(Çeviri: Çiğdem Artık, İnci Bilgiç, Umut Kocagöz / Karasaban– 25 Nisan 2016)

La Via Campesina üyesi ve müttefiki olan örgütlerden, 10 bölgeden ve 28 ülkeden 130 delege Brezilya- Pará, Marabá’da Uluslararası Tarım Reformu Konferansı’nda bir araya gelerek aşağıdaki deklerasyonu yayınladı.


Uluslararası Tarım Reformu Konferansı

Marabá Deklarasyonu

Marabá, Pará, Brezilya

17 Nisan 2016

Biz kimiz? Yaşam alanları için mücadele eden halkız.

La Via Campesina üyesi ve müttefiki olan örgütlerin temsilcileri olarak 10 bölgeden ve 28 ülkeden 130 kişi bir araya geldik. Brezilya- Pará, Marabá’daki buluşma amacımız kırda, kıyı şeridinde ve denizlerde doğal varlıklara, ve bu bölgelerin halklarına saldıran küresel sermayenin projesine karşı ortaya koyduğumuz alternatif projelerimizi ve önerilerimizi kollektif olarak geliştirmek ve analiz etme sürecine devam etmek. Her şeyden öte, yaşam alanlarımız ve farklı bir toplum için mücadele etmek üzere bir aradayız.

Köylülerin, çiftçi ailelerin, yerli halkların, topraksızların, kır işçilerinin, göçer çobanların, küçük ölçekli balıkçıların, toplayıcıların, orman sakinlerinin, kırda yaşayan kadın ve gençlik örgütlerinin ve bunlara müttefik olan dünyanın her yanından örgütlerin temsilcileriyiz. 20 yıl önce El Dorado dos Carajás, Pará’da katledilen kır işçilerini anmak için buradayız. Onların anısına 17 Nisan günü Uluslarası Çiftçi Mücadele Günü olarak ilân edilmiştir ve her yıl kutlanmaktadır. Ayrıca, dünya hükümetlerinin 10 yıl önce FAO’nun Brezilya, Porto Alegre’de düzenlediği Uluslararası Toprak Reformu ve Kırsal Kalkınma Konferansı’nda (ICARRD) verdikleri taahhütleri yerine getirmelerini talep etmek için buradayız.

Mevcut durum: Sermayenin yaşam alanlarımıza ve demokrasiye yönelik dünya çapındaki saldırıları

Amerikalar’dan, Asya’dan, Afrika’dan, Avrupa’dan ve Orta Doğu’dan kardeşlerimizi dinledik. Görüyoruz ki her yerde aynı düşmanla ve aynı sorunlarla karşı karşıyayız. Latin Amerika’da, Asya ve Afrika’da, Avrupa ve Kuzey Amerika’da artan sayıda toprak, orman ve su gaspı vakası, demokrasiye ve halk iradesine karşı saldırılar, politik tutsaklar mevcut.

Mevcut tarihsel dönemde, ulus devletler, finansal sermaye, ulusaşırı şirketler, emperyalizm ve yabancı sektörler ittifak halindedir. Özellikle sadece yargı ve kamu güvenliği kurumları ile değil, ayrıca endüstriyel tarım, balıkçılık ve besin (tarım ve su ürünleri işletmeleri dahil), madencilik, inşaat, orman ve diğer madencilik sektörleri ve ana akım medya ile bu ittifak gerçekleşmektedir. Bu yeni ittifakın üyeleri, toprak ve su kaynakları, orman, tohum, hayvan yetiştiriciliği, balıkçılık, buzul ve bütün bölgeler gibi müşterekleri ve kamu mallarını özelleştirme, ele geçirme ve yok etme girişimlerinde bulunuyorlar. Amaçlarında başarılı olabilmek için, her şeyi metaya, serbest ticarete ve yatırıma çeviriyor, politikacılarımız ve liderlerimizle çatışıyor, kitle iletişim araçlarını, finansal sistemi, şirket ortaklığı ve alımını kontrol ediyor ve bunları finansallaşma olarak kullanıyorlar.

