(Pelin Cengiz / Haberdar – 25 Haziran 2016)

Sözleri Kemal Burkay’a ait, Sezen Aksu’nun meşhur şarkılarındandır, bilirsiniz Gülümse… Elbette ne sözlerin yazarı ne de söyleyeni “İklim değişir, Akdeniz olur” derken, iklim değişikliğine vurgu yapmıyordu. Şimdi hem Türkiye’de hem de küresel anlamda iklim değişikliğinin ciddiyetinden bahsederken başlığa denk düştü. Malum, herkes sıcaklardan, havanın bir türlü esmemesinden şikayetçi son günlerde. Esmiyorsa sebebi var!

Türkiye, kalkınmasını ve ekonomik anlamda büyümesini mevcut fosil yakıt kaynaklarını kullanmaya, fosil yakıt yatırımlarını gerçekleştirmeye, bunun yanında inşaat ve altyapı yatırımlarına endekslemesi nedeniyle iklim değişikliğiyle mücadele sürecini bugüne kadar hep en gerilerden takip etti. Türkiye’nin iklim konusunda gerekli adımları atmaması ve mutlak sera gazı emisyonu azaltım hedefine sahip olmaması, elektrik üretiminin yanı sıra ulaşımdan konutlara enerji tüketiminden diğer tüketim alanlarındaki israfa dayanan alışkanlıklarına kadar pek çok alanla ilişkili.

Diğer yandan, Türkiye ısrarla geçmişin artık dünya tarafından terk edilmek üzere olan politikalarıyla gelecek inşa etmeye çalışıyor, haliyle de başarılı olamıyor. Türkiye, büyüme ve kalkınma ile karbon emisyonlarının ülkelerin ekonomiler üzerine yüklediği maliyet arasındaki ilişkiyi hala idrak edebilmiş değil.

Kentler ormansızlaştırılırken, betona ve asfalta teslim ediliyor, o çok övünülen yeni yollar yapıldıkça araç ve trafik yükü artıyor, kentlerinin havası en kirli ülkelerden biriyiz. Plansız projesiz yapılan yüzlerce konut, işyeri, AVM sebebiyle bırakın yeşil alanı nefes alacak yere muhtaç haldeyiz. Deprem gibi afetlerde toplanma alanlarına bile inşaat yapılan İstanbul’da yanıyorsunuz, rüzgar esmiyor, gölge alan yok, parklar yetersiz.

İstanbul’da kişi başına düşen yeşil alan 6 metrekare o da yol kenarları dahil yoksa gerçekte 2,5-3 metrekare. “3,5 milyar ağaç diktik” diyenler İstanbul’u çöl şehirleriyle yarıştırıyor. İstanbul’da yapılan mega projelerle 2.5 milyon ağacın kesildiği tahmin ediliyor. İstanbul’un yoğun şekilde Kuzey Ormanları’na yapılan yeşil kıyımı bugünkü çöl sıcaklarını çok net açıklıyor olsa gerek.

Dolayısıyla böyle giderse, iklim değişecek, hep daha kötüye gidecek, o çok beklediğiniz rüzgarlar her yıl daha zor esecek. Çünkü,

  • Sıcaklık hız kesmiyor: İklim değişikliği sebebiyle 1880’den bu yana gezegen 0,85 derece ısındı. Kayıtların tutulduğu 1880’den bu yana küresel kara ve okyanus yüzeyleri boyunca gerçekleşen en sıcak yılı yaşıyoruz. Küresel iklim değişikliğinin potansiyel etkileri açısından en riskli ülkelerden biri olan Türkiye’de de sıcaklık, dünya ortalamasına paralel bir seyir izliyor. Bu yıl şubat ayında hava sıcaklıkları mevsim normallerinin 8 ila 15 derece üzerinde seyretti. Özellikle İstanbul’da şubat ayları için geçerli sıcaklık rekorları kırıldı. İklim değişikliği küresel olduğu kadar aynı zamanda yerel de bir sorundur. Bu yazın esmeyeceğinin haberi şubattan gelmişti yani…
  • Sera gazı emisyonları artıyor: Türkiye’nin atmosfere saldığı sera gazları 1990’da 207,8 milyon tondan 2014’de 467,6 milyon tona çıktı. Böylece 24 yılda yüzde 125 artış gerçekleşti. Enerji sektörü kaynaklı sera gazları 1990-2014 arası yüzde 156 artış gösterdi. Böylece toplam emisyonlarda yüzde 64 olan payı 2014’de yüzde 73’e çıktı. Giderek artan enerji sektörü kaynaklı emisyonların önemli payını ise kömürlü termik santraller oluşturuyor. Enerji sektörü, 1990-2014 arası 259,8 milyon ton olan artışın 206,6 milyon tondan sorumlu. Gerek ekonomik gerekse de nüfustaki eşi benzeri görülmemiş büyüme nedeniyle artan sera gazı emisyonları şu an en yüksek seviyesinde. Dünyanın en fazla sera gazı salan 14. ülkesi olan Türkiye’nin sadece sera gazı emisyonları değil, emisyon artış hızı da artıyor.
  • Kömür yatırımları durmuyor: Kömür odaklı enerji politikaları, resmi söylemin aksine enerjide dışa bağımlılığımızı arttırırken, şehirleri de iyiden iyiye yaşanmaz hale getiriyor. Kömür ithalatı 1990’a göre 2014 yılı itibariyle altı katına çıktı. 2002’den beri eklenen 9 GW’lık kömürlü termik santral kurulu gücünün 6 GW’ı ithal kömürle çalışıyor. Türkiye’nin AKP’den önce kurulu 7 GW kömür santrali kurulu gücü varken bu kapasite şu anda 16 GW. Planlanan 80 civarında kömürlü termik santralin hepsi hayata geçerse bu kapasite 45 GW’a ulaşacak. Yani uzun lafın kısası böyle giderse, gelecek yazlarda havalar hiç esmeyecek.
  • Mega projeler tam gaz ilerliyor: 3. Köprü, 3. Havalimanı, Kanal İstanbul gibi mega projeler arazi kullanımı, nemlilik, sıcaklık, gaz ve enerji akışında değişikliğe neden olacak, yeni ve ek ısı kaynakları yaratacak. Bu doğal olmayan değişim iklimler dizisini bozabileceği gibi hatta yok edebilecek güçte. Projelerin yapıldığı alanlar birer kentsel ısı adasına dönüşecek. 3. Köprü ve Kuzey Marmara otoyolu için toplamda 8715 hektar ormanlık alan yok ediliyor. Bu ormansızlaştırma, çökelme ve trafiğin neden olduğu gazlar sebebiyle hem baraj göllerinde toplanan sular hem de yeraltı suları hızla kirlenecek, kullanılamaz hale gelecek.
  • Türkiye’nin buzulları eriyor: Küresel ısınmanın Türkiye’deki etkilerini görmek için buzullara bakmak bile yeterli. Türkiye’nin buzulları son 40 yılda yarı yarına azaldı. Türkiye’nin 1970’te var olan 14 ana buzul alanını bugünkü haliyle kıyaslandığında 1970’te 25 kilometrekare olan toplam buzul alanının 10,85 kilometrekareye kadar düştüğü, beş buzul yapısının ise tamamen yok olduğu tespit edildi. Aynı çalışma, yüzey sıcaklıklarında da belirgin artış gözlendiğini, özellikle yaz dönemi en düşük gece sıcaklıklarında gözlenen artış trendi nedeniyle, bu endişe verici buzul küçülmesinin nedeninin yükselen sıcaklıklar olduğunu ortaya koydu.
  • İklim değişikliği kaynaklı felaketler artıyor: Türkiye’de sadece 2015’te 731 adet afet rapor edilirken, bu sayı 2014’te 500 adetti. Türkiye, iklim değişikliğinin de artan etkisiyle afetlerin şiddetini ve sıklığını daha fazla yaşayacak. Eğer, Paris Anlaşması’nda belirtildiği üzere ülkeler, niyet beyanlarını beş yılda bir yeniler ve iklim değişikliğini 2°C artışta sınırlandırsa bile, bu artış Türkiye’de 1.3 milyon insanın hayatını etkileyecek ve yaşam yerlerini su altında bırakacak. Tüm bunlar pek çok insanın yerinden yurdundan olması anlamına geldiği gibi aynı zamanda devletin bundan sonra iklim değişikliği kaynaklı afetler nedeniyle daha çok yurttaşına yardım etmesi, sigorta şirketlerinin maliyetlerinin artması demek.