(Evrensel – 13 Nisan 2016)

Sur için çıkarılan kamulaştırma kararına en yüksek sesle itiraz edenlerden biri Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi Kültürel Miras ve Turizm Daire Başkanı Nevin Soyukaya.

Soyukaya, Sur için kaygılı, hem mesleği gereği kaygılı hem de bir ‘Diyarbakırlı olarak, Suriçi’de doğmuş orada büyümüş, ora ile yoğrulmuş, mesleği itibariyle tek çalışma alanı Suriçi olmuş birisi olarak’ kaygılı. Bir yandan devam eden yıkım, öte yandan yıkılanları toplayan hafriyat kamyonları, genişletilen sokaklar, yıkılan tescilli yapılar… Hal böyle olunca hükümet kanadının ‘Aslına uygun yapacağız, plana uyacağız’ sözleri inandırıcı gelmiyor. Soyukaya, Başbakanın “Geleneksel mimaride taş evler yapacağız” açıklamasına “Bu aslını yıkıyoruz imitasyonunu yapacağız demektir. Bu kültürel dokuyu korumak anlamına gelmez ki. Bu mutasyon bir şehir yaratmak, yapay bir şehir yaratmak anlamına gelir” diyerek itiraz ediyor. Sur dosyamızın üçüncü gününde Nevin Soyukaya ile konuştuk.

nevin

KAMYONLARIN ÜÇÜ GİRİYOR, BEŞİ ÇIKIYOR

Kamulaştırma kentin en önemli gündemi şu sıralar… Herkes birbirine ne olacağını nasıl olacağını soruyor… Sizce ne oluyor, ne olacak?

Sur’da operasyonlar martın başında bitmiş olmasına rağmen abluka devam ediyor, girip bakamıyoruz… Ama oradaki tahribatın tahmin edilenden çok daha büyük olduğunu düşünüyoruz. Şu anda Kültür Bakanlığının personelleri tarafından valilikçe bir komisyon oluşturulmuş ve bu komisyon hafriyat atım çalışmalarını yürütüyor. Sur’a kamyonların üçü giriyor beşi çıkıyor, alandan hafriyat atılıyor. Bir kere alanda tespit yapılmadan büyük iş makineleriyle yapıların yıkılması, ondan sonra hafriyatların atılması işleri oldukça problemli. Suriçi’de tek yapı ölçeğinde 595 tescilli yapı var ve bütün kent aynı zamanda kentsel sit alanı. Nedir bu; bütün bir sokağı ile yapılarıyla kentin bütünlüklü olarak korunmasıdır. Orada yapılacak her türlü kazı, her türlü iş ve işlem koruma kurulunun iznine tabidir. Kaldı ki Suriçi, Diyarbakır Kalesi ile Hevsel Bahçelerinin Dünya Mirası olarak tescillenmesinden sonra dünya miras alanının birinci tampon bölgesi olarak da tescillendi.

Herhangi bir başvurunuz, itirazınız oldu mu buna ilişkin?

Biz alanda hafriyatların boşaltılmasını görür görmez il valiliğine iki kere yazı yazdık. Çünkü alandaki çalışmaları fiilen yürüten il valiliği. Daha sonra Kültür Bakanlığına da yazdık ve alan başkanlığı olarak görev ve yetkilerimizi hatırlatarak, alanda yapılan tüm çalışmaları izlememiz gerektiğini bildirdik. Ancak bir yanıt alamadık. Verilen 3 yazıya bir defa yanıt verildi ve ihtiyaç duyulduğunda alan başkanlığından da uzman isteneceği belirtildi.

‘BELEDİYENİN PLANINA  UYACAĞIZ DİYORLAR, BELEDİYEYLE ÇALIŞMIYORLAR’

Peki, nasıl oluyor da siz de dahil, kentteki tüm bileşenler böyle bir projenin dışında kalıyor, yani hiçbir yükümlülük yok mu?

Bir kere kentsel sit alanlarında, yani uluslararası mevzuatla korunan alanlarda, kültürel mirasın korunması gereken alanlarda katılımcılık olmazsa olmazdır. Koca bir kentin yıkım sürecini ve sonrasında o kentin yeniden inşa sürecini kentteki bileşenleri katmadan yürütmek her zaman bir soru işareti yaratacaktır. Bu kentti yaratırken, bu kente rağmen bir şey yaratmanın olumlu bir sonucu olmayacaktır. Alanda belediyenin yaptığı plana uyacağız diyorlar ama o planı yapan kurumla çalışmıyorlar, belediye ile çalışmıyorlar, STK’lerle çalışılmıyor.

Plan derken koruma amaçlı imar planından söz ediyorsunuz değil mi?

Evet, şimdi bu kadar yıkım, bunca şey varken ‘koruma amaçlı imar planına uyuyoruz uyacağız’ söylemi çok havada kalıyor. Çünkü bu planla şu anda alanda yürütülen iş ve işlemler hiçbir şekilde uyuşmuyor. Koruma amaçlı imar planında mevcut yollar 1952 kadastral paftasına dayanılarak yapılmış olduğu için kentin özgün dokusunun korunması hedeflenmiştir ve mevcut yolların, mevcut sokak sınırlarının, ada parsel sınırlarının korunması hedeflenmiş, buna dair koruma ilkeleri kararları koymuştur. Yine plan tescilli yapıların dışında, kente doku veren geleneksel mimarinin de korunmasını karara bağlamıştır. Dolayısıyla tescilsiz dahi olsa sokağa, kente doku veren o geleneksel mimarinin de yıkılmayıp korunması gerekir. Alan yönetim planına da uyulmuyor. Koruma amaçlı imar planı fiziki düzenlemeyi planlıyor ama alan yönetim planı fiziki düzenlemenin yanı sıra sosyoekonomik durumu belirleyen bir stratejik plan. Buna da uyulmuyor. Dolayısıyla alanda çok ciddi yanlışlar yapılıyor ve bu bizi kaygılandırıyor.

