Röportaj

Published on Mayıs 18th, 2016 | by Kuzey Ormanları Savunması

“Toprak bize benzer, onu en iyi biz kadınlar savunuruz…”

(Hilal Ünlü / Evrensel – 18 Mayıs 2016)

‘Mapuche olmak nasıl bir şey?’ sorumuzu Alicia, ‘Okulda, iş yerinde kısacası her tür kamusal alanda ayrımcılığa uğramak benim ülkemde’ diye yanıtlıyor

Alicia Muñoz Toledo, Latin Amerika ülkesi Şili’de yaşayan Mapuche yerlisi bir kadın. Şili’de Eylül 1973 tarihinde General Pinochet önderliğinde ABD destekli gerçekleştirilen askeri darbenin ardından ülkenin önemli madenlerini, bakır, çelik ve kömür sektörünü devletleştiren, toprakları yoksul çiftçilere dağıtan, Şili halkları ve emekçiler lehine birçok karara imza atan Sosyalist Başbakan Salvador Allende’nin ilerici hükümeti devrildi. Diktatörlük sona erdi, ancak yasal uygulamaları da “ırkçılık” mirası da sürdürülüyor.

52022

Alicia Muñoz Toledo, ailece hizmet ettikleri bir “İspanyol Bey”in evinde büyümüş; kendi topraklarında köle olmuş, 17 yaşında plantasyonlarda çalışmaya başlamış bugün 70 yaşında bir Mapuche yerlisi. Yerli Kadınlar Ulusal Örgütünün (Anamuri) kurucularından ve aktif üyelerinden biri. Alicia, Şili’de yaşadıkları koşulları, Anamuri’yi ve mücadelelerini anlattı.

MAPUCHE OLMAK NASIL BİR ŞEY?

Şili’de kırsal bölgede yaşayan yerli çoğunluğunu; Fresia, Guacolda, Janequeo yerlileri ile birlikte İspanyol sömürgecilere karşı verdikleri mücadele ile anılan Mapucheler oluşturuyor. 1860-1885 arasında 100 bin Mapuche yerlisi topraklarını savunduğu için işgalci İspanyollarca katledilmiş.

Şu anda parlamentoda temsil edilmeyen yerliler arasında yer alan Mapuchelerin kendi dilleri, kendilerine ait bir kültürleri var. İspanyolca’nın zorunlu dil olduğu Diktatör Pinochet döneminde, dilleri ve kültürleri yasaklanmış; toplumdan dışlanmış, soy isimlerini değiştirmek zorunda kalmışlar. Ancak yenilerde bir kurumları var bunları yeniden ele geçirme yeniden kazanma çabasındalar. Topraklarının iadesini, kültürel kimliklerinin tanınmasını istiyorlar.

“Mapuche olmak nasıl bir şey?” sorumuzu Alicia, “Okulda, iş yerinde kısacası her tür kamusal alanda ayrımcılığa uğramak, yoksul olmak; hele üstüne bir de kadınsanız toplumsal dışlanmışlığı hepten hak etmek demektir benim ülkemde” diye yanıtlıyor.

Topraklarının ellerinden alınmasıyla birlikte işsizliğe mahkum edilen gençlerin bulundukları bölgeyi terk edip yaşamlarını sürdürebilecekleri kentlere göç ettiklerini anlatıyor.

DEVLET VE ÇOK ULUSLU TEKELLER EL ELE SÖMÜRÜYOR

“Şili’de yerli ve köylü kadınlar, dereleri etkileyen şiddetli kuraklık ve şifalı bitkilerin yok olması tehlikesiyle karşı karşıyalar. Bunun sorumluları orman şirketleri ve onların çam, okaliptus plantasyonları. Devlet politikaları, hâlâ yürürlükte olan bir yasaya dayanarak bu şirketleri sübvanse ederek onlara güç veriyor” diyor Alicia.

Böylece yaşam alanlarının kısıtlanması, yerli ve köylü topluluklarının yoksullaşması sonucu kadınlar ve gençler göç ediyor ve çok uluslu tarım şirketlerinde vücutları kimyasal ilaçlara maruz kalarak oldukça kötü koşullarda mevsimlik işçi olarak çalışıyorlar.

Bu sorunlar karşısında,  eşit, her türlü farklılığa saygı duyulan, doğa ile uyum içinde yeni bir toplum talebiyle yerli ve köylü kadınlar 1990’lardan itibaren farklı dernekler ve platformlar oluşturmaya başlamışlar. Anlatıyor: “Kırsal alandaki irili ufaklı bu oluşumların birbirleriyle işbirliği içinde olması gereksiniminden, 1998 yılında, kurucusu olduğum Latin Amerika Köy Örgütleri Koordinasyonu (CLOC) ve uluslararası bir örgüt olan Via Campesinanın (Köylü Yolu) bir parçası olan Ulusal Köylü ve Yerli Kadınlar Birliği Anamuri doğdu.

