( Pelin Cengiz / Haberdar – 02 Nisan 2016 )

NASA, geçen ay Türkiye’yi de içine alan İsrail, Ürdün, Lübnan, Filistin, Kıbrıs ve Suriye’yi kapsayan Doğu Akdeniz Bölgesi ile ilgili son derece kritik bir açıklama yaptı. NASA’nın yaptığı açıklamaya göre, bu bölgede 1998 yılından başlayarak süregelen kuraklık, 900 yılın en etkili kuraklığı… Dünya medyasında epeyce yankı bulan bu haber, Türkiye’de sadece birkaç özet çeviriyle geçiştirildi.

NASA Goddard Uzay Araştırmaları Enstitüsü’nden iklim bilimci Ben Cook liderliğindeki araştırma ekibi, Doğu Akdeniz’e dair dokuz asırlık verileri inceledi. Elde edilen bulgular, biliminsanlarına Akdeniz kuraklığı oluşumundaki insan kaynaklı etkileri kanıtladı.

Cook ve araştırma ekibi, gerçekleştirdiği çalışmayla geçmişte Akdeniz kuraklıklarının ne sıklıkla ve şiddette meydana geldiğini anlamak için ağaç halka analiz tekniği ile Eski Dünya Kuraklık Atlası’nı kullandı. Bu sayede, Kuzey Afrika, Yunanistan, Lübnan, Ürdün, Suriye, Türkiye, İspanya, Fransa’nın güneyi ve İtalya’yı kapsayan analizlerle geçen bin yılın coğrafi kuraklık izlerine ulaşıldı. Aynı zamanda 1100 ve 2012 yılları arasındaki tarihsel dokümanlar incelendi, kuraklık dönemleri tespit edildi.

Ben Cook ve ekibine göre, Türkiye’nin de yer aldığı Doğu Akdeniz’de 1998 ile 2012 yılları arasında görülen kuraklık, son 500 yılın en kuru döneminden yüzde 50 oranında daha şiddetli geçmiş durumda. Son 900 yıla göre ise en kurak dönemden yüzde 10 ila 20 arası daha kötüydü. Bu kuraklığın etkileri ise halen devam ediyor.

Sonuç olarak, araştırma ekibi, Akdeniz çanağındaki ülkelerin gelecekte insan kaynaklı iklim değişikliğinden en fazla etkilenecek bölgelerden biri olduğuna önemle dikkat çekiyor. Aslında bu bölge halihazırda küresel ısınmayı çok tipik şekliyle yaşayan bir bölge. Gelecek dönem için de kuraklık konusunda çok büyük bir risk içeriyor.

Aslında son derece detaylı bir çalışma ancak çok özetle bahsedersek, araştırmanın bulguları böyle. Peki, neden bu bilgileri hatırlatmak ihtiyacı duydum? Açıkçası, Orman ve Su İşleri Bakanlığı’nın NASA’nın bu kapsamlı çalışmasıyla ilgili açıklama yapana kadar bir biçimiyle medyaya yansımış olan bu çalışmadan pek bahsetmek niyetinde değildim.

Geçen hafta Orman ve Su İşleri Bakanlığı, çalışmanın medyada Türkiye’yi de kapsayan Doğu Akdeniz Bölgesi’nde, 1998 yılında başlayan kuraklığın, muhtemelen son dokuz asrın en kötü kuraklığı olduğu şeklinde yansıdığını vurgulayarak, “NASA’nın haberi ve haber kaynağı olarak kullandığı makale incelendiğinde, ayrıca bununla ilgili ülkemizde yapılan makaleler araştırıldığında son dokuz asrın en kötü kuraklığının Türkiye için geçerli olmadığı kanaatine varılmıştır. Makalede kullanılan uzamsal dağılım oluşturma yönteminin kullanılan örnekler dikkate alındığında yetersiz kaldığı ve bu dağılımla elde edilecek yorumların Anadolu için doğruyu yansıtmayacağı anlaşılmıştır” bilgisini paylaştı.