Son zamanlarda artan olaylarla birlikte, bu ittifak- ve genel olarak sermaye- biraz bağımsızlık gösteren ve demokratik yollarla seçilen hükümetlerin uygulamalarına daha fazla tahammül etmeyeceğinin sinyalini veriyor. Bu ittifak, arkasına darbe gücünü de alarak temel güç haline gelmiştir ve bu darbeleri birçoğu günümüzde gerçekleşmektedir. Bu darbeler, ılımlı, teknik, parlamenter ve yargı darbelerinden, yasaları, anayasayı ve halk iradesini yok sayan ordu ve şiddet darbelerine kadar çeşitlenmektedir. Bizleri bir araya getiren Brezilya’daki mevcut durum da benzerdir. Yasadışı yapılan darbe girişimine karşı demokrasi mücadelesi veren ve politik reformlar için baskı oluşturmaya çalışan Brezilya halklarının sesine ses katıyoruz. Ancak bu politik reformlar yoluyla demokrasinin içine düştüğü açmaz son bulacaktır.

Şirket Tarımına karşı neden mücadele ediyoruz?

Sermayenin saldırıları, sağlığımızın, Doğa Ana’nın, iklimin, biyoçeşitliliğin ve halklarımız ve kültürümüzün de dâhil olduğu kırsal yaşamı ve bütün toplumumuzu tehdit ediyor. Kitlesel göçler, toplulukların toplumsal dokusunun aldığı tahribatlar, kentlerin büyümesi, güvensizlik, tarımda kimyasalların artışı, GDO, besin değeri az yiyecekler, beslenme alışkanlıklarının aynılaşması, küresel ısınma, Mangrov ormanlarının yok edilişi, denizlerin asitlenmesi, balık rezervlerinin tükenişi ve demokrasiye ait değerlerinin yok oluşu şu anki durumun bir göstergesidir. Finansal sermaye, şirket tarımı, Devlet ve kitle iletişim araçları yeni bir ittifak oluşturmuştur. Bu ittifak, bizim mücadele stratejilerimiz, mücadele biçim ve pratiklerimiz kadar kavram ve amaçlarımızın yeniden formüle edilmesi ve ifade edilmesi süreçlerini gerçekleştirmemiz için itici bir güç oluşturuyor. Brezilya’da, finansal sermayenin köylü ve topraksız kır işçilerinin eski düşmanlarını (verimsiz geniş toprak sahipleri) sermayeleştirilmiş tarım işletmelerine, madenlere, endüstriyel balıkçılığa ve su ürünleri üretimine ve enerji projelerine nasıl dönüştürdüğünü görüyoruz. Bu dönüşümde, sermaye kırsal verimliliği artırmak için “klasik tarım reformlarına” ihtiyaç duymuyor. Geçmişte, topraksız köylüler, sermayenin çıkarlarının temsilcisi olan bazı Devlet taraflarının içindeki küçük gruplar ile benzer tarımsal reformlar lehine ittifak kurmuşlardı. Ancak, bu değişim doğrudan sınıf mücadelesi alanında tarım reformunu bırakarak sermayenin tarafları ile aynı masaya oturarak ittifak kurmuştur. Ayrıca bu tarım reformları, arazileri kullanmayan az sayıdaki insanların ellerinde olan topraklar, topraksız olan daha fazla insanlar ile karşılaştırıldığında adil olmayan bir sistemdir ve bu tarım reformunun kullanışlı olduğu savları böylelikle çürütülmüştür. Ancak aynı zamanda bu mevcut durum, bütün toplumu ve kırsal ve kentli işçi sınıfını sermayenin kırsaldaki projelerinin asıl sebebini sorgulatacak bir imkanı çağırmaktadır.

