( Dr. Murat Özveri /Evrensel-18 Mayıs 2016)

Bir baba, bir gece yarısı kızıyla ilgili bir konuyu görüşmek için karakola çağrıldı.
Karakola gidene kadar elbette ölümün dışında aklına binbir olasılık gelen babaya, “Kızını yaya yolunda yürürken kamyon ezdi” denildi.
Bir baba tek kızının akla, mantığa, vicdana aykırı saçma sapan bir nedenle öldüğü haberini tek başına karakolda göğüslemek, algılamak zorunda kaldı.
Bir anne, gece yarısı evine gelen kardeşlerinden, eşinden, dostundan kızının ölüm haberini duydu.
Bir dost, bir annenin eline yapışarak “Doğru değildir değil mi, bir yanlışlık olmuştur değil mi, ne olur bir şey söyle” feryadı karşısında sessiz boynunu bükmek zorunda kaldı.
O gece bir dost o karakolda duyduğu ve asla dolmayacak o boşluğu gizlemek için dostlarını aradı, “Acele edin, Berdan İdil’ini kaybetti” dedi.
Bir dost, beraber güldüğü, zekasına, enerjisine hayran olduğu, kızı gibi gördüğü bir genç kıza morgda bir ceset torbası içerisinde “Evet bu Şule İdil” demek zorunda kaldı.
Bu dost, ölümün bile gençliğinin güzelliğini yok edemediğini görüp şaşırdı, yarım asrı aşmış yaşamında hiçbir güzelliğe bakıp böyle derinden acıyla sarsılmadığını fark etti.
Tüm dostlar sözün bittiği yerde, sözsüz çaresiz kalmanın acısını iliklerinde yaşadı.
Şule İdil Dere 23 yaşındaydı.
İstanbul Üniversitesi İngilizce İktisat Bölümü üçüncü sınıf öğrencisi bir genç kız.
Şule İdil Dere, İstanbul-Kadıköy’ün ortasında, İstanbul’un en güzel parklarından Yoğurtçu Parkı’nda, yayalara tahsis edilmiş yolda yürürken, geri geri gelen ve üzerinde İstanbul Büyükşehir Belediyesi yazan bir hafriyat kamyonunun, ona arkasından çarpması sonucu yaşamını yitirdi.
Şule İdil, arkadaşlarıyla buluşmasından çıkıp evine yürürken, “kara yolu”nda değil, parkın içindeki “yaya-bisiklet yolu”nda can verdi.
Şule İdil’in ölümüne kaza diyorlar.
Kaza… Yaya yolunda!
Yaya yolu. Yani belediye tarafından tüm yayalara burası sizin güvenlikle yürüyebileceğiniz yoldur diye ilan edilmiş yoldan, bir genç kız, yasa gereği yayaların kullanması zorunlu olan yoldan yürüyerek evine gidiyor.
Şule İdil, yaya yolunun yaya yolu olmaktan çıkartılmış olduğunun farkında değil. Farkında olması için yaya yolunu iş sahasına dönüştürenler üzerlerine düşen hiçbir yasal yükümlülüğü yerine getirmemişler.
Yaya yolunun girişinde, iş makinelerinin çalıştığı ve tehlikeli olabileceğine ilişkin hiçbir uyarı yok. Yaya yolunda geri geri gelen kamyonun yol açacağı tehlikeleri önlemek için sesli, ışıklı uyarılar konulmamış. Kamyonun önünde ve arkasında kamyon şoförünü uyaracak işaretçiler yok.
Yaya yolunun iş sahasına dönüştürülmesi yayalar için hiçbir tehlike yaratmayacakmış gibi, akla, hukuka aykırı bir şekilde rahat davranılmış.
İşin sahibi İstanbul Büyükşehir Belediyesi, yaya yolunun iş sahasına dönüşmesi için gerekli önlemlerin alınıp alınmadığını denetlemeyi akla dahi getirmemiş.
İstanbul Büyükşehir Belediyesinden iş alan taşeron, müteahhit her ne ise, iş güvenliği önlemi almayı, iş sahasına giren yayaları koruyacak basit önlemleri akla dahi getirmemiş.
İşin yürütülmesinde sorumluluğu olan herkesin yasalara aykırı davrandığı koşullarda, yasalara uygun bir şekilde yaya yolunda yürüyen Şule İdil, yasalara uygun davranan bir vatandaş olmanın bedelini yaşamını yitirerek ödedi.
Bu ülkede vurdumduymazlığın, aymazlığın, adam sendeciliğin, kâr hırsının, yasaya aykırı davranma uyanıklığının adı “kaza” oldu.
Kaza dediler… Dört harfli bir sözcükle tüm vicdansızlıkları akladılar.
O gece kamyon şoförünün dışında kimse gözaltına alınmadı.
Hiç kimse, kim bu izni verdi diye sormadı.
Kimse, burada yasa gereği her türlü önlemi almak zorunda olan işveren nerede demedi.
Cenaze henüz camideyken ailenin acısı, olayın gencecik insanlarda yarattığı infial bile dikkate alınmadan şoför serbest bırakıldı.
Şoförü serbest bırakanlar kamyonun yaya yolunda önlem almadan çalışmasına izin veren İstanbul Büyükşehir Belediyesi ve iş sahasında gerekli önlemleri almayan işvereni ifadeye dahi çağırma gereği duymadı.
Bu kadar ihmalin vurdum duymazlığın yasa tanımazlığın yol açtığı bir olaya kaza demek olanaklı değil. Bu bir cinayet.
Şule İdil, tüm vicdan sahiplerine hesap sorma sorumluluğunu bırakarak gitti.
Suçlular da cinayetlerini kaza diye aklamayı sürdürdüler.
Şule İdil, kızlarımın yaşında, can dostlarımın canıydı.
Ben de buradayım.