(Mine Söğüt / Cumhuriyet – 7 Eylül 2016)

Ters düştükleri eski dostlarını ve kendi belirledikleri bir milattan sonra onlarla ilişkisini sürdürenleri “piyasadan” temizlemeye ant içtiler.
Bu hızlı ve karanlık temizliğin arasına solcusundan laikine, Kürt’ünden Alevisine kendilerine muhalif olan herkesi katıp meseleyi “oldubitti”ye getirdiler.
Meşum bir cemaati yok ettiklerini öne sürerken onlardan boşalan yere gözümüzün içine baka baka başka cemaatleri yerleştirdiler.
Bu arada kendi konumlarının sorgulanmasına zinhar fırsat vermediler.
Ve nihayetinde şu anda bulundukları zirveye demokrasinin olanaklarını kullanarak yükseldiklerini göğüslerini gere gere söylemekteler.
Ama iktidarı, bulunduğu noktaya taşıyan şey gerçekte belli ki halkın oyları değil, paralel yapının oyunları.
Oyunun en büyük ve güçlü parçası olan iktidar, bugün OHAL bahanesiyle şüphe sosuna buladığı herkesin hayatını altüst etmeyi kendine hak görüyor.
Devleti de ülkeyi de hukuk tanımadan gerçekten babasının çiftliği gibi yönetiyor.
Herhalde her şeyi bizden daha iyi bildiği gibi;
Ülkenin tepesine nasıl çıktığını da bizden daha iyi biliyor.
Düne kadar ortak oldukları eski dostlarının, sınav sorularını çaldığı aşikâr.
Yolsuzluk yaptıkları biliniyor.
Kirli bağlantılar kurdukları kesin.
En kritik noktalara kendi adamlarını getirmeyi becerdikleri tartışılmaz.
Dolayısıyla son yirmi yıl boyunca yapılan bunca seçimde de onların parmağı olmadığını düşünmek mümkün değil.
“Ne istedilerse verdik” dediği bu paralel yapılanmanın en büyük becerisinin, olmadık adamları kendi hedefi için olmayacak yerlere taşımak olduğunu bize delilleriyle canhıraş bizzat gösteren bu iktidar;
Onu, o makama taşıyanın FETÖ yapılanması olduğu şüphesi ve hatta bilgisi bu ülkenin belleğinden uçup gider mi sanıyor?
Belli ki, son yirmi yıldır AKP’li belediye başkanları, milletvekilleri, cumhurbaşkanları mevkilerine asla halkın oylarıyla seçilmediler.
Belli ki hepsi tıpkı bir zamanlar bu ülkenin endişeli aydınlarının anlatmaya çalıştıkları ama kimseye dinletemedikleri gibi, FETÖ marifetiyle bu ülkenin üzerine çöreklendiler.
Ve şimdi de hukukun okları kendi üzerlerine dönmesin diye acele ediyor, ileride utanç mahkemeleri olarak anılacak özel yetkili terör mahkemeleri kurmaya hazırlanıyorlar.
Kendi suçlarına, zorla zaptettikleri hukuktan müteşekkil korkunç bir kalkan oluşturuyorlar.
Devletin en kritik noktalarından sokağın en ücra köşelerine kadar sızan;
Neredeyse çeyrek asırdır akademisyenlerden sanatçılara herkese el atan;
Sporculardan hukukçulara bir yığın insanın kendisinden anlaşılmaz bir saygıyla bahsetmesini sağlayabilecek kadar etkili olan;
Politikacılardan sanayicilere her alanda sayısız insanın yan yana durmaktan düne kadar aptalca gurur duyduğu;
Eteğine yüz sürenlerin önünü açmasıyla ünlü şu meşum paralel yapının üstün becerilerini seçimler sırasında nasıl sergilediğini kanıtlayabilecek herkesi o mahkemelerde susturacaklar;
Bugünkü iktidar lehine yıllardır ne dolaplar çevirdiğini ortaya çıkarabilecek tüm dinamikleri o mahkemelerde engelleyecekler.
İktidar, şu an sendikalardaki tüm muhalif öğretmenleri PKK’li diye damgalıyor;
Üniversitedeki tüm muhalif akademisyenleri FETÖ’cü diye etiketliyor.
Yazarları, çevirmenleri, barış için elini taşın altına sokanları tek tek hapse tıkıyor.
Pasaportlara el koyuyor; insanları rehin alıyor.
İktidar…
Çok büyük, şimdiye kadar yaptığından daha büyük, ülke tarihinde eşi benzeri görülmemiş bir hukuksuzluğa doğru dolu dizgin koşuyor.
O yüzden şu anda hukuk terazisini ele geçirenler ve ülkeyi yönetenler…
Peşine düştükleri herkesten bin kat daha tehlikeli;
Peşine düştükleri herkesten bin kat daha şüpheliler.