SURİÇİ SUR OLMAKTAN, DİYARBAKIR OLMAKTAN ÇIKACAK

Siz projeyi görmediniz… Gerçekten iyi bir proje çıkamaz mı? Örneğin aslına uygun taş evler yapılacağını söyledi Başbakan…

Taş ev yapıyor olabilirsiniz hiç fark etmez, mesela sadece bazalt değildir. Evet bazalt bu kentin mimarisinin oluşumunda ana ögedir ama bu malzeme bin yıllardır yoğrularak, üzerinde bir takım izler taşıyarak günümüze gelmiştir. Sırf yapıyı yeniden bazaltla kaplayıp, ‘Diyarbakır’ın dokusunu koruyoruz’ demenin ne bilimsel ne de teknik bir dayanağı vardır. Mesele bu kadar basite indirgenmemeli, insan odaklı olmalı her şey. Çünkü o kültürü yaratanlar ve taşıyıcıları insanlardır. İnsan olmadan hiçbir şey yarına taşınamayacağı gibi doğru da korunamaz, ruhu olmaz, şehrin ruhunun öldürülmemesi gerekiyor. Bu şehir 7 bin yıldır aralıksız birçok kültüre, birçok farklı dine, birçok farklı dile ev sahipliği yapmıştır diyoruz. Tarihsel farklılıklarla günümüze ulaşmıştır diyoruz. Ama şimdi bütün bunların kesintiye uğratılacağı, yaratılan yeni imitasyon yapılarla, imitasyon yaşamların kurgulandığı, alım gücü yüksek, literatürde ‘soylulaştırma’ olarak tanımlanan bir proje yürütüldüğü kaygısı var. Yani orası böyle giderse, bu yanlışlarla devam ederse artık Suriçi Diyarbakır olmaktan, Suriçi Sur olmaktan çıkacak. En büyük kaygı bu. Yani alana girdiğimizde bize anılarımızı, hatıralarımızı, geçmişi hatırlatan şeylerin yok olacağını, yepyeni bir alan yaratıldığını görmüş olacağız diye kaygılanıyoruz.

Sur’daki yapıların bir bölümü çatışmalarda, bir bölümü de yapılan yıkımlarla tahrip oldu. Bundan sonra en azından daha fazla zarar verilmemesi için ne yapılmalı?

Hiç zaman kaybetmeden alandaki iş makineleriyle yapılan yıkım ve hafriyat taşıma işleminin durması gerekiyor, hiç vakit kaybetmeden. Ve bu durduktan sonra işin uzmanlarının olduğu bir komisyonla, alanda mevcut tahribatın durumunu, ölçeğini, belirleyecek belgeleme ve tespitlerin, raporlamaların yapılması gerek.

sur2sur1

Havadan çekilen fotoğraflar Sur’da gerçekleşen yıkımın boyutunu gözler önüne seriyor. Fotoğraflarda, asker ve polisin yeni yollar açmak için kentin birçok noktasında yapıları yerle bir ettiği görülüyor. Hacı Hamit Camii’nin bulunduğu sokaktan Surp Giragos’a ve Yeni Kapı’ya bağlanan bir cadde açıldığı, Mardinkapı İlköğretim Okulu etrafındaki yapıların yıkılıp buranın meydana dönüştürüldüğü görülüyor. Birçok noktada da kalekolları birbirine bağlayan yollar yapılmış.

50 BİN KİŞİ GÖÇE ZORLANIYOR

Fatma Esmer/Diyarbakır Göç-Der Eş Başkanı

Sur’da yaşayanlar çoğunlukla ‘90’lı yıllarda yaşanan zorunlu göç dalgasıyla yerlerinden edilen aileler. Yani Sur halkı, şu anda üçüncü bir zorunlu göç tehdidiyle karşı karşıya. Burada daha önce de rant amaçlı yapılan TOKİ’leşme ile Alipaşa, Lalebey, Cevatpaşa ve Fatihpaşa Mahallelerinden çok sayıda aile göç etmek zorunda kalmıştı. Son süreçte de sokağa çıkma yasaklarıyla 5 bin 122 aile tekrar Sur’dan göç etmek zorunda kaldı. Göç eden insanlar daha çok bir evde birkaç aile bir arada kalıyordu. Sağlık hizmeti alamadılar, çocuklar eğitimden yoksun kaldı. Daha bu insanlar tekrar kendi mahallelerine, evlerine dönmeyi beklerken kamulaştırma kararı ile karşı karşıya kaldılar. İnsanlar ‘Bu sokağa çıkma yasağı bitecek biz tekrar evimize döneceğiz’ diye düşünüyorlardı. Şimdi ne yapacaklarını bilmez durumdalar. Peki bu insanlar nereye gidecek? Sur’a dönük alınan ‘acele kamulaştırma’ kararı, 50 bin kişinin göç etmesi anlamına geliyor. ‘90’lı yıllarda köyden göç eden ve kendilerini çok zorlanarak yeni bir yaşam inşa eden insanlar şimdi yeniden göç ettiriliyor. 90’lı yıllardan farkı şu; O yıllarda insanlar daha çok batı illerine yerleşti, bu süreçte insanlar kendi coğrafyalarında kalmak için direttiler, gitmediler. Şimdi bu insanlar kentin neresine sürülecek? Önce köylerinden kent merkezlerine geldiler, kent merkezlerinde mahalleler arasında geçiş yaptılar. Şimdi Sur’dan tamamen uzaklaştırılacaklar. Yaşam alanları tamamen ellerinden alınmış durumda.