Makale

Published on Mayıs 7th, 2016 | by Kuzey Ormanları Savunması

Doğa savunucuları Davutoğlu’nu hiç özlemeyecek

( Pelin Cengiz / Haberdar – 07 Mayıs 2016 )

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Ağustos 2014’te Başbakanlık koltuğunu teslim ettiği Ahmet Davutoğlu, kazandığı iki seçime rağmen geçen hafta bu görevden ayrıldığını, bir daha aday olmayacağını açıkladı. Davutoğlu’nun ayrılık konuşmasının satır araları incelendiğinde, ayrılığında kendi isteğinin dışında başka birtakım faktörlerin rol oynadığı, sitemlerinden kimilerine kırgın olduğu anlaşılıyor. Kopuşa giden süreci, siyasi açıdan ve Başbakanlığı süresince Erdoğan ile düştüğü fikri ayrılıkları açısından anlayış farkının derinleşmesinin tezahürü olarak özetleyebiliriz.

Her ne kadar verilen vaatler, altına imza atılan sözler, Meclis’ten geçirilen kararlar Erdoğan’ın gölgesinde kalıyormuş gibi görünse de, günlük sıcak siyasi gelişmeler esnasında gözden kaçan veya yeterince üzerinde durulmayan pek çok konuda Davutoğlu’nun izi var. Bunların arasında Davutoğlu döneminin önemli ekolojik olaylarına odaklansak neler görürüz? Davutoğlu’nun Başbakanlığı döneminde çevre ve yaşam alanlarına saldırı, talanın ve rantın köpürtülmesi adına neler yaşandığına, hangi kararların alınıp, hangi yasal düzenlemelere gidildiğine dair birkaç örneğe göz atalım.

Göreve geldikten sonra yaptığı en çarpıcı açıklamalardan biri Ekim 2014’te nükleere ilişkin oldu. “3. nükleer santral için talimatı verdim” diyen Davutoğlu, yeterli insan unsurunun yetişmesinin ardından 3. nükleer santralin yüzde 100 milli olmasını istediklerini kaydetti. Suya atılan taş misali halka halka 3. nükleer santral projesi lafı dolaşıma girdi, bir süre sonra net şekilde dünyada eşi benzeri olmayan coğrafyaya sahip İğneada’nın adı telaffuz edilmeye başlandı.

Aynı Davutoğlu, 2014’te yine “Her şeyde gecikme, belli bir takım plana uymamalar zamanla telafi edilebilir fakat çevre ve şehir söz konusu olduğunda kaybedilen 1 saniyenin bile bedeli, vebali ağır olur. Belediye başkanlarımıza özellikle söylüyorum. Şehirlerimizi muhafaza edin” diyordu.

Ocak 2015’te altı yıl aradan sonra Türkiye, Davos’ta her yıl yapılan Dünya Ekonomik Forumu’nda Başbakan düzeyinde temsil edildi. Davutoğlu, orada “enerji ve iklim önemli gündem maddelerimiz olacak” dedi, G20 liderlerine, ekonomi ve ticaret bakanlarına “insanlığın iklim bakanlığı” gibi davranma çağrısında bulundu. Ancak, Davutoğlu Başbakanlığı döneminde çubuğu hep en kirli enerjilere doğru kırarken, iklimin adı sadece konuşma metinlerinde dolgu malzemesi olarak kaldı.

Başbakanlığı esnasında “çılgın proje” açıklamaya hevesli siyasetçi kervanına Davutoğlu da katıldı. Şubat 2015’te yaptığı bir açıklamada, İstanbul Boğazı’na yapılacak üç katlı geçiş tüneli mega projesini yapılacağını söyledi, “Üç katlı büyük İstanbul tüneli projesi sembolik bir anlamda taşıyor. Üç kat demek üç imparatorluk demek” dedi.

Takvimler Ekim 2015’i gösterdiğinde Davutoğlu, Karadeniz’de “turizmi geliştirme” gerekçesiyle sekiz ilin yaylalarını birleştirmeyi amaçlayan Yeşil Yol projesinin doğaya zararı dokunmayacağını, tek bir yaylanın tarumar edilmesine izin vermeyeceklerini savundu. Davutoğlu, bölge halkının itirazlarına ve eylemlerine karşın devam ettirilen proje için tuhaf açıklamalarda bulundu: “Dünyanın her yerinden insanlar gelsin Karadeniz’in yaylalarına aşık olsun, havasında şifa bulsun diye bu projeyi yapıyoruz. Türkiye’nin her köşesindeki çevre aşıkları olan bizler adına söylüyorum; bizler sarı çiçekle konuşan Yunus Emre’den ilham almışız. Tek bir sarı çiçeğin ezilmesine izin vermeyiz. Tek bir yaylanın tarumar edilmesine izin vermeyiz. Kötü yapılaşmayla o doğanın bozulmasına izin vermeyiz. O yollar doğayı bozmak için değil, doğaya ulaşıp rabbimize şükretmek için yapılıyor. Yeşil Yol bu felsefeyle yapılmaya devam edecek.”

