yerle yeksan edecek maden şirketleri dağlarda cirit atıyor. Hükümet, adeta “alın mahvedin bu güzellikleri” dercesine maden şirketlerine destek veriyor. Şirketlere engel olmaya kalkan yaşam savunucuları kolluk kuvvetleri tarafından darp ediliyor.

Manavgat’ın nehrinin üzerine HES’lerden düğüm üstüne düğüm atılıyor. Atılan düğümler ile nehir iğdiş ediliyor. Hayatı iğdiş edecek enerji şirketlerine ardı ardına lisanslar veriliyor. Torosların yeşil giysisi HES’ler ile üstünden sıyrılacak, çıplaklaştıracak! Bir başka cennet bölge cehenneme çevrilecek.

Özetle Batı’da ve Güney’de herkes ve kesim için yaşam alanları yaşanılmaz kılınıyor. Tüm canlılar için hayattan mahrum edecek adımlar böyle atılıyor. Hakikatler bu kadar yalın!

Bir başka bölgeye geçelim. Mezopotamya Ekoloji Hareketi, 85 kişilik çalışma ekibi kurmuş, 800 aile ile görüşmüş, bir rapor hazırlamış. Görüşme yaptıkları yöreler; Amed’te Sur, Bismil, Mardin’de, Nusaybin, Dargeçit, Hakkari’de Yüksekova, Şemdinli; Şırnak’ta Şınak, Cizre, Silopi, Beytülşebap, Van’da Süphan, Yeni Mahalle, Karşıyaka, Hacıbekir, Edremit.

Çalışma 24 Ekim 2015-10 Kasım 2015 tarihleri arasında gerçekleştirilmiş.

Raporun tarımla ilgili bir bölümü şöyle: “Sokağa çıkma yasaklarının uygulandığı ilçelerde halk genellikle bahçelerinde bostan yetiştiriyor, evlerin bodrumunda hayvancılık yapıyor. Bu üretim ve yetiştirme sokağa çıkma yasağından dolayı zarar görmüş. Hayvanların şarapnel parçalarından, kullanılan gazlar ve mermilerden dolayı öldükleri, ölen hayvanların kireçlenerek bahçeye gömüldükleri belirtiliyor.

Dağlık bölgeler olan, Şırnak, Şemdinli, Yüksekova, Dargeçit gibi küçük ve büyükbaş hayvancılığın yapıldığı yerlerin özel güvenlik bölgesi ilan edilmesi ve bombalanmasından dolayı hayvanlar ölmüştür. Özellikle arıcılık durma noktasına gelmiş” diyor.

Buralarda yaşamdan ve yaşanılacak olanlardan mahrumiyet diz boyu. Hakikatler, sadece yalın değil korkunç!

Son söz Yaşar Kemal’in; “Yani vatan, ormanları, çayır çimenleri, kuşları, yabanıl hayvanları, suları, daha binlerce öğesiyle bir bütündür…”