(Özgür Mumcu / Cumhuriyet – 17 Ağustos 2016)

Darbe girişiminin üzerinden çok vakit geçmeden mesele bir şekilde Gezi’ye bağlanmaya çalışıldı. Memleketin generallerinin yarısı tutuklanmış, yüzlerce vatandaş öldürülmüş, Meclis binası, Aksaray, Polis Özel Harekât binası bombalanmış, Cumhurbaşkanı kendi ifadesiyle on beş dakikayla kurtulmuş. Memleket senelerce iktidar tarafından desteklenmiş bir İslamcı hareketin kurduğu ağ kullanılarak çökertilmekten kurtulmuş.
İnsanın bu denli büyük bir depremden sonra aklına ilk gelen ne olur? Topçu Kışlası mı?
Darbe girişiminden üç gün sonra halka konuşan Cumhurbaşkanı neden“Taksim’deki kışla inşallah isteseler de istemeseler de tarihine uygun olarak o da yapılacak” dedi?
İnsanın böylesine büyük bir darbe tehlikesi atlatıldıktan sonra aklına ilkgelenlerden birinin Gezi Parkı ve Topçu Kışlası olması nasıl izah edilir? Ardından Sayın Kadir Topbaş’ın benzer açıklamalarını da not edelim.
Sayın Erdoğan’ın oğlu Bilal Erdoğan’ın darbe girişiminden yaklaşık yirmi günsonra şu sözlerini de unutmayalım:
Bu Gezi olayının ne olduğunu anlamamız biraz uzun sürdü ama sonunda başkomutanımız ‘Burada bir oyun var’ dedi, bütün milletimizi ikaz etti.”
Memleket uçurumun kenarından dönmüşken bu Topçu Kışlası ısrarı nedendir?
Önceki gün Cumhurbaşkanı’nın eski metin yazarı, AKP milletvekili Aydın Ünal da“tam anlamıyla bir darbe girişimi olan ve tartışmasız şekilde Fethullah Gülen Örgütütarafından yönetilen Gezi olayları” diye yazdı.
Oysa o dönem cemaat yayın organlarının ve Gülen’in neler dediği hafızalarda.
Zaman gazetesi “Provokatörlere suçüstü”, “Çevre duyarlılığı yakıp yıkmaya dönüştü”manşetleriyle çıktı. Gazete, bütün iktidar medyasıyla aynı telden “Demokratiktaleplere can feda” manşetini attı. Gülen ise şöyle demişti: “Karınca istilasıdır bu; sizin yağ çanaklarınıza, bal çanaklarınıza kadar girerler, zehir taşır ve kirletirleroraları; hafife almayın.” Nasıl tasvir etmişti Gezi’ye katılanları: “Çerik-çürük hale gelmiş, enkaz halindeki bir neslin yeniden elden geçirilmesine, restorasyona tabi tutulmasına ihtiyaç var.”
Bu fikri Sayın Erdoğan da paylaşıyordu. Gezi eylemleri sürerken araları limoni olmasına rağmen Türkçe Olimpiyatları’na katılmadı mı? Bununla yetinmeyip olimpiyatlara katılan şakirtlerle Gezicileri şöyle kıyaslamadı mı?
“Sizler bozkırdaki fidan gibi, çölün ortasındaki vaha gibi, kuruyan dudaklarda bir damla su gibi, kararmış dudaklarda bir damla merhamet gibi en zor zamanlarda bize güzeli anlattınız, bize güzeli hatırlattınız. Üç haftadır Türkiye’de birbirinden tabantabana zıt iki fotoğraf var. Bir tarafta taş vardı, sapan vardı, molotofkokteyli vardı. Diğer tarafta Türkçe vardı, türkü vardı, şiir vardı.”
O sene, ertesi sene ve sonraki sene YAŞ toplantılarında darbecilerin çoğunluğu terfi ettirilmedi mi?
Gezi’deki İstanbul Güvenlik Şube Müdürü darbeci bir tankta yakalanıp sonra da intihar etmedi mi?
Darbe girişiminden sonra beliren laiklik talepleri, Gezi’yi de Gülen cemaatine bağlayarak boğulmaya çalışılıyor.
Kusura kalmayın. Siz kandırılmaya müsait olabilirsiniz de herkesi kendiniz gibi bellemeyiniz.
Gezi asırlar önce olmadı. Sizlerin de, “en zor zamanlarda bize güzeli hatırlattınız”diye beraber hareket ettiğiniz cemaatin de pozisyonunu hatırlıyoruz. Unutmaya ya da unutturmaya da niyetimiz yok.
Gülen’le beraber çerik-çürük, enkaz halinde dediğiniz nesil, Altın nesil ile Asım’ın nesli diyerek bu hale düşürdüğünüz bu memleketin gerçek umududur.