Anamuri üretici köylü, ücretli ya da mevsimlik tarım işçiliği, göçebe çobanlık, el işi, balıkçılık, gelenek ve kültür konusunda çalışan köylü ve yerli kadınların gelişimini örgütlüyor ve destekliyor. Tarım ilaçları, genetiği değiştirilmiş tohum kullanımı reddedilerek doğal kaynakların korunması teşvik ediliyor ve ülkemiz kadınları, erkekleri ve çocukları için sağlıklı besin sağlanarak organik ve desteklenebilir tarımın geliştirilmesi ve uygulanması için mücadele ediyor”

İşçilerin mücadeleleri ve şehir sakinleri, öğrenciler, memurlar, çevreciler, kadın hareketleri ve sosyal örgütler ile dayanışma içinde olan ve birlikte eylemler örgütleyen örgütün, yerli ve köylü kadınlar arasında toplumsal ve politik farkındalığı artırmak amaçlı bir sosyopolitik okulu bulunuyor. Yine hedefi gıda egemenliğine dayalı insanlığın hizmetinde, halkların mirası olan tohumun önemini anlamaları ve savunmaları için militanlar yetiştirmek olan bir de tarım okulu var.

SAĞLIKLI, GDO’SUZ BESİN MÜCADELESİ

Alicia ve Anamuri için “gıda egemenliği” çok önemli: “90’lı yılların başlarında ortaya çıkmış olan gıda egemenliği terimi genel olarak her milletin gerek kültürel gerekse verimlilik açısından çeşitliliklerini koruyarak, kendi gıdalarını üretme potansiyellerinin devamlılığını ve geliştirilmesini sağlama hakkı olarak tanımlanıyor.  Gıda egemenliği, kısaca insanların kendi tarım politikalarını kendilerinin belirlemesidir; halkların herhangi bir engel ya da siyasi, ekonomik ya da askeri baskı altında kalmadan kendi kültürü, bilgisi, inançları ve ritüelleri tarafından tanımlanan uygulamalara göre üretim yapmak; sağlıklı, stressiz, GDO’suz (genetiği değiştirilmiş organizmalar) besin değeri olan ürünlere sahip olma hakkıdır” diyor.

Dünyada 1600’den fazla besinin GDO’lu olduğunu belirten Alicia, “Nereden geldiğini bilmediğimiz besinleri yemek zorunda değiliz. Kendimiz karar verip sağlıklı ürünler yetiştirmek açısından da toprağımızın olması çok önemli” diyor.

‘BACHELET ABD NE SÖYLÜYORSA ONU UYGULUYOR’

Alicia, Şili’nin ilk kadın devlet başkanı olan Başkan Michelle Bachelet ile de tanışıyor. Hatta  bir zamanlar oldukça yakın arkadaş olduklarını anlatıyor: “Bachelet, gençliğinde Sosyalist Partinin  militanlarındandı. Başkan seçildi ve diktatörlükten kalan fazla borcun altından mı kalkamadı bilmiyorum ama sonraki seçimlerde yerini sağa kaptırdı. Sonrasında ABD’ye gitti. Orada ona ‘BM Kadın’ diye bir departman açtılar ve Bachelet bu ofiste çalışmaya başladı. Orada neler oldu bilinmez sonradan hep ABD lehine konuşmaya başladı. ABD’den döndü ve başkanlığa adaylığını koydu. Tabii bu benim kişisel görüşüm. Ondan beklentilerimiz vardı; ancak hepsini boşa çıkardı. O ve ekibi verdiği sözleri yerine getirmedi. Toplantılar yapılıyor, temsilciler gönderiliyor, taleplerimize ‘tamam’ deniyor sonra tersini, şirketler lehine olanı yapıyorlar. Halk için önce bir adım öne atıyor sonra iki adım geriye. Kısacası ABD söylüyor o uyguluyor.”

‘DİKTATÖRLÜK YASALARI OLDUĞU GİBİ DURUYOR’

Şu anda Şili’de iktidarın üzerine “halkların gömleğini giydiğini” ancak altında sermayenin olduğunu söylüyor: “Diktatörlük aynen devam ediyor. Pinochet yasaları olduğu gibi duruyor. Örneğin Victor Jara’nın katledilmesi emrini veren istihbarat görevlisi yargılanmadı, elini kolunu sallayarak dolaştı ülkede. Ancak öldürülme korkusuyla ortalarda gözükmüyor.”

Alicia emekçilerin, yoksulların baskı altında olduğunu; eğitimin, sağlığın paralı, kamusal ilköğretim ve liselerin sayıca oldukça az hem az hem de oldukça düşük kaliteli olduğunu belirtiyor. Ayrıca bu okulları yerel yönetimlerin politik çizgisinin yönlendirdiğini işaret ediyor. Pinochet yanlılarının  yönetimde olduğu yerlerde insanların diktatörlüğü övmeye zorlandığının; aksi taktirde bu insanlara bir şekilde  zarar verildiğinin; öte yandan eğitimin içeriğinin inanılmaz gerici nitelikte olduğunun; özellikle yüksek öğrenimin çok pahalı olduğunun altını çiziyor. “Torunum borç harç içinde okuyor. Şili’de öğrencilerin sık sık ayaklanmasının nedeni bu.”

