(Cihan Uzunçarşılı Baysal / Açık Radyo, Kentin Tozu – 2 Eylül 2016)

Kentin tozu 2 Eylül tarihli programını dinlemek için tıklayınız

Türkiyede rüzgar gücünden elektrik üretmeye uygun 3 rüzgar koridorundan birine sahip olan İzmir Yarımadası, son senelerde Rüzgar Enerji Santralleri,  diğer adlarıyla rüzgar türbinleri ya da rüzgar gülleri veya kısaca adlandırırsak RES işgali altında. İzmir, %19 ile Türkiye’de en fazla RES yatırımının yapıldığı kent.12bin km2 yüzölçüme sahip kentte 1722km2, yani kentin %15’i işletilen ve işletime açılacak / projelendirilmiş RES alanı.

Türkiye’nin rüzgar haritasına göre, Çeşme Yarımadası ve Karaburun, rüzgar enerjisi ile elektrik üretimi için en ideal bölgelerin başında geliyor. Durum böyle olunca, enerji şirketleri de son yılların popüler kavramları olan temiz enerji, yenilenebilir enerji masum ambalajları altında çekirgeler misali Yarımada’ya üşüşmüşler. Bölgenin ormanları, makilik alanları, endemik flora ve fauna türlerinin habitatları, RES’lere tahsis edilmiş durumda. Ekolojik önemi olan bölgeler, tarım alanları, meralar, sit alanları, turizm bölgeleri fark etmeden ardı ardına RES tahsisatları yapılmakta. Evrensel gazetesinden Özer Akdemir’in 28 Aralık 2015 tarihli haberine[1] göre Çeşme Yarımadası’nda bulunan280 rüzgâr türbininin yanı sıra yenileri de tamamlandığında, bu sayı 490’a ulaşacak. Karaburunda 50 RES bulunmakta ancak  166sının daha izinleri tamam ve bir kısmının inşaatına da başlanmış. Karaburun’un %71’i, Urla’nın %33ü işletilen ve projelendirilmiş RES alanı.

Bu gidişata karşı İzmir’in 5 ilçesi, Çeşme, Seferihisar, Güzelbahçe, Urla ve Karaburun örgütlenerek ‘Yarımada Ortak Yaşam Platformu’ çatısı altında RES’lere karşı hukuki ve fiili mücadeleyi başlatmışlar. 2013ten itibaren de idare mahkemelerinde RES’lere karşı davalar açılmaya başlanmış Yarımada Ortak Yaşam Platformu, ‘’Bu rüzgar türbinlerinin yöremize kurulması çevre ve doğal hayat açısından, ekonomi açısından, sağlık, tarım, ve turizm açısından geri dönüştüremeyeceğimiz hasarlar oluşturacak’’, diyerek; ‘’Gelecekte endemik bitki ve hayvanlarımız; fokumuz, sakızımız, orkidemiz, fokumuz, Mordoğan kartalımız, insanımız ne olacak?” diye soruyor.

Gittik gördük. Çeşme’nin dağı taşı RES olmuş diyebileceğimiz bir tablo ile karşılaştık. Bu gidişat devam ederse, komşu Sakız Adasından bakıldığında yakında RES’den gayri bir şey göremeyeceğiz. Çeşme’nin en turistik bölgelerinden Boyalık Mevkii-Ilıca arasındaki tepelerden RES’ler arsızca kafalarını uzatıyorlar. Denizden bakınca, RES’lerin diplerindeki toprağın nasıl kelleştiğini görebiliyorsunuz. Balık lokantaları ve tertemiz plajları ile ünlü  Dalyanköy’den yukarı çıkarken, karşı yamaç devasa pervanelerce işgal altında. Sadece yerleşim yerleri değil sit alanları da işgal altında. RES’ler, Aydınoğluları’nın  yerleşim yeri ve sit alanı Çeşmeköy-Karatepede, harabelerle iç içe. Yarımada’daki tarım arazileri , zeytinlikler, limon bahçeleri de aynı tehdit altında.

Özer Akdemir’in ilgili haberi ile devam edersek, Karaburun Kent Konseyi Başkanı İpar Buğra Dilli isyanla anlatıyor:“Karaburunda rüzgâr türbinlerinin inşası 2010 sonundan itibaren başladı. Yayla, Tepeboz ve Bozköy köyleri sırtlarında. Çevre Bakanlığı’nın izin verdiği alan, 252 kilometrekare ki bu da, Yarımada’nın % 71i demek (Bu alan  6 firmaya tahsis edilmiş durumda).Karaburunun %13’ünün sarp dağlarla kaplı olduğu göz önüne alındığında,  Bakanlık bu kararıyla Karaburunlulara ‘Yüzde 16lık bir alana sıkışın, yaşayın, turizm, zeytincilik ve hayvancılık yapın diyor’’. Mordoğan’ı da gelecekte büyük felaket beklediğine dikkat çeken İpar Dilli,  ‘’Yeni türbinler, konutların 100 metre yakınına yapılacak. Üstelik bu türbinlerden elde edilecek elektrik, Türkiyenin ihtiyacının 10 binde 4’üne tekabül ediyor!” diyor.

