Makale

Published on Temmuz 10th, 2016 | by Kuzey Ormanları Savunması

“Nükleer İstemiyoruz” demek için 11 Temmuz’da Akkuyu’da

( Pelin Cengiz / Haberdar – 09 Temmuz 2016 )

Geçen hafta Enerji Bakanı Berat Albayrak, nükleer ve termik projelerine mecbur olduğumuzu vurgulayabilmek için tüm Türkiye’yi elektrik kesintileriyle tehdit etti. Albayrak, mevcut enerjinin yetmediğini öne sürerek yatırımların gerçekleşmemesi halinde elektrik kesintileri olacağını iddia etti. Albayrak, “Marmara Bölgesi, Türkiye’nin elektriğinin üçte birini tüketiyor. Anadolu’dan, Karadeniz’den İstanbul’a elektrik taşıyoruz. Büyük risk. Bu işin hiç şakası yok. Bu yatırımları önümüzdeki üç beş yılda hayata geçirmezsek, yarın bir gün elektrik kesintileri başlayacak” diye buyurdu.

Emirler büyük yerden, kayınpederden olunca damadın böyle konuşması normal tabi.

AKP iktidarlarının yıllardır elektrik altyapısını halkın ihtiyaçlarına bütüncül yaklaşarak, kamu yararı doğrultusunda oluşturmak yerine yandaş birtakım şirketlerin çıkarlarını gözetmek üzere hareket ettiğine yıllardır şahidiz. Elektrik piyasasının başta enerji verimliliği, kayıp/kaçak oranının azaltılması ve enerji tasarrufu üzerine kurgulanması gerekirken, mevcut durum daha çok günü kurtaran, yandaşların ve birtakım çevrelerin çıkar ve rantına öncelik veren bir yapıda. Türkiye’de Albayrak’ın dramatize etmeye çalıştığı türde bir elektrik sorunu yok, mevcut elektrik piyasasının ve yeni yatırımların halkın ihtiyaçlarına ve çağın gereklerine uygun olarak yönetilememe sorunu var. Bunlar yerine getirildiği takdirde de Türkiye’de ne elektrik kesintileri yaşanır ne de köklü bir elektrik krizi yaşanır. Bunlar 40 yıldır ağızlara sakız edilmiş ezberlerin tekrarından başka birşey değil. Ama siyasi olarak hala getirisi olduğu var ki, dillerden düşürülmüyor.

Devletin kendi rakamlarına bakarak bile aslında durumun Albayrak’ın söylediği gibi vahim olup olmadığını görmek mümkün.

EPDK’nın (Elektrik Piyasası Denetleme Kurumu) 2015 Yılı Elektrik Piyasası Gelişim Raporu’na göre, 2015 yılında elektrik üretim miktarı 2014 yılına göre yüzde 3,07 artarak 259,69 TWh, tüketim miktarı ise 2014 yılına göre yüzde 2,69 artarak 264,14 TWh’a olmuş. Raporda aynen şöyle bir ifade yer alıyor: “Benzer şekilde 2015 yılında puant talep ve kurulu güç sırasıyla yüzde 5,58 ve yüzde 5,22 oranlarında arttığı görülmektedir. Bir önceki yıl ile karşılaştırıldığında, üretim, tüketim, kurulu güç ve puant talep artış hızında yavaşlama dikkat çekmektedir.”

Üretim miktarının yüzde 37,81’i doğalgazdan, yüzde 25,76’sı hidroelektrikten, yüzde 12,83’ü taş kömürü ve linyitten, yüzde 15,22’i ithal kömürden, yüzde 4,45’i rüzgardan, geri kalan kısım ise diğer kaynaklardan sağlanmış. Yine 2015 yılında elektrik ithalatı geçen yıla göre yüzde 6,81 azalarak 7,41 TWh olarak gerçekleşmiş.

Geçenlerde medyada yer alan bir haberde de, Türkiye’de son 15 yılda kurulu gücünü yüzde 168 arttırdığı, elektrik enerjisinin ise en fazla yüzde 60’ını kullandığı belirtiliyordu. Kabaca bir hesapla Türkiye’deki 30 milyar dolarlık enerji yatırımı atıl durumda.

Dolayısıyla en başta “karanlıkta kalırsınız” tehdidiyle halka kömürü ve nükleeri dayatmak doğru bir tercih değil. Zira, dünya artık çok başka bir yöne doğru ilerliyor. Geleceğin fosil yakıtlara dayalı enerjilerde ya da nükleerde olmadığını gören ülkeler, yenilenebilir enerji alanında stratejik yatırımlar yapıyor. Artık elektrik üretmenin nükleerden çok daha ucuz ve çok daha güvenli üretilebildiği bir çağdayız. Enerjiyi verimli kullanan, yeni teknolojilere açık, güneş ve rüzgar potansiyelini iyi değerlendiren bir Türkiye’nin önünde çok büyük fırsatlar var. Ama iktidarınız fosil yakıt endüstrisinin, modası geçmiş teknolojilerin peşindeyse işiniz zor.

Mesela, hala çevre mücadelesinde enerjiyi “Nükleer İstemiyoruz” demek için harcamaya devam etmek zorundayız. Onların 40 yıllık ezberleri varsa, çevre dostlarının da 40 yıllık nükleer karşıtı mücadelesi var. 11 Temmuz, AKP hükümetlerinin tepeden inme bir dayatmayla inşa etmeye çalıştığı Akkuyu Nükleer Santrali’nin ve tüm Türkiye’nin geleceği için karar günü olacak. Nükleer santralin ÇED raporuna yapılan itirazları incelemek üzere 15 kişilik bilirkişi heyeti Akkuyu’ya gelecek. Nükleer karşıtları, bir gün öncede Akkuyu nükleer sahasına en yakın köy olan Büyükeceli Köyü’nde kamp kuracak, ertesi gün de bilirkişi heyetine ÇED sürecine itirazları anlatacak.

11 Temmuz’un neden kritik bir gün olduğunu anlamak için kısa bir hatırlatma yapalım.

2010 yılında Türkiye ile Rusya arasında yapılan devletlerarası anlaşmayla Rusya’nın Mersin Akkuyu’da nükleer santral yapmasının önü açıldı. Ardından, projenin hayata geçmesi halinde yaratacağı doğal, kültürel ve sosyal yıkımlara yapılan tüm itirazlar göz ardı edildi. Çevre ve Şehircilik Bakanlığı, daha önce iki kez geri çevirdiği ÇED raporunu 2014’ün sonlarında tam da Rusya Devlet Başkanı Putin’in Türkiye ziyaretine denk gelecek şekilde onayladı.

Halkın itirazları ve projedeki eksiklikler nedeniyle daha önce onay alamayan ÇED raporu, gerçeği yansıtmayan, beklenen bilimsel araştırma ve incelemelerden yoksun şekilde kabul edildi. Örneğin, Çernobil nükleer felaketinin baş aktörlerinden biri olan Rosatom’un hazırlattığı raporda, nükleer kaza halinde ortaya çıkacak zararın sorumlusunun kim olacağı sorusuna cevap olmadığı gibi sorumluluk konusundan nükleer atıklara ve güvenlik konusuna kadar pek çok alanda eksiklikler vardı. Meslek örgütleri, çevre kuruluşları rapora karşı hukuki süreç başlattı, binlerce kişi itiraz dilekçesi verdi.

Davanın gerekçesi yeni yönetmeliğin geçici 1. maddesine göre daha önceki yönetmelikler yürürlükteyken ÇED başvurusunda bulunan projeler için, farklı ÇED yönetmeliklerinin hangi hükmü proje lehineyse onun uygulanmasının öngörülmesiydi. Eğer Danıştay başvuruyu haklı bulursa, yeni ÇED Yönetmeliği’nin geçici 1. maddesi dayanak gösterilerek onaylanan tüm ÇED projeleri de geçersiz hale gelecek. Açılan davada, “Yeni yönetmeliğin geçici 1. maddesine göre; daha önceki yönetmelikler yürürlükteyken ÇED başvurusunda bulunan projeler için, farklı ÇED yönetmeliklerinin hangi hükmü proje lehineyse onun uygulanması öngörülüyor. Danıştay başvuruyu haklı bulursa, yeni ÇED Yönetmeliği’nin geçici 1. maddesi dayanak gösterilerek onaylanan tüm ÇED projeleri de geçersiz olacak. ÇED sürecindeki en kritik hata, Akkuyu NGS ÇED süreci için 25 Kasım 2014’te yayımlanan ÇED Yönetmeliği hükümlerinin uygulanması oldu. ÇED sürecini kolaylaştırmak için yapılan işlem, bir önceki ÇED yönetmeliğinde yer alan geçici 1. maddeye takıldı; “Yönetmeliğin yürürlük tarihinden önce ÇED başvurusu yapmış projelere, başvuru tarihinde yürürlükte olan yönetmelik hükümleri uygulanır” maddesi unutuldu” denmişti.

Çok açık bir hukuk ihlali söz konusu. Şimdi, ÇED olumlu kararının iptali istemiyle Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’na karşı açılan davada, Danıştay’ın 11 Temmuz’da gerçekleştireceği keşif ve bilir kişi incelemesi muktedirden, çevre ve yaşam düşmanlarından yana mı tavır alacak, yoksa 40 yıldır bıkıp usanmadan yıllar geçtikçe güçlenerek devam ettirilen anti nükleer mücadele mi kazanacak hep birlikte göreceğiz.

11 Temmuz’da safları sıkılaştırmak için, meydanı nükleercilere bırakmamak için haydi Akkuyu’ya!

Tags: , , , , , , ,


About the Author



Comments are closed.

Back to Top ↑