Kırdaki bütün direnişlerimiz ana akım medya tarafından şeytanlaştırılmakta; örgütlerimiz, örgüt liderlerimiz ve destekçilerimiz baskı altında tutulma, suçlu ilan edilme, işkence görme, suikaste uğrama, ortadan kaldırılma, yasadışı bir şekilde mahkum edilme, idari gözetim altında tutulma, cinsel taciz ve tecavüz edilme gibi yöntemlerle karşılaşmaktadır. Yasalar, köylü ve işçi sınıfı mücadelelerini suçlu ilan etmenin yanı sıra, köylü, işçi, balıkçı toplulukları, yerli halklar ve tüm hak savunucularına karşı suç işleyenleri cezadan muaf tutacak şekilde değiştirilmiştir.

Bu korkunç tablo karşısında, kırsal halklar ve örgütlerimiz, hareketlerimiz, müttefiklerimiz ve platformlarımız insanlığın ve Doğa Ana’nın tek umut kaynağıdır. Karanlık ittifakın karşısında bölgesel ve politik mücadelelerin ön saflarında yer alıyoruz. Gıda egemenliği, halkçı tarım reformu, agro-ekolojik gıda üretimi yapan bölgelerin oluşturulması ve köylü tarımının desteklenmesi gezegenimizi soğutacak, kapitalist sistemin yarattığı bu vahşi ittifakın içinde yer aldığı sorunlara gerçek alternatifler ve çözümler sunacaktır.

Neyi Savunuyoruz? Ne istiyoruz? Halkçı Tarım Reformu

La Via Campesina ve Tarım Reformu için Küresel Kampanya’da 20 yıldan fazla bir süredir toprak için ve topraklarımızı ve bölgelerimizi korumak için mücadele ediyoruz. 2012 yılında, Endonezya Bukit Tinggi’de, bu mücadele tarihini, değişen dünya bağlamında nasıl gelişmeler olduğunu, kendi deneyimlerimiz ve diyologlarımızı ele aldık ve tarım reformu için ortak mücadeleye yönelik temel unsurları belirledik. Ancak 2012 yılında finansal sermayenin ve bu sermaye biçiminin diğerleri üzerindeki gelişen hakimiyetinin kapsamını daha yeni görebiliyorduk. Bu durum oyunun kendisini, topluma nasıl yaklaşacağımızı ve kırsal bölge sorununun doğasını değiştirdi.

Şimdi soruyoruz, hangisi daha iyi? Köylülerin, ağaçların, biyoçeşitliliğin olmadığı bir kır mı istiyoruz? Monokültürle ve besi üniteleriyle, zirai kimyasallar ve GDO’larla dolu, ihracata yönelik ve abur cubur üreten, iklim değişikliğine sebep olan ve toplulukların adaptasyon kapasitelerinin altını oyan bir kır mı istiyoruz? Kirlilik, hastalık ve kentlere kitlesel göç mü istiyoruz? Yahut, köyülerin, yerli halkların, aile çiftçilerinin, zanaatkar balıkçı toplulukların ve diğer kırsal nüfusun, insan onuruna, bilgelik çeşitliliğine ve dünya görüşüne dayanan, ağaçlar, biyoçeşitlilik ve sağlıklı gıdanın agroekoloji ile üretildiği, gezegeni soğutan, gıda egemenliğini tesis eden ve Doğa Ana’yı koruyan bir kır mı istiyoruz?

Bu bağlamda, Brezilyalı yoldaşlarımızın yalnızca topraksız köylüler için değil, bütün işçi sınıfı ve toplum için önerdikleri Halkçı Tarım Reformu projesini benimsiyoruz. Tarım reformuna yönelik bu agroekolojik ve bölgesel yaklaşım yalnızca sınıf mücadelesi ve sermayenin karı, medya kurumları ve ulusal ve uluslararası aktörleri de dahil olmak üzere sermayenin projesine doğrudan karşı çıkışla ulaşılabilir. Bu tarım reformu köyü tarımının, köylü ekonomisinin ve köylü bölgesinin potansiyelini maksimize etmek anlamına gelmektir.