Bir nevi bu açıklamayla Türkiye, bilimin ışığında elde edilmiş verilere katılmıyorum, saygı da duymuyorum demiş. Türkiye’nin bu araştırmaya dahi edilmesi maksatlıymış. Öğrendik ki, meğerse kuraklık bizi teğet geçiyormuş.

Mesela, açıklamada bahsi geçen Türkiye’de yazılmış ve Bakanlık tarafından incelenmiş makaleler hangileri? Bu makaleleri kaleme alanlar hangi aksi yönde bulgulara erişmişler? Böyle bir coğrafya içerisinde diğer tüm karasal ve denizden sınırımız olan bölgeler bu kuraklıktan etkileniyorken bizi azade kılan temel belli başlı faktörler neler? NASA’nın göremediği ama Türkiye’nin gördüğü tam olarak nedir?

Yoksa şimdi bir de kuraklık lobisiyle mi mücadele etmek durumdayız?

Günü kurtarmaya dönük bu açıklamalar gülünç olmanın ötesinde ciddi bir cehaleti de gözler önüne seriyor.

Çok geriye gitmeye gerek yok. Türkiye, 2014 yılı itibariyle 1961’den bugüne kaydedilen en kurak yılı yaşadı. Kuraklığın etkileri, özellikle büyük şehirlerde su talebinin karşılanmasında zorluklara neden oldu, suyun en yoğun kullanıldığı tarım sektörünü doğrudan etkilendi, barajların doluluk oranları en düşük seviyelere indi. Türkiye’de özellikle 2014’te yaşanan kuraklığın, gelecek yılları da etkileyeceği o günlerde ifade edilmişti. Zira, iklim değişikliğinin ilk kurbanı su kaynaklarıdır.

Yapılan çalışmalarda, gelecek yıllarda Türkiye genelinde sıcaklıkların 2,5 ila 3,5 derece artacağı ve yağışların yüzde 25-35 oranında azalacağı tahmin ediliyor. Bu değişim, Türkiye’nin su varlıklarını olumsuz yönde etkileyecek ve yaşanan su sıkıntısını arttıracak.

Hal böyleyken, iş sadece NASA’yı kuraklık lobisinin başını çekmekle yaftalamak yetmiyor. Çünkü, bu uyarıları NASA’dan önce yapanlar da oldu.

IPCC’nin (Hükümetlerarası İklim Değişikliği Paneli) 5. Değerlendirme Raporu’nda Türkiye’yi de içine alan bölgeye ilişkin ciddi uyarılar mevcuttu. Bu uyarılar içinde en temel olanı da, küresel ölçekte yapılan tüm çalışmalarda iyimser olanlar dahil Türkiye’nin gelecek yıllarda yağış azlığı ve kuraklık yaşayacağı yönündeydi.

Türkiye ve Akdeniz’e sınırı olan ülkelerde görülen 1970’lerden beri sayıları artan ve küresel ısınmayla sayıları daha da artacak orman yangınları, iklim değişikliğinin en büyük etkilerinden biri. 2012-2014 arasında görülen, hem Türkiye’yi hem de bölgeyi etkileyen kuraklık, iklim değişikliğinin gelecekte de su fakiri olan bölgeyi çok daha ağır şartlara götürme eğiliminde. Buna iklim değişikliğine bağlı olarak sıcaklıkların daha fazla hissedileceğini, deniz suyu seviyelerinin yükseleceğini, kuraklık ve azalan tarım üretimiyle fiyatların artacağını eklemek mümkün. Türkiye ve bölgesinde yüzey ve troposfer hava sıcaklıklarındaki artışlarla yağışlardaki (yağışlı gün sayısı, yağış toplamı ve kar yağışı) azalış eğilimini de eklemek gerek.

Dolayısıyla, ne kadar inkar da etseniz, ne kadar halının altına süpürmeye de çalışsanız, Türkiye’yi pek çok etkenin iç içe olduğu bir kuraklık süreci bekliyor.

Önlem almak yerine her sıkıştığınızda kullandığınız dış mihraklar, lobiler vs. demagojilerinden etkilenenler olabilir elbet, bir tek doğa hariç…