Dillendirilen bir başka şikayet RES’lerin çıkarttığı mekanik gürültü. RESlerin yaşam alanlarına azami mesafesi Avrupa, ABD, Kanadada 1.4 kilometreyken Çeşme ve Karaburunda 400 metreye kadar inmekte. Bakanlık mesafe standardı koymadığı için köylerin, yerleşim alanlarının diplerine kadar uzanan RES’lerin hiç susmayan metal uğultularını dinleyerek yaşamak nasıl bir işkencedir? İşkence ötesi insan sağlığına da ciddi zararları var.Halk Sağlığı uzmanı, Yarımada Ortak Yaşam Platformu temsilcisi Prof. Dr. Zuhal Okuyan’ a göre, nükleer ve termik enerjiye göre daha temiz olarak nitelendirilen rüzgâr enerjisi santralleri yerleş̧im yerlerinin çok yanına ya da içine kurulursa insan sağlığını etkileyebiliyor. ‘’RESlerin gürültüsü 80 desibelin altında ve bu düşük bir ölçüt olsa da sürekli gürültünün insan sağlığına olumsuz etkileri biliniyor’’,  diye uyarıyor Prof. Okuyan. ‘’RES gürültüsünü, fabrika ortamı ya da uçakların geçişi ile kıyaslamamak gerekiyor. Rüzgar türbini sendromu (Wind Turbine Syndrome) denilen ve literatüre geçen yeni bir klinik durumdan söz ediyoruz’’, diye de vurguluyor. Ayrıca, RES’lerin gölge etkilerine de dikkat çekiyor. Şöyle ki, pervanelerin ‘bir var bir yok’  şeklindeki gölgesi, insanları psikolojik olarak etkiliyor. Hayvanların ve bitkilerin de etkilendiği saptanmış. Bir diğer önemli konu da elbette yarattıkları elektro-manyetik alan. Sözün özü, türbinlerin yerleşim yerlerinden uzağa dikilmeleri gerekir.

Ayrıca, bölgedeki diğer canlılar, özellikle arılar ve kuşlar açısından da durum vahim. RES uğultularından arılar kaçıyor, arıcılık ölüyor. Pervaneleri ise kasap satırları misali yöredeki kuşları, yarasaları doğruyor; canlı yaşamı yok ediyor.

Öte yandan, kanat uzunlukları 45-49 metrelik pervaneleri taşıyabilmek için ormanlık alanlarda otoban genişliğinde yollar açılmakta. Urla’da 6 türbin için 1800 ağaç katledilmiş. Yollar genişletilirken binlerce ağaç kesilmekte. Bitkilerin ve hayvanların habitatları da birlikte yok edilmekte. Dahası, dağ, tepe, bayırda vinçler, kamyonlar, şantiyeler yeni pervaneleri dikmek için 24 saat harıl harıl çalışıyor.

Ardı ardına kamulaştırmalar, acele kamuaştırmalar ilan ediliyor, Yarımada’nın  topraklarına RES’ler el koyuyor. Yenilenebilir enerji maskesi altında gasp ve talan devam ediyor. Öte yandan, arazi rantı çok çok yükselmiş bulunan Yarımada’da ve özellikle Çeşme’de bir kısım inşaat şirketlerinin de hukuki mücadeleye dahil olmaları akıllara soru işaretlerini getiriyor. Amaç, Çeşme’yi mi yoksa potansiyel inşaat proje alanlarını mı kurtarmak sorusu zihinlere takılıyor. Bu arada RES patronlarının başta TEMA olmak üzere çevreci vakıflara başkan ve mütevelli heyeti üyesi olarak sızmaları da sorgulanması gereken bir başka durum. Bununla da bitmiyor; RES şirketlerinin hukuki davalarını takip eden avukatlar Çevreci Enerji Derneği (ÇED) adlı bir dernek kuruyorlar. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın damadı günümüz Enerji Bakanı Berat Albayrak’ın, bir dönem CEO’luğunu yaptığı Çalık Holding’in Karaburun’daki Sarpıncık ve Demircili RES’lerine karşı açılan davaları yürüten hukukçuların kurduğu dernek, RES’lere karşı mücadele eden kişi ve örgütleri hedef almak gibi önemli işlere de soyunmuş durumda. Derneğin twitter hesabında Karaburunlu yurttaşların davalarını gönüllü olarak yürüten ÇEHAV ve EGEÇEP avukatları hedefe konurken, EGEÇEP’e de sözlü saldırılar yönelttiği görülüyor.

Kısaca RES mücadelesinde işler karmaşık! Yaşama ve yaşam alanlarına sahip çıkanların temiz mücadelelerinin önünü kesmek üzere uygulanan cambazlıklar epey fazla. At izi it izne karışmış zorlu bir mücadele Yarımada’yı bekliyor.

Hukuki sürece gelirsek,  memleketin artık her yerinde karşımıza çıkan hak arayışlarını yokuşa sürme, hukuku guguk etme sürecine burada da şahit oluyoruz. Konuyla ilgili olarak, Yarımada Ortak Yaşam Platformu kurucu üyesi Avukat Gülşen Korkmaz ile mülakat yaptık ve hukuka bir dokunduk bin ah işittik!

Program Linki: http://acikradyo.com.tr/podcast/147219

Yine Açık Radyo’da yayınlanan ‘Tohumdan Hasada Ekolojik Yaşam ” programı Rüzgar Yaşamdan Yana Essin” ile birlikte dinlemenizi tavsiye ederiz: Dinlemek için tıklayınız