Amerikalar, Asya, Afrika, Avrupa ve Orta Doğu’dan gelen örgütlerimiz, toplumsal hareketlerimiz ve platformlarımız Sermaye’nin küresel projesi ile mevcut ihtilafa dayanarak benzer öneriler ve bölgesel yaklaşımlar geliştiriyor. Bunların arasında kitlesel ve geleneksel bilgilerimizi ve agroekolojide, zanaatkar balıkçılıkta, geleneksel çobanlıkta ve farklı yaşam stratejilerimizde yaşama biçimlerimizde dünyayı anlama biçimlerimizde birleşmeleri de ifade ediyor. Önerilerimiz benzer olsa da kendi gerçekliklerimizin doğasına bağlı olarak farklılaşmaktadır. Toprağın tek elde yoğunlaştığı yerlerde toprağın yeniden dağıtılması için mücadele ediyoruz. Bazı ülkelerde, “tarımsal devrim”den bahsediyoruz. Halklarımızın topraklarını ve bölgelerini ellerinde tuttuğu yerlerde bu bölgeleri savunmak, toprak ve su gaspını engellemek için mücadele ediyoruz. Aynı zamanda, toprağın kamulaştırılmış ve şimdi hükümetler aracılığıyla yabancı kurumlara teslim edildiği yerlerde, topluluklarımızın atadan kalma kullanım haklarına dönmeleri için mücadele ediyoruz. İçimizdeki balıkçı toplulukları zanaatkar balıkçılık bölgelerinin yeniden kazanılması ve savunulması için mücadele ettiklerini ifade ediyor. Avrupa’da yeniden toprak işgali stratejisini ve toprağın kullanım biçimindeki değişikliğe karşı örgütlü mücadele stratejisini kullanıyor, Kuzey ülkelerinde de toprak gaspının ve toprağın tek elde yoğunlaşmasının giderek artan bir problem haline geldiğini gösteriyoruz. Filistin’de vaşhi toprak işgaline karşı mücadele ediyor ve İsrail ürünlerinin boykot edilmesi çağrısında bulunuyoruz. Ve heryerde, genç insanların toprağa ve diğer kaynaklara erişimi için yakıcı mücadeleler yükseliyor.

Çok büyük zaferler kazandık, Zimbabve’de halkların toprak işgalleri ve toprağı yeniden kazanmasından sonra gelen kitlesel tarım reformu; Brezilya’da “Kır için ve Kırdakiler tarafından yürütülen Eğitim”; Afrika ve Asya’nın bir çok bölgesinde maden imtiyazlarının ve madencilik alanlarının iptal edilmesi; ve Küba’daki daimi tarım reformu ve bu reformun gerçekleştirdiği “çiftçiden çiftçiye” agroekoloji hareketinin başarısı. Aynı zamanda parçalı ama umut vaadeden kazanımlarımız var: örneğin Endonezya’daki büyük çaplı tarım reformu imkanı, ve hükümetlerimizin yapması gerekenlerini takip etmek için harekete geçmemiz zorunluluğu…

Mücadelelerimizi, toplumsal hareketlerimizin hem liderleri hem de taban çalışması yapan üyeleri için sağladığımız politik ve agroekolojik eğitimi temel alarak örgütlüyoruz. Her kıtada eğitim merkezleri, köylü agroekoloji okulları inşa ettik, ve çocuklarımız için alternatif eğitim imkanı sunuyoruz. Hareketimiz bileşeni olan yerli halklardan “insanların ve doğanın yaşamının bir olduğunu” öğrendik. Eski ve yeni taktiklerimiz var; toprağın ve bölgelerin işgali ve yeniden kazanılması, dayanışma, -Doğu Afrika ve Bangladeş’teki gibi- karavanlar, aynı zamanda alternatif medya, sanat ve kültür organizasyonları. Köylü feminizmi, hümanizm, çevrecilik ve sosyalist değerlerimizi; gençliğin mobilizasyonu ve yaratıcılığını; yeni kentsel ittifaklar oluşturmayı; FAO’nun gönüllü yönergelerini, Köylü Hakları Bildirgesi’ni ve diğerlerini geliştirmeye devam ediyoruz. Yeni taktikler geliştirmeye ve uygulamaya devam etmeliyiz, çünkü düşmanımız hızlıca gelişiyor ve topraklarımızı elimizden almak için yeni taktikler geliştiriyor. Yeni bakış açılarına ve stratejilere ihtiyacımız var; kendine yeterli ve özerk bölgeler inşa etmek, halkların agroekolojisinin ölçeğini genşiletmek gibi.

