(KOS Medya – 13 Haziran 2016 / Fotoğraf: Ağaçlı’daki mevcut taş ocağı)

ağaçlı-şaban2

“Afedersin ama Lütfücüğüm, bunlar iyicene haddini aştı!” 14 Aralık 2014’te Ağaçlı halkıyla gerçekleştirdiğimiz eylemin çağrısı. Eylem hakkında detaylı bilgilere ulaşmak için: Ağaçlı’da direnen İstanbul’da kazanır!

Ağaçlı, hikayesi mega projelerden önce ve sonra olmak üzere ikiye ayırabileceğimiz, Eyüp ilçesine bağlı bir kuzey İstanbul köyü. Kuzey Ormanlar Savunması’nın mücadele alanında yer alıyor. Özellikle İstanbul Mandası türünün varlığıyla hayvancılığın yapıldığı, çok güzel bir kumsala sahip, Tosun Paşa gibi çöl sahneleri bulunan filmlerin çekildiği kumulları barındıran, hayvan ve bitki varlığı bakımından da zengin olan küçük bir İstanbul köyü.

Projeler öncesinde bir köyden bekleneceği şekilde sessiz sakin yaşamını sürdürüyordu.

3. köprü projesinin başlangıcından itibaren Ağaçlı Köyü’nün kaderi değişti. Anayoldan köy yoluna sapılan noktadan itibaren başlayan ve sağlı sollu devam eden sık ormanlık arazi bitirilmekte. On binlerce ağaç kesildi ve göletler kurutuldu. Ormanın, göletlerin ve meraların bulunduğu yerlerde artık betondan viyadük ve asfalt yol var. Tüm bunlar 3. köprü projesinin bağlantı yollarını inşa etmek içindi.

Sahili de yağmalanan varlıkları arasında köyün… Anayasa’ya göre halkın ortak varlığı olan kıyılar, Ağaçlıda şirketlere peşkeş çekilmekte. Bölgede faaliyet izni verilen Kuzey İstanbul A.Ş. tarafından kumsalı ciltlendi, yasak olmasına rağmen buradan kumları çalındı.

Bununla kalmadı. Ağaçlı Köyü, lokasyon olarak 3. köprü ve 3. havalimanı projelerinin ikisine birden çok yakın. Bu yüzden, olağanüstü yetkilerle donatılmış TOKI, rant acısından büyük cazibesi bulunan Yukarı Ağaçlıda acele kamulaştırma yapmaya çalışıyor. Sorun mahkemeye taşındı, aylardır Danıştay’ın nihai kararı bekleniyor.

KOS Haziran ’16: Ağaçlı Bülteni’ne ulaşmak için tıklayınız

Ağaçlı’nın sorunları bununla da bitmedi. Lokasyonu nedeniyle yatırımcının ve devletin iştahını kabartan Ağaçlı ve bölgesi, mega projelerine hammadde sağlamak isteyen devlet ve şirketler için de lojistik acıdan da fırsat demek.  Köy şimdi de -biri aktif olarak çalışmaya devam eden- tas ocaklarıyla boğuşuyor. 3. havalimanı projesinin yüklenici firması IGA, biri Ağaçlı’da ve diğeri yakındaki bir diğer Kuzey Ormanları köyü olan Işıklar’da olmak üzere iki tane tas ocağıyla birden saldırmaya hazırlanıyor.

Tüm bu portrede KOS, bu saldırılara karsı sokakta sürdürdüğü mücadeleyi mahkemeye da taşımaya karar verdi. Amacımız Ağaçlı Köyü’nü ve aynı şekilde diğer Kuzey Orman köylerini de mega projelerin yıkım getiren sorunlarından korumak.

yeşi vadiyi vermeyiz

11 Haziran’da Ağaçlı’da gerçekleştirdiğimiz eylemden: Yeşil Vadi’yi vermeyiz! Eylemin detayları için: Ağaçlı’yı savun taş ocağını durdur!

Geldiğimiz noktada mahkeme davaya bilirkişi heyeti atamış durumda. Onumuzdaki süreçte mahkemenin belirlediği bir heyet tas ocakları için düşünülen bölgelerde keşif yapacak. Atiğimiz iki davaya karşılık bu bedel 8 bin lirayı geçmekte. Bilirkişi bedellerini yüksek belirlemek, devletin dava açma iradesini sakatlamak adına başvurduğu bir yol.

Eğer biz bu taş ocaklarını durduramazsak Ağaçlı’nın hali hazırda başındaki sorunlar iyice derinleşecek. Hafriyat kamyonu trafiğine günde 2000 sefer eklenecek, trafik 137% artacak. Gece gündüz gurultu kirliliği yaşanacak ve taş çıkarma faaliyetleri için her gün dinamitle patlatmalar gerçekleştirilecek. Bu patlatmalar çok büyük miktarda kimyasal madde barındıran toz yaratacak ve bu toz bölgenin doğal ormanlarına ve hem insanların hem de hayvanların su kaynaklarına, besinlerine karışacak. Bu patlayıcılar için depolama sahaları oluşturulacak ve köyde yasayanlar çok büyük bir güvenlik riskin maruz kalacak.  Buna ek olarak taş ocakları çok büyük miktarlarda su kullanacak ve yeraltı sularını kirletecek, toprağı ve bitki ordusunu zehirleyecek.

Tüm bunların merkezinde ise Kuzey Ormanları’nın şehre can veren varlığı bulunuyor. Bunlar dahil Kuzey Ormanları’nın bütünlüğünü tehdit eden, onu inşaat alanına çeviren ve yapılaşma alanına da dönüştürecek olan projelere dur demezsek, 17 milyondan fazla insanın yasadığı bu dünyanın en güzel şehirlerinden İstanbul, bir beton cehennemine dönecek. Nefesimiz kesilecek, suyumuz tükenecek. Koşmaya, yürümeye, çocuklarımıza göstermeye ağaç bulamayacağız. Doğayla bağımız koparılacak, doğayla iç içe barış içinde yasamanın ne demek olduğunu unutacağız.