Makale

Published on Eylül 16th, 2016 | by Kuzey Ormanları Savunması

Bir mücadeleden öğrenmek: Artvin

(Umut Kocagöz / Karasaban – 16 Eylül 2016)

19 Eylül tarihinde Türkiye’nin en büyük “Çevre ve yaşam hakkı davası” Rize İdare Mahkemesi’nde görülecek. Artvin’in tarihini, çevresini ve kaderini belirleyecek dava, Yeşil Artvin Derneği’nin önülüğünde Artvin halkının çeyrek asırlık mücadelesinin de tarihi bir sınavı olacak.1

Bu davanın bir yandan da 15 Temmuz sonrası Türkiye’sinin nasıl bir hukuksal zeminde yönetileceğinin önemli bir örneği olacağı söylenebilir. Yıllardır hukuk alanında bir çok defa kazanılmış dava, 2016 başındaki mücadele ve ÇED kararlarının değişmesine bağlı olarak yeni bir aşamaya taşınmıştı. Ancak 15 Temmuz sonrası yaşanan süreçte, bu davanın nasıl bir seyir izleyeceği başka bir önem kazandı. Hukukun ve siyasetin yönelimi, bu dava üzerinde de büyük bir etki yaratacaktır.

Elbette ki, hukuk bir kez daha yanlış bir karar verebilir; Artvin halkı bunu yıllarca farklı biçimlerde yaşadı. Verilen karar ne olursa olsun, Artvin halkı mücadelesine devam edecektir.

Kamuyounda maden karşıtı mücadele açısından bir çok yaklaşım geliştirildi. Cerratepe ile ilgili ciddi bir bilinç ve kararlılık oluşturuldu. Mücadelenin “yaşam alanı savunusu”, “çevre tahribatına karşı mücadele”, “hukuk mücadelesi”, “yaşam mücadelesi” gibi farklı söylemleri oluşturuldu. Bu söylemler etrafında farklı araçlar oluşturuldu, farklı aktör tarifleri yapıldı. Çevreciler, ekolojistler, dernekler, platformlar, STK’lar, siyasi partiler vb. aktörler mücadelenin bir parçası olarak konumlandı.

Genel olarak, mücadelenin bir çok farklı görüş ve düşünceden kişiyi bir araya getirmesi, bir direniş üzerinden “halk yaratması”, mücadelenin başarısında çok büyük bir rol oynadı. Çeşitli hükümetler, devletin bölme stratejileri Artvin halkını bölemedi; Türkiye’nin genelinde baş gösteren çıkar temelli çatışmalar, burada çok kısmi kaldı. Bu durum, kimi aktörler tarafından zayıflık veya ilkesizlik olarak değerlendirilse de, esas olarak verilen mücadelenin karakterine bağlı olarak çok güçlü bir dinamiktir. Çünkü üretim ve yaşam alanlarının mücadelesinde temel karakter, kişilerin görüş ve düşüncelerindeki farka göre belirlenemez. Artvin örneğinde de gördüğümüz üzere, mücadele şirketlerin çıkar ve egemenliklerine karşı, halkın çıkar ve egemenliğini örgütlemeye bağlıdır. Bu da uzun erimli, tabandan örgütlenen, birleştirici ve kapsayıcı bir mücadele stratejisine dayanmaktadır.

Bu mücadele stratejisinin farklı örneklerini HES, termik, RES, jeotermal karşıtı mücadelenin bir çoğunda da görme şansı bulduk. Bu strateji temel olarak “taban örgütlenmesi stratejisi” şeklinde ifade edilebilir. Dünyanın bir çok yerinde, özellikle köylü ve çiftçi mücadelelerinde kullanılan bu örgütlenme yöntemi, çiftçilerin ve köylülerin yaşam ve üretim hakkını savundukları, yaşam ve üretim alanlarını savundukları bir çok mücadelenin temel dinamiğidir. Bu örgütlenme stratejisinde, kişilere kimlikleri sorulmaz; ekolojist mi, doğa sever mi, çevreci mi olduğu birincil konu değildir. Taraf oldukları siyasi partiler veya dini inançları da önemli değildir. Önemli olan, kişilerin sosyal gerçekliği olan çiftçiliğin bir sınıf olarak örgütlenmesidir. Çiftçiler, şirketlere karşı kendi özerk örgütlenmelerini oluşturdukları zaman bir halk haline gelirler.

Artvin’deki mücadeleyi başta Artvin halkının mücadelesi yapan şey, Artvin halkının öncelikle Artvin için, sonra da Türkiye ve dünya için Cerattepe’ye sahip çıkma iradesi oldu. Cerattepe’yi, şirketlerin kodlamaya çalıştığı şekilde bir “doğal kaynak” olmaktan çıkardılar ve bir “toplumsal ortak varlık” (müşterek) haline çevirdiler. Bu açıdan, Artvin halkının mücadelesi proje sahibi şirketleri hedef tahtasına yerleştirdi. Bu şirketi kollayan ve koruyan aktörleri (devleti, kolluk güçlerini) kamusal görevini yapmaya davet etti. Hukuku, kamudan yana taraf olmaya, doğayı ve toplumu savunmaya çağırdı. Bunun için Türkiye tarihine geçen bir davanın temel öznesi oldu.

Bu açıdan, Türkiye’nin kırında mevcut olan neoliberal projeye ve yıkıma karşı Artvin maden karşıtı mücadelesi, Türkiye’nin onurudur. Neoliberal projeye, şirket egemenliğine karşı halkın egemenliğinin altını çizer. Gerçek bir halk imkanını sınıf mücadelesi ile açığa çıkarır.

Bugün Artvin halkı ile dayanışmanın üç temel yöntemi bulunmaktadır. 19 Eylül’deki davaya sahip çıkmak, davaya katılmak ve mücadeleyi desteklemek. İkincisi, bu mücadeleyi paylaşmak, yaygınlaştırmak, Türkiye’nin mücadelesi haline getirmek. Sonuncusu ise, Artvin halkından öğrenmek, onların yaptığı gibi, kendi yaşam ve üretim alanlarımız için mücadele etmek; amasız, fakatsız, halkçı bir siyasi proje etrafında şirketlere karşı bir araya gelmek.

19 Eylül davası, ya mevcut hükümetin bir şirket hükümeti olduğu gerçeğini pekiştirecek, ya da Türkiye tarihine Artvin halkının mücadelesinin bir başka onurlu sayfası olarak yazılacak. Ancak ne olursa olsun bu mücadele, Türkiye’de bir başka siyasi projenin, büyük bir direniş içinden filizlenerek mümkün olduğunu göstermeye devam edecektir.

1 Yeşil Artvin Derneği’nin çağrısı için bknz: http://yesilartvindernegi.org/19-eylul-2016da-rize-idare-mahkemesinde/

Tags: , , , , , , , ,


About the Author



Comments are closed.

Back to Top ↑