Önümüzdeki Görevler

– Kendi yerel kaynaklarımızı kullanarak ve geçmişten gelen bilgeliği onararak “bağımsız” agroekoloji temelinde gıda egemenliği için üretken yeni bir model geliştirecek; bir yandan da toprak mücadelesini bütünlüklü bir alan mücadelesine çevireceğiz.

– Köylü ve küçük çiftçi üretimini savunan ve aynı zamanda topluluklarımız için sağlık, eğitim, kültür ve sporu destekleyen kamu politikaları için mücadeleyi örgütleyeceğiz.

– Kitlesel düzeyde politik ve ideolojik eğitimi geliştirecek, üye örgütlerimiz ve kitle çalışmalarımızı pekiştirecek, böylece örgütlerimizin iç işleyişini ve çalışmalarını geliştireceğiz. Kadınların ve gençlerin katılımını ve liderlik kazanmalarını güçlendireceğiz.

– Kitle medyasının mücadelelerimizi şeytanlaştırma, tüketim kültürünü yayma ve demokrasinin altını oyma girişimlerine karşı duracağız. Bir yandan kendi üyelerimiz arasında, aynı zamanda da işçi sınıfı ve tüm toplumla diyaloğumuzu güçlendirmek için kendi medyamızı inşa çalışmalarını pekiştireceğiz.

– Hareketlerimizin kriminalizasyonu ve baskı görmesine ve militerleşmeye karşı etkin bir mücadele yürütecek, politik tutsaklarımızı desteklemek için uluslararası mücadeleyi örgütleyeceğiz. Yalnızca elimizde gereksiz olanı paylaşmak temelli bir dayanışma yerine, elimizde mevcut olanı paylaşmaya dayanan mevcut dayanışma çalışmalarını örgütlemeye devam edeceğiz.

– Farklı sınıf kesimleri arasında ittifak kurmaya dayanan daimi görevimizi icra etmeye devam edeceğiz. Birbirine bağımlı olmadan, kentle kır arasında, gıda üreticileri ile tüketiciler arasında, ve ilerici araştırmacılar, akademisyenler ve bizimle benzer bakış açısına sahip destek grupları arasındaki ittifakı örgütlemeye devam edeceğiz.

– Sözde “anti-terörizm” adı altındaki yasalara ve bu yasaların meşru mücadelelerimize karşı kullanılmasına karşı çıkacak ve direneceğiz.

– Filistin ve Kürt halkının ve askeri saldırıya maruz kalan diğer halkların mücadeleleriyle dayanışmayı pekiştireceğiz. Toprakların ve bölgelerin askeri işgalini ve militerleştirilmesini kınıyoruz.

– Sermaye ve hükümetlerin karmaşık uyuşturucu trafiği ile bölgelerimizin istikrarsızlaştırılmasını daha iyi çözümleyecek, ve bu problemle daha verimli bir mücadele stratejisi geliştireceğiz.

– Ekonominin farklı sektörlerinde, özellikle endüstriyel tarım, balıkçılık ve gıda, medya ve finans sistemleri ve demokrasiye karşı cepheden saldırılara karşı ortak bir tavır geliştireceğiz. Sermayenin, ulusaşırı şirketlerin, bankaların ve diğer sermaye aktörlerinin iktisadi açıdan kaybetmesine yönelik mücadele biçimleri geliştireceğiz.

– Ortak amaçlara ve çeşitliliğimize dayanan (kadın ve erkekler, köylüler, işçiler, balıkçı toplulukları, göçebe topluluklar, yerli halklar, kentsel nüfus, tüketicler vb.) platformlar ve daha büyük birlikler inşa edeceğiz.