Orman, mera, sulak alan, milli park şeklinde statülendirilmiş çeşitli doğal alanların devletin sistemli şekilde sermayenin talanına açılmasına yönelik uygulamalar Davutoğlu döneminde de tüm hızıyla sürdü. Ekim 2015’te Mera Yönetmeliği’nde yapılan değişikliklerle birinci sınıf mera alanları 20 yıllık ot bedeli karşılığında inşaata açıldı.

Aralık 2015’te açıkladığı 64. hükümetin 2016 yılı Eylem Planı’nda, yol açacağı ekolojik yıkımların defalarca anlatılmasına ve tüm itirazlara rağmen Kanal İstanbul projesinin gündemde olduğunu bir kez daha gözler önüne sererek, projenin yapımı ve işletmesiyle ilgili yasal düzenlemelerin gerçekleştirileceğini söyledi.

Davutoğlu’nun belki de çevreye yönelik en büyük darbeyi vuran kararlarından biri de Şubat 2016’da, yerli kömürle ilgili yatırım süreçlerinin hızlandırılması için yayımlanan genelgesi oldu. Genelge, linyit sahalarının özel sektöre devredilmesi; Trakya Ergene, Afşin-Elbistan ve Konya Karapınar’a linyite dayalı termik santral kurulması; yurt dışında da kömür aranıp çıkarılması, Türkiye’nin kömürden elektrik üretiminin 2016 sonunda 43 milyar kw/saatten 57 milyar kw/saate yükseltilmesi gibi maddeler içeriyordu.

Mart ayında ise tam bir ekoloji kıyımına yol açan 3. köprünün açılışını Erdoğan ile birlikte yaptı.

Başbakanlığı döneminde yaşadığı en büyük gerilim alanlarından biri hiç şüphesiz Cerattepe’deki direnişe dair oldu. Cumhurbaşkanı Erdoğan, Cerattepe’deki maden faaliyetlerine karşı eylem yapanlara “Bunlar yavru Gezicilerdir” derken, Davutoğlu Yeşil Artvin Derneği heyetini kabul ederek, şirketin Cerattepe’deki çalışmalarının hukuki süreç bitene kadar durdurulduğunu açıkladı. Davutoğlu’nu kim yanılttıysa artık, Cengiz Holding’in avukatlığına soyunarak, “Çevre zarar görmeden maden çıkarılacak” gibi gülünç açıklamalar yaptı. Oysa mahkeme projenin uygulanma aşamasında 50 bin 300 ağacın kesileceğini söylemişti.

Mayıs 2015’te temel atma törenine katılan Davutoğlu, Yassıada’nın İstanbul’un Camp David’i olacağını belirterek, “Yassıada’yı arabuluculuk görüşmelerinin yapıldığı barış adasına; müze ve kongre merkezine dönüştüreceğiz. Yeşil alan kesinlikle bugünkünden fazla olacak” demişti. Ama Davutoğlu’nun bu açıklamasından bir yıl sonra Yassıada’daki tüm ağaçların kesilerek adanın dümdüz edildiğini ortaya koyan fotoğraflar medyaya yansıdı.

Mart 2016’da yaptığı bir konuşmada ise, “İstanbul’umuzda tarihi dokuya, çevre dokusuna aykırı hiçbir yapılanmaya izin vermeyeceğiz. Dikey mimari yerine, İstanbul’un dokusuna uygun yatay mimariyi esas alacağız” ifadelerini kullanmış, yine “ilahi Davutoğlu” dedirtmişti.

İçinden yıllardır geçmekte olduğumuz doğa ve yaşam alanları kırımına dair Davutoğlu’nun hiçbir hassasiyeti, en ufak bir özgünlüğü olmadı. AKP iktidarlarının rant, talan ve gaspa dayalı, yandaş sermayeyle iş tutan, inşaat, enerji ve altyapı projelerine dayanan ekonomik modelini değiştirmeye yönelik bir adım atmadı. Çevre ve yaşam alanları savunucularının sesine pek kulak vermedi. Sadece doğa değil elbette, tarihi ve kültürel pek çok varlık da bu saldırgan zihniyetten nasibini aldı. Kömürü, nükleeri, madenleri teşvik ederken, ekolojik kıyıma neden olan projeleri övdü, bizzat içinde oldu, söylediklerinin hepsi sözde kaldı, icraatta tam tersi oldu. Özetle, Türkiye’de ekoloji mücadelesi verenler Davutoğlu’nu hiç mi hiç özlemeyecek.

Tags: , , , , , , ,


About the Author



Comments are closed.

Back to Top ↑