(Özgür Mumcu / Cumhuriyet – 28 Mayıs 2016)

(Fotoğraf: Sakine Yıldıran)

Gezi’nin üçüncü yıldönümü. Önümüzde bir soru var. Yaşananlar kuğunun son şarkısı mıydı yoksa yeni bir geleceğin ilk işaretleri mi? Bu sorunun henüz bir cevabı yok. Gidişata göre ya doludizgin gidilen yere karşı son bir isyan ya da beraber yeniden kuracağımız bir memleketin ilk göz kırpışı olarak değerlendirilecek.

Her halükârda Gezi’yi iktidar sahiplerinin asla unutmayacağını biliyoruz. Siz de unutmayın. Memleketin en büyük şehrinin en büyük meydanında günlerce bir şenlik yaşandı. Kahkahaya, çoğulculuğa, renklere düşman bir rejim ve coğrafyada bu yaşanan az buz iş değildir.
Basit bir güzellemeden bahsetmiyorum. Gezi isyanı bu memleketin kimsenin şahsi mülkü olmadığını gösteren şahane bir hareketti. Şiddetin ve höt zötün tek geçer akçe kabul edildiği bugünlerde hep akılda tutulması gerek. Kitlelerin nasıl kararlı ve barışçıl, nasıl çoğulcu ve haysiyetli olabildiğini gördük.
Bugün inanılmaz ve bir daha asla tekrar etmez zannedilebilir. Üzerinden canlı bombalar, sürekli bir savaş hali geçti. Toplum şiddet ve baskı karşısında felce uğradı. Paranoyak ve kötücül bir anlayış her şeyi ve herkesi bastırdı.
Herkesin farklı ve herkesin eşit olduğu hissiyle birlik olmayı başaranlar darmadağın. Şiddete uğrayan insanların yanında olmak için sokaklara dökülenlerin gösterdiği kardeşlik ve dayanışmayı artık ara ki bulasın.
Memleketin harap olmuş şehirleri haberlerde yabancı bir ülkenin şehirleri gibi izleniyor. Toplumun farklı kesimlerinin birbirleriyle konuşabildiklerini ve beraber davranabildiklerini bizzat yaşayarak tecrübe edenler içine kapanmış. Kendi mahallelerinde mırıldanarak söyleniyor.
Kutuplaşma ve kamplaşma çoktan psikolojik bir kopuşa yol açtı. İktidarın her şeye rağmen koltuğuna yapışmasının neticesi bu. Toplumu bölerek ve ayrıştırarak kendini güvenceye almayı seçenler bu faturanın sorumluları.

Gezi bir son muydu, bir başlangıç mı?
Bunu tercihlerimiz belirleyecek. Şayet olanı kabullenmekle kalıp bir çıkış yolu aranmayacak ve sadece homurdanılacaksa Gezi, yazarın dediği gibi hep güzel kalacak bir ihtimalden ibaret olacak. Sadece gülümsenerek hatırlanacak.
Ya da çemberinde dönen hamsterlar olmak bırakılacak ve geniş kitleler yeniden kardeşleşerek bir araya gelmenin yolunu bulacak. Buranın kimsenin şahsi mülkü olmadığı kendini buraların sahibi zannedenlere haykırılacak. O vakit bu memleketin hepimizin mülkü olduğu, kimsenin ev sahibi ya da kiracı olmadığı yüzlere vurulacak.
Bir şahıs ve ördüğü çıkar ağlarıyla zapt edilmiş bir dev var. Ayağa kalkıp silkelenmeye karar verirse Gezi kuğunun son şarkısı değil yeni bir geleceğin ilk işareti olarak anılacak.
Tercih hepimizin tercihi. Şikâyeti kesip çıkış yollarını düşünmenin zamanı. Öyle çünkü birilerinin zamanı doldu dolacak.
O eski soruyu soralım o halde. Ne yapmalı?
Hakikaten sizce ne yapmalı?