– Muhafazakar ve sağcı din temelli köktenciliğin, ırkçılığın ve kültürel ayrımcılığın yükselişine karşı direneceğiz. Özelleştirme yasalarına ve anlaşmalarına dayanan yeni neoliberal dalgaya karşı mücadele edeceğiz.

– Kendi halk mücadelelerimiz ile devletler, politik partiler ve seçim süreçleri arasındaki ilişkiyi, her ülkenin kendi özgün tarihi ve bağlamını göz önünde bulundurarak gözden geçirecek, uluslararası ve ulusal düzeyde insan hakları mekanizmalarının altını oyan genelleşmiş sürece karşı mücadele edeceğiz.

– Bir yandan ABD emperyalizmine karşı mücadele ederken, dünyadaki çok kutupluluğun önemini fark ederek, yeni ekonomik, politik ve askeri emperyalizmlerin ortaya çıkışına karşı tetikte olacağız.

– Örgütlerimiz aracılığıyla, kolektif inşa pratiklerine dayanan alternatif halk projeleri etrafında yeni platformlar inşa edecek; kendi ürünlerimizin değerini arttırmak amacıyla kooperatifler, küçük ve orta ölçekli tarımsal sanayi tesisleri gibi üretim örgütlenmesini geliştirmek için çalışacak; ve kısa ve orta ölçekli pazar döngüleri geliştirecek ve kooperasyonu yaygınlaşıtracağız.

– Kredi meselesine işaret etmek için mücadele edeceğiz: köylülerin daha fazla krediye erişimleri için mücadele ederken kredi almadan ve borçsuz üretimin yollarını arayacağız.

– “Tarım reformu” ve “agroekoloji” kavramlarının altını boşaltmak için bu kavramların daha “hafif” versiyonları olan “toprağa erişim”, “şirketlerin kamusal sorumluluğu” ve “endüstriyel organik” gibi monokültür gıda üretimine ait kavramları, şirket tarımını yeşile boyamak için öne süren çeşitli kurumsal eğilimlere (örneğin Dünya Bankası, FAO, ve bazı akademi ve STK çevreleri) karşı mücadele edeceğiz.

– Kendi bakış açımızı savunmak ve desteklemek, ve aslında “gönüllü” değil zorunlu ve uygulanabilir stratejilere uluslararası mekanizmalarda erişmek için mücadele edeceğiz.

– “Terminatör” tohumlar ve sentetik biyoloji gibi tehlikeli yeni teknolojilerin kabul edilmesi ve geliştirilmesini durduracağız.

– Toplumsal hareketlerimiz içerisinde kadın ve gençlerin katılımını güçlendireceğiz. Kırda yaşamaya devam eden gençlerin sayısını arttırmak için mekanizmalar geliştireceğiz. Kapitalist sistemdeki hakim model olan patriarkaya karşı mücadele edecek, köylü ve yerli halklar mensubu kadınların toprak, su ve bölgesel haklarının tam olarak sağlanabilmesi talebini pekiştireceğiz.

– Ortak düşmanlarımıza karşı daha fazla birleşik uluslararası mücadeleyi geliştireceğiz.

Toprağı Savunmak ve Yaşamı Onurlandırmak,

Bu 17 Nisan günü, Uluslararası Çiftçi Mücadeleleri gününde, Brezilya’nın Pará eyaletinde yaşanan El Dorado dos Carajás katliamının 20. yıl dönümünde, yaşama hakkını savunan, halkların toprak ve sınır haklarına yönelik sürekli mücadelesi yoluyla daha adil bir toplum için mücadele eden, açlığı ve yoksulluğu sona erdirmek için gıda egemenliği ve agroekolojik üretimi yaygınlaştıran binlerce erkek ve kadından aldığımız ilhamla tekrar bir araya geliyoruz.

Mücadeleyi küreselleştir! Umudu küreselleştir!

La Via Campesina Küresel Tarım Reformu Kampanyası

Toprağı Savunmak ve Yaşamı Onurlandırmak için 4 kıta ve 10 bölgeden bir araya gelen delegeler