(Adil Bağcı / Manisa Haber – 19 Eylül 2016)

Türkiye’nin hızla kentleşmesi, tarım arazilerinin sanayi ve enerji üretimi adına yok edilmesi, ülke tarımının dışarıya bağımlı hale gelmesini de hızlandırıyor. Ziraat Odası Başkan İbrahim Demran, konuyla ilgili olarak önemli uyarılarda bulundu. Tarım arazilerinin yok edilmesinin ileride büyük sorunlara yol açacağına işaret eden Demran, doğanın ve tarım arazilerinin korunmasının önemine dikkat çekti. Demran’ın üzerinde durduğu en önemli konulardan biri de, insanların toprakla barıştırılması oldu. Demran belediyelere çağrıda bulunarak, kentte yaşayan insanların tarımla uğraşmaları için alanlar açması çağrısında bulundu.

Kentleşme, tarım arazilerinin üzerine kurulan sanayi ve enerji tesisleri gelecekte bir çok sorunun yaşanmasını da beraberinde getireceği ön görülüyor. Kırsal bölgelerdeki nüfus azalırken kentlerdeki nüfuz ise hızla artıyor. Bundan 20-30 yıl öncesine kadar tarım ülkesi olan ve tarım konusunda kendi kendine yetebilen ülkeler arasında gösterilen Türkiye, artık samanı bire ithal eder duruma geldi. Tarım arazilerinin hızla yok edilmesi ve kırsaldan kente göçün önün geçilememesi önümüzdeki yıllarda Türkiye’nin tarım konusunda daha da büyük sorunlar yaşayacağını gösteriyor.

Ziraat Mühendisleri Odası Başkanı İbrahim Demran, tarım arazilerinin yok edilmesinden, enerji üretiminde izlenen politikalardan maden faaliyetlerinin doğaya verdiği zararlara kadar çok önemli konularda uyarılarda bulundu. Demran, kentleşmeyle birlikte topraktan uzaklaşan insanların tekrar toprakla barıştırılmasının önemine dikkat çekti. Demran, bu konuda belediyelere büyük görevle düştüğüne işaret ederek, belediyelerin insanların tarımla uğraşabileceği alanlar açmasının önemini vurguladı.

“BİZİM TARIM ÜRÜNLERİNDE İHRACATIMIZDAN FAZLA İTHALATIMIZ VAR”
Kamu yararı var denilerek tarım arazilerinin yok edilmesine değinen Demran, “Tarım alanına bir tesis kurulacağı zaman kamu yararı var deniliyor. Bunun kararını Toprak Koruma Kurulu veriyor. Örneğin; ‘jeotermal kurulunca enerji üretilecek, enerjiden halk faydalanacak bunda kamu yararı vardır. Bir yerden yol geçecek yoldan halk faydalanacak bunda kamu yararı vardır. Organize Sanayi için 15 bin dekardan fazla alan verdik. Şu anda Karaali köyü de sanayinin içine giriyor. Bunda da deniyor ki, burada sanayi tesisleri kurulacak, sanayide insanlar çalışacak bunda kamu yararı var’ deniliyor. Şimdi her şeyde kamu yararı var deniliyor. Öncelikle biz enerjiye karşı değiliz. Enerjiyi biz de kullanıyoruz. Ama enerjinin alternatifleri var. İlla jeotermalden elektrik üretmek zorunda değilsiniz. Güneş enerjisinden de üretebilirsiniz. Rüzgar enerjisinden de üretirsiniz. Yarın icat edilecek daha pek çok yoldan enerji üretilebilir. Jeotermalden elektrik üreteceğim diye tarım toprağını yok edersen yarın gıdaya bağımlı hale gelirsin. Türkiye zaten şuanda bile gıdaya dışarıya bağımlı. Bizim tarım ürünlerinde ihracatımızdan fazla ithalatımız var. Mercimeğinden tutun, fasulyesine, buğdayına kadar hatta sap samanına kadar yurt dışında ithal eden bir ülkeyiz artık. Yakın gelecekte savaşların bir çoğu gıda savaşları olacak” diye konuştu.

“SEBZEYİ, MEYVEYİ YETİŞTİREN, MANİSA’NIN İÇİNDE BULUNDUĞU İKLİM”
Tarım arazilerinin korunması gerektiğinin altını çizen Demran, “Türkiye tarım ülkesi deniliyor. Ama buradan arabanıza binin, Kula’yı geçtikten sonra doğa değişiyor. Uşak’ı geçtikten sonra daha da değişiyor. İç Anadolu’ya girdiğinizde kilometrelerce gidiyorsunuz hiç bir meyve bahçesi, hiç bir sebze tarlası göremiyorsunuz. Tek gördüğünüz şey ya buğdaydır ya şeker pancardır. Biraz da patates var. Bunların dışında bir ürün yok. Sebzeyi, meyveyi yetiştiren Manisa’nın içinde bulunduğu iklim. Aydın, Denizli, Muğla, Antalya bunlar. Onun için tarım alanlarının korunması şart. Tarım arazilerinin korunması adına Karaali köyü ile ilgili olarak oranın tarım arazisi olarak kalması için çalışmalar yaptık. Alternatifini de gösterdik. Uzunburun köyünün üstü bomboş duruyor. Manisa’da bir yığın dağlık alanda var. Menemene doğru gittiğinizde dünya kadar dağlık alan var. Dağlık alanlar fazla eğimli olmadığı için tesis kurulmasına da engel değil. Üzerinde bitki bile yok. Ama ovada tesis kurmak kolay, getiriyor dozerini, prefabriğini kuruyor gidiyor. Devlet de izin veriyor. Bu duruma tek karşı çıkan da Ziraat Mühendisleri Odası ve TEMA Vakfı” dedi.

“İNSANIN ÖNCE KARNINI DOYURMASI LAZIM”
Ağaç katliamı ve madenler konusu üzerinde de duran Demran, “Kamu yararı beslenmede mi var? Yoksa sanayide, enerjide mi var? Evet onlarda da kamu yararı var. Ama aç olan bir insan, işi olsa da çalışamaz. Ya da aç olan bir insan, enerji olsa da enerjiden faydalanamaz. İnsanın önce karnını doyurması lazım. Düne kadar Türkiye’de enerji hidroelektrikten, termik santrallerden üretiliyordu. Bugün rüzgar enerjisi var. Almanya gibi güneşi pek fazla görmeyen bir ülkede enerjinin yarıdan fazlası güneş enerjisinden üretiliyor. Ayrıca madenler konusu var. Hem halk sağlığını, hem de toprak korumayı ilgilendiren, Çaldağı’nda nikel madeni Manisa ovasının tam ortası, insanların yaşam alanı. Tonlarca siyanür kullanılarak oradan nikel elde edilecek. 15-20 yılda bilmem kaç milyar dolar para kazanılacak deniyor. Manisa’da tarım ürünlerinden yılda 3-4 milyar kazanılıyor. Üzümünden ayrı, mısırından ayrı, incirinden ayrı, kirazından ayrı kazanılıyor. Kaldı ki, Çaldağı’nda kullanılacak hidrojen sülfür sadece o bölgeyi ilgilendirmiyor. Asit yağmuru olarak Ege Bölgesi’ne hatta daha uzaklara bile inebiliyor. Biliyorsunuz Yırca’da 3-5 ağaç kesildi ne olacak denildi. Bitkilerde insan gibidir. Bir insanı öldürdükten sonra yerine 10 tane çocuk yaparak yaptığınız hatayı telafi edemezsiniz. Bugünlerde hep aynı şey söyleniyor. Orada 100 tane ağaç kestik, yerine 1 milyon tane ağaç diktik. Hayır, o ağaç orada değerlidir. O evlattır, candır. Bir ağacı kesip yerine 10 tane ağaç dikerek işlediğiniz günahı affettiremezsiniz. Bunlar sadece kendi kendini ve milleti aldