(Yeşim Özbirinci / GaiaDergi – 3 Mayıs 2016)

Ekoeleştiri, en geniş tanımıyla insanla insandışı arasındaki ilişkinin insanlığın kültürel tarihi boyunca ve bizzat insan kavramının eleştirel incelenmesini sağlar. Bu kitap da hem edebi hem de kültürel ekoeleştiriye yer vererek bu eğilimleri yansıtmaya çalışıyor.

Çevresel sorunları sadece bilimsel açıdan tartışmak gerçekten yeterli mi? İşte bu noktada ekoeleştiri, çevresel sorunlar kültürel incelemelere de tabii olmalıdır diyor. Bu sorunların doğaya ilişkin çevre bilgisiyle bunun kültürel yansıması arasındaki etkileşimin sonuçları olduğunun altını çiziyor. Ekoeleştiri, çevre tartışmalarında kullanılan mecazları eleştirel bir şekilde incelemeye ve dahası, hangi mecazın tarihin hangi noktasında belirli bir topluluk üzerinde istenen etkiyi yaratabileceğini öngörmeye imkân tanıyor. (Sf. 32)

Kolektif Kitap‘dan Nisan ayında yayına çıkan, Türkçesini Ertuğrul Genç‘in hazırladığı Greg Garrad‘ın Ekoeleştri: Ekoloji ve Çevre Üzerine Kültürel Tartışmalar kitabı; kirlilik, pastoral, yaban hayat, kıyamet, mesken, hayvanlar ve dünya başlıkları altında ekoeleştirel kavramları inceleyerek bu kavramlar etrafında şekillenen “kırsal”, “toprak”, “ozon deliği” gibi farklı dönemlerde farklı toplumsal çıkarlara hizmet ettiği düşünülen mecazların nasıl üretildikleri ve nasıl dönüşüm geçirdiklerini araştırıyor.

British Columbia Üniversitesi Yaratıcı ve Eleştirel Çalışmalar Fakültesi’nde sürdürülebilirlik alanında çalışan Garrad’ın bu kitabı sekiz bölümden oluşuyor. Yaklaşımlarbölümü ile başlayan kitap bolluk, derin ekoloji, ekofeminizm, toplumsal ekoloji gibi kavramları açıklıyor.

Pastoral bölümüne geçtiğimizde ise edebiyat eserlerindeki şehirden kırsala dönüş, kırsala özlem temaları işlenen pastoral edebiyatını inceliyor. Bizim edebiyat tarihimizde böyle bir çalışma var mı bilmiyorum ama yapılan çalışma ile hem Türkiye siyaseti ve edebiyatı adına önemli noktalar ortaya çıkabilir.

İkinci bölüm Yaban Hayatı başlığında ise kavramın geçen süre içindeki farklı anlamlarının dönemle ilişkisi ele alınıyor. Adından da anlaşılacağı üzere Kıyamet bölümünde ise dünyanın sonunu getirecek çevre sorunları odak noktasına çekiliyor. Biyobölgecilik anlayışını işlediği Mesken başlığında yerli kültürleri anlatıyor. Hayvanlar bölümünde de insanların hayvanlar üzerindeki tahakkümünü ele alıyor. Son bölüm Dünya başlığında ise Gaia hipotezini ve ekoeleştirinin geleceğini tartışıyor.

İlk sayfalarından itibaren sıkmadan okumayı sağlayan, sonraki sayfalar için merak uyandıran ve aynı zamanda okuyanın ufkunu gerçekten genişleten bir çalışma. Ekoloji, sürdürülebilirlik konuları üzerine daha önce okumalar yaptıysanız sonraki aşama olarak bu kitabı okumanız size farklı bakış açıları katacaktır.