(Melis Alphan / Hürriyet – 18 Ağustos 2016)

Kara Atlas belgeseli her yerde gösterilmeli

Zonguldak’ta bir köylü kadın, bir zamanlar bir cennetin ortasında yer alan bahçesinde anlatıyor: “Burası bizim doğamızdı, lahanamızı dikiyorduk, fasulyemizi ekiyorduk. Sonra buraya termik santral yaptılar; artık camımızı açamıyoruz, duşa girdiğimizde madende çalışıyormuşuz gibi su üstümüzden simsiyah akıyor.”

Bursa Orhaneli’deki termik manzarası önünde burada yıllardır mücadele veren biri konuşuyor: “Bursa zaten çarpık sanayileşme nedeniyle kirliydi. Şimdi iyice kirlendi. Bursa artık yeşil bir şehir değil, gri bir şehir.”

Manisa Yırca’da “Ben devlet memuruyum. Türkiye’yi dolaştım” diyen köylü kadın, emekliliğini temiz havada geçirmek üzere köye döndüğünden ama pişman olduğundan söz ediyor; “Termik santral istemiyoruz” diyor.

Sinop Gerze’den Çanakkale Karabiga’ya, İzmir Aliağa’dan Manisa Yırca’ya, Zonguldak’tan Sinop’a, Bartın’dan Şırnak’a, termik santral yapılan ve yapılması planlanan yerleri dolaşmış “Kara Atlas” belgeseli.

Yönetmen Umut Vedat kamerasını köylülere çevirmiş, seslerine ses olmuş; halkın sokak eylemlerine katılmış, onlarla gece nöbetlerinde buluşmuş, protestolarla yaptırılmayan ÇED toplantılarına katılmış; isyanlarını, üzüntülerini, sevinçlerini, kazanımlarını kayıtlara geçirmiş.

“Kara Atlas”ta santrallerin temiz yöntemlerle kuruldukları iddiasından ne kadar uzak olduğu, bulundukları yerlerde su rezervlerinin nasıl tükendiği ortaya konmuş.

Belgeselde, tüm Türkiye’yi dayanışmayla peşine takmış Yırca’nın hikayesine kayda değer bir yer ayrılmış.

Yırca’nın kahraman muhtarı Mustafa Akın’ın, CHP milletvekili Özgür Özel’in insan ve doğadan yana çabasını görmek, o günleri hatırlamak insanın içini ısıtıyor.

Şirketin bir gece ansızın kestirdiği binlerce zeytin ağacından birkaçını köylü kadınların sırtlarında taşıyarak, öldürülmüş evlatlarının cesetlerini yığar gibi valiliğin önüne bıraktıkları anı izlerken insanın gözleri doluyor.

Hepimiz o günleri hatırlasak da, unutmak üzere olduğumuz o kıymetli detayları “Kara Atlas” bize unutturmuyor.

Dahası, benzer mücadeleler Türkiye’nin pek çok yerinde hâlâ veriliyor.

“Kara Atlas”ta Türkiye’nin dört bir yanından köylülerin hemen hepsi benzer şeyler söylüyor:

“Nefes alamıyoruz, hastalanıyoruz, tarım yapamaz hale geldik. Dağımıza, taşımıza, çiçeğimize, böceğimize göz diktiler. Biz toprağımızı, suyumuzu, havamızı savunuyoruz. Bu bizim gelecek nesillere borcumuz.”

Kiminin 3 yaşındaki çocuğunun bile nefesi tıkalı, ancak buhar makinesiyle açılıyor. Kiminin yakını kanser. Kiminin suyu sanayi tesislerinin atıklarıyla zehirlenmiş, sudan içen inekleri ölmüş.

“Kara Atlas” İKSV İstanbul Film Festivali ile Ankara Film Festivali’nde gösterildi. Çanakkale, İzmir, Yırca ve Bursa’da yerel gösterimler oldu. Ekim ortası BİFED Bozcaada Çevre Filmleri Festivali’nde gösterilecek. Ancak yeterli değil.

Bu belgesel İstanbul ve Ankara gibi şehirlerde karşılık beklemeden gösterilmeli. Üniversiteler belgesele ev sahipliği yapmalı.

Bu sayede, yerellerde gerçekleşen mücadele daha fazla kişiye ulaşabilir.