TARİHİ TOPRAKLARI GASP EDİLİYOR

Alicia’ya göre, Şili devleti ve şirketler, yerli halkların toprak ve öz yönetim hakkını görmezden gelmeyi ve onlara atalarından kalan toprakları gasp etmeyi sürdürüyorlar. “Terörle mücadele yasaları ve diğer düzenlemelerle üzerimizde baskı kuruyorlar” diyor Alicia:  “Çokuluslu şirketler, maden şirketleri yerli halkların doğal mirasını tehdit ediyor. Suyu topraktan ayırmışlar. Ağaçları yok edip fabrikalar yaptılar ve bu fabrikalarda GDO’lu ürünler üretiyorlar. Bugünkü savaşta, bizi diktatörlüğün ateşli silahları değil kimyasalları öldürüyor. Bağışıklık ve üreme sistemimize zarar veriyorlar”

Kadınlara dayatılan toplumsal rol Şili’de de farklı değil. “Yerliler ve köylüler arasında kadınları örgütlemek kolay bir iş değil. Kadınlar evde oturup çocuk ve kocasında bakmakla yükümlüdür. Bu konuda oldukça katılar” diyen Alicia, Anamuri ile yerli kadınları evden dışarıya çıkarmayı başardıklarını; onları, “Ocağın altını kapattırıp bölge kongrelerine katılarak GDO’lu ürünlerin etkilerini tartışabilmelerini sağlayacak” kadar dönüştürdüklerini söylüyor:

“Erkeklerle birlikte çalışmak tabii ki bizim de çok istediğimiz ve önemsediğimiz bir şey; ancak erkeklerin yönetimde olduğu mevcut sendikalar ve örgütlenmelerde tabanın sesine çok kulak verilmiyor. Can alıcı sorunlardan çok yok seçimdi şuydu buyduyla ilgileniyor, hükümete karşı teslimiyetçi bir tavır sergiliyorlar. Maalesef onların yönetimde olduğu mevcut örgütlenmeler içindeki gerçeklik bu. Bu anlamda da farklı ve sonuç alıcı, kadını söz sahibi yapıcı bir örgütlenme için biz kadınlar işe el attık”.

YERLİ KADINLARI CEZAEVİNE ATTILAR

“Toprağa tohum attığımızda biz kadınlar tüm bu süreci gözleriz…Tıpkı doğurduğumuz çocuklarımızı gözlediğimiz gibi…Toprak bize benzer kısacası, onu en iyi biz savunuruz” diyor Alicia, tıpkı Latin Amerika yerlilerinin yalnızca toprağı değil bir bütün olarak doğayı temsil eden; hayat veren, doğurganlığı ve bereketi arttıran koruyucu Totemik Tanrıçası Pachamama gibi.

Onlarca hektar toprak ele geçirmişler kadınlar olarak. Yol kesmişler, türlü eylemlere başvurmuşlar topraklarını gaspçıların elinden geri almak için. Bu mücadeleler sonucu aralarından çok sayıda kadın cezaevine konulmuş.

“Bu tutuklulardan bir genç kızımız sorumlu. Onların sesi olmaya çalışıyor. Sürekli  tehdit ediliyoruz. Latin Amerika’da birçok ülkede durum bu aslında. Geçtiğimiz mart ayında yerli hareketi önderi dostumuz Berta’yı (Caceres, Honduraslı Yerli Lider) katlettiler” diye ekliyor.

Monsanto, Nestle, Shell, McDonald gibi çokuluslu şirketlere ve bu şirketlere arka çıkan devlete karşı mücadele ediyorlar. Topraklarını savundukları için haklarında, “Ormanı yaktınız” türünden asılsız suçlamalarla açılan çok sayıda dava olduğunu belirtiyor Alicia Munoz Toledo.

MÜCADELEYE DEVAM…

Hükümetin  geleneksel liderler, köylü ve yerli topluluklar üzerinde kurduğu baskı politikalarına karşı gösterdikleri dirence kendileri bile şaşırıyor zaman zaman. Devletin onları “terörist” olarak isimlendirmesinden vazgeçmesini istiyorlar. Alicia, “Bizler hiçbir zaman terörist olmadık. Devlet, bulunduğumuz bölgelere asker, polis yığmaya son vermeli, bize ve kültürümüze saygı duymalıdır. Önceleri mutluyduk. Çünkü toprağımız vardı. Topraklarımızı ellerimizden aldılar. Biz giderek daha yoksullaştık onlar daha da zenginleşti” diyor.

Bu politikalardan vazgeçilmesi aynı zamanda neoliberal ekonomik sistemin, iki partili sisteminin kaldırılması, köylülerin ve yerlilerin özgün taleplerinin karşılanması için mücadelelerini sürdüreceklerini belirtiyor.

Tags: , , , , , , , , ,


About the Author



Comments are closed.

Back to Top ↑