(Abdullah Aysu / Karasaban – 22 Temmuz 2016)

Zor günlerden geçiyoruz, beraberce. Birlikte yaşadıklarımız dayanılması güç, oldukça zor şeyler. Ne yapalım ki, hayat devam ediyor. Yaşadıklarımız, öngörüsüzlüğü, belirsizliği önümüze seçenek olarak koymakta. Elbette bu her şeyi daha zor ve dayanılmaz kılıyor. Ancak seçeneksiz değiliz. Her şeyden önce iyiye, doğruya ve gelecek güzel günlere olan umudumuz yerli yerinde. Cevahirimiz kararmış değil, ışıldıyor.

Biliyoruz. Melanetler kol geziyor. Melanetlerden çıkış yoları yok değil çok. Her şeyin başında ve sonunda, türlü çeşit egemenlikler var. Egemenliklerin türevlerinin bileşkesi gücü biriktiriyor, bir yerlere ikame ediyor. Gücün kim(ler)de olduğu kadar, kolektif olup olmaması da yaşamın rengini, yaşanabilirliğini belirliyor. Egemenlik var; tüm canlı ve cansız varlıklar için yaşamı katlanılamaz kılar. Egemenlik var; yeryüzünü ve üzerindeki her şeyi cennetin yüzüne çevirecek gücü ve kudreti sunar. Marifet doğruyu bulmakta, eğriden yana olmamakta.

Bu haftaki yazıda sizlerle gıda egemenliğini konuşmak istiyorum.

idaegemenlifibugday-202x300

Gıda egemenliğinin en kısa tanımı; insanların tarım ve gıdada iktidarı geri almasıdır. Yani nasıl, ne miktarda üretim yapılacağına, kimin için üretileceğine, neyin tüketileceğine, gıdanın nasıl dağıtılacağına, kendimizin -birlikte- karar vermesidir. Başka bir deyişle, gıda egemenliği, vatandaş olarak gıda ve tarımla ilgili kamu politikalarına demokratik biçimde müdahalede bulunabilmektir. Karar süreçlerinde aktif olarak yer alıp, belirleyici olmaktır, olabilmektir…

Gıda egemenliği, kimi ekonomistler, siyasetçiler ve bazı çevreciler tarafından sadece bir tarımsal üretim modeline indirgenmekte ve öyle anlatılmaktadır. Oysaki üretim modeli önemlidir, ancak gıda egemenliği zincirinin sadece bir halkasıdır. Esas olarak vatandaşların üretimden tüketime, tüm gıda zinciri üzerindeki denetimi geri kazanmalarına verilen addır, gıda egemenliği! Gıda egemenliğinin yerine çoğu kez gıda güvenliği kavramı kullanılır. Bu doğru değil. Çünkü gıda egemenliğinin, gıda güvenliğinden çok farklı yanları var. Halkın (üretici-tüketici) gıdaya erişim hakkını talep etmesi, karar mekanizmalarına etkin ve yetkin biçimde katılması en önemli farkıdır.

 

Halkın katılımıyla

* Biyoçeşitlilik korunur,

* Küresel ısınmaya karşı yerel çözümler desteklenir,

* Bitkisel üretim ile hayvan yetiştiriciliğinin birlikteliği sağlanır. Bu sayede üretim girdisi temin eden şirketlerin üretim üzerindeki egemenliği kırılır,

* Yerel gıda sistemlerine ve dayanışmaya dayalı üretim modellerinin teşvikiyle tarımın oluşturduğu yaşam kültürü yeniden inşa edilir,

* Çiftçiler ürettiği ürünün fiyatını belirlemede etkili -örgütlü- biçimde taraf olması sağlanırsa, üretime devam eder, mesleğini terk etmez,

*  Beslenme hakkı esas alınır, gıda spekülasyonuna son verilir, çokuluslu şirketlerin tarım ve gıda piyasası üzerindeki hegemonyası bertaraf edilir,

* Açlığa karşı mücadelede başarı sağlanır,

* Ekolojik (kimyasalsız) üretim modeline geçilir. Böylelikle toprak ve su korunur, elde edilen ürünler besin bakımından zengin ve sağlıklı olur.

* Toprak gaspı engellenir.

Kısacası; gıda egemenliği toplumun tamamını ilgilendirir. Ortak bir mücadeleyi ve yaşamı örgütleme kapasitesine sahip önemli bir maniveladır.