(Çiğdem Toker / Cumhuriyet – 27 Nisan 2016)

Bilmem hatırlar mısınız, iki yıl geçti üzerinden301 işçinin yerin yedi kat dibinde yanarak can verdiği Soma Katliamı’nda…
Alp Gürkan’ın işlettiği o madendeki katliamın hemen ardından, yakınlarını yitiren ailelerin evlerine din adamları ziyarette bulunmuş; ölen işçilerin madenlerde yaşamını yitirmesi nedeniyle aslında şehit olduğunu ve cennete gideceğini telkin etmişlerdi. Soma’ya gittiğim o günlerde öğrendiğim bu ziyaretler sonrasında bazı ailelerin şikâyetçi olmaktan vazgeçtiği anlatılmıştı.
Doymak bilmeyen kâr hırsıyla, düpedüz alınmayan iş güvenliği önlemleri ve devletin göz yummasıyla davetiye çıkarılan bu katliamda “şehadet telkini” , rejimin iktidarını tahkime yaramıştı.

***

Bu katliamdan birkaç ay sonra.
Torunlar Gayrimenkul Yatırım Ortaklığı’nın Ali Sami Yen Stadı arazisine yaptığı rezidans inşaatında 10 işçi asansörün yere çakılması sonucu öldü.
O sıralar Başbakanlığı yeni devralmış olan Ahmet Davutoğlu, bu faciada ölen işçilerden de “şehit” diye söz etti…
Ortada bir savaş hali, vatan savunması falan yoktu oysa.
Doymak bilmeyen kâr hırsıyla düpedüz alınmayan iş güvenliği önlemleri ve devletin göz yummasıyla davetiye çıkarılan bu iş cinayetinde ölen işçilerden “şehit” diye söz edilmesinin sebebi de Başbakan’a göre “alın teriyle helal rızk için çalışmalarıydı.”
Şirketi kayırmak, devletin kusurunu örtmek için bundan daha kullanışlı bir kavram olabilir miydi: Alın teriyle helal rızk.
Nitekim asansör faciası için açılan davada birkaç ay sonra tutuklu sanık kalmadı.

***

AKP rejiminde yaygınlaşan iş cinayetleri, şehadet kavramının iktidar marifetiyle yaygınlaşmasına da zemin hazırladı. “Şehit” öyle sihirli bir kavram; bilboardlarda yapay cennet fotoğraflarıyla satışa sunulan rezidanslar için önlem alınması o kadar gereksiz, yüksek maliyetli bir işti ki…
İstanbul Müftülüğü’nün hazırladığı iş cinayetleri konulu bir cuma hutbesinde, “Bu husustaki aşırılık yüce Allah’a güveni sarsan bir davranış haline dönüşür” bile denildi.
İş cinayetleri sorgulanmasın, dava açılmasın diye cuma hutbesinde tevekküle davet, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı’nın sonuç getirici denetim yapmasına tercih edildi.

***

AKP yöneticileri her ne kadar hükümet adına, parti adına konuşmadığını söyleseler de TBMM Başkanı İsmail Kahraman’ın, anayasada laiklik ilkesinin yer almaması gerektiğine dair açıklaması, ciddi bir niyet beyanıdır.
Eğitim sisteminden başlayıp çalışma yaşamına yayılan ve nihayetinde yaşam hakkı başta olmak üzere, bütün temel hak ve özgürlüklerin din üzerinden terbiye ve nizamı sürecinde yeni bir eşiktir.
Laikliğin yeniden kazanılası bir mücadele alanı olduğuna tanıklık ettiğimiz günlerdeyiz.
O nedenle Kahraman’ın rejim içinde “döndüğü” bu eşik final olmayacaktır.