(Pelin Cengiz / Haberdar, 11 Mayıs 2016)

Küresel iklim değişikliğinin ve iklim değişikliğiyle bağlantılı pek çok kaza, felaket, aşırı hava olayları gibi gelişmelerin artık temel nedeninin petrol, doğalgaz ve kömür gibi fosil yakıtlardan enerji üretimi olduğu konusunda hiçbir şüphe yok. Dünyada bu konuyu öncelikleri arasına almış pek çok ülke fosil yakıtlara ve nükleere dayalı enerji bağımlılığından kurtularak, yenilenebilir enerjilere geçişin ve enerji dönüşümünün stratejilerini uygulamaya başladı bile. Başta Almanya olmak üzere iyi örnekler giderek artıyor.

 

Bu geçişin yanı sıra, enerji krizleri ya da yüksek enerji bağımlılığı, toplulukları enerji kooperatifleri kurmaya yöneltiyor. Yenilenebilir enerjiye geçiş sürecinde enerjinin yerelde, yerelin ihtiyacını karşılayacak şekilde üretilmesi en kritik konu. Dünyada bu işi hakkıyla yapan ülkelerde yerelde yenilenebilir enerji kaynaklarından kooperatifleşerek elektrik üretilmesi yaygın şekilde uygulanıyor. Türkiye’de henüz uygulaması olmayan bu alanda ilk adımlar Çanakkale’de atılıyor.

 

Malum, her şeyin ilkini gerçekleştirmek en zoru. Bir süredir bu konuda çalışmalarını sürdüren Troya Çevre Derneği Başkanı Oral Kaya, dünyada enerji kooperatiflerinden örnekler vermek üzere farklı ülkelerden enerji kooperatiflerinin yöneticileriyle Çanakkale’nin yerel yöneticilerini ve bu alana ilgi duyanları bir araya getirdi.

 

Çanakkale, bu alanda Türkiye’nin pek çok bölgesine öncülük yapabilecek nitelikte. Yenilenebilir enerji alanında geniş imkanlara sahip kent, yıllarca Kazdağları’nda siyanürle altın aramak isteyen firmalarla yıllardır boğuşurken, son yıllarda da termik santral projeleriyle mücadele ediyor. Madenlerden sonra termik santrallerle cehenneme çevrilmek istenen Çanakkale’de yurtdışından katılımcıların kendi yerellerindeki farklı deneyimleri paylaşmaları daha da önemliydi.

 

Anlatılanlardan birkaç örnek aktaralım.

 

Almanya’da 1000’e yakın kooperatif var

 

Almanya, bu dönüşümde lider ülkelerden biri. Münih’ten gelen Katharina Habersbrunner, kendi bölgelerinde işe önce okul aile birliği olarak başladıklarını, okulun enerji ihtiyacını karşılamak için yenilenebilir enerji sistemi kurduklarını ve işin daha sonra giderek büyüdüğünü kaydetti. Tarifelerin bu şekilde çok daha ucuza mal olduğunu söyleyen Habersbrunner, aynı zamanda bu üretim modelinin çok daha ademi merkeziyetçi ve demokratik olduğunu ifade ederek, “Ekonomik, teknolojik ve yasal düzenleme yeterliliklerinin olması şart. Siyasi iradenin genel politikalarının yasalarla buna uyum sağlaması gerekiyor” diyor.

 

Şu anda Almanya’da 1000’e yakın böyle enerji kooperatifi var. Yenilenebilir enerji tesislerinin yüzde 35’i özel kişilere ait. Bu kooperatifler, üretebildiği kadar enerji üretmeye odaklanıyor.

 

1973’te yaşanan petrol krizinin ardından yenilenebilir enerjileri ülkenin en önemli enerji kaynağı haline getiren Danimarka’da 150 binden fazla aile, rüzgar kooperatiflerinin ortağı. 2000’den fazla rüzgar kooperatifinin bulunduğu ülkenin enerjiyle ilgili yasalarıyla, bu projelerin en az yüzde 20’sinin yerel halka ait olması şartı getirilmiş.

 

İsveç’te kadınların zaferi 

 

Bir diğer ilginç örnek ise İsveç’ten. Wanja Wallemyr, nükleer karşıtlığıyla başladıkları süreci yenilikçi bir yaklaşımla sürdürmüşler. Kadınların ön planda olduğu bir sistem kurarak, diğer kadınlara da öncülük etmişler. Önce 10 kadın 28 bin euro sermaye ile işe başlamış, ardından 50 kadına yükselmişler. Kredi isteme gittiklerinde bankaların bile şaşırdığını ancak tüm zorlukları aştıklarını dile getiren Wallemyr’in anlattıkları çarpıcı: “Sonunda krediyi aldık, yüzde 40 özsermayeyle 3. projemizi başlattık. 3. projede artık 80 kadın bir araya geldik, sermayemiz 1 milyon euroya ulaştı. Dünyanın her yerinden kadınlardan destek görüyoruz. Yenilenebilir enerji dünyasında kadınların da var olabileceğini göstermek istedik.”

 

Belçika’dan gelen Patrick Kelleter ise, neredeyse 30 yıldır bu işin içinde. Aslında bu kooperatiflerin temiz enerji üretirken, sağlanan elektriğin satışından elde edilen kaynağın önemli rakamlara ulaşabiliyor olmasını göstermesi açısından Kelleter’in söyledikleri ilginçti. Energie2030 adıyla 90’lı yıllarda kurdukları hem enerji üreticisi hem de enerji tedarikçisi olan kooperatifleri, her yıl üyelerine yüzde 5 ila 10 arasında temettü dağıtıyor. Yani, üyeleri koydukları parayı kaybetmedikleri gibi kar da sağlıyor. Hatta sağladıkları kar payı, bankaların verdiği faizden bile yüksekmiş. Hal böyle olunca bazı bankalar, reklam yapmalarını bile istememiş.

 

Avustralya deneyimlerini paylaşan Garry Yost, İzmir’de bir yenilenebilir enerji şirketi sahibi. Yost, özellikle enerji kooperatiflerinin rüzgar ve güneşi bir arada üretmesinin mantıklı olacağı, çünkü ikisinin birbirini tamamladığı görüşünde.

 

Peki, Türkiye’de durum nasıl ona göz atalım.

 

Elektrik Piyasası’nda Lisanssız Elektrik Üretimine İlişkin Yönetmelikte mart ayı sonunda yapılan değişikliklerle birlikte artık Türkiye’de gerçek ve tüzel kişiler enerji üretebilecek. Avukat Nazan Ünverir, lisanssız elektrik üretimi yönetmeliğinin ilk defa yenilenebilir enerji kooperatiflerinden bahsettiğini kaydederek, ön lisans almadan, şirket kurmadan dernek ya da kooperatifler kanalıyla enerji üretmenin mümkün olduğuna dikkat çekti.

 

Mevzuata göre, belediyeler de artık bu yenilenebilir enerji kooperatiflerine ortak olabilir ya da onları destekleyebilir. Mart 2016’dan önce enerji kooperatifleri için ortak sayaç veya ortak ikamet gerekirken, yeni yönetmelikte bu zorunluluk da ortadan kalkmış durumda. Ve üretilen elektriğin sisteme satılması da mümkün.

 

Tüm bunların hayata geçebilmesi için pilot uygulamaların gerçekleştirilmesi, uygulamada safhasında hangi zorlukların yaşanabileceğinin görülmesi ve yeni iyileştirmelerle yenilenebilir enerji kooperatiflerinin önünün açılması gerekiyor.

 

Bunun arkasından da sık sık arkasına sığınılan cari açığı enerji maliyetlerinin yükselttiği bahanesinin sonlanması, temiz enerjilere geçişin sağlanması, fosil yakıtlardan kurtulunması, yerelin bölgesel katma değer yaratması gibi pek çok fayda gelecek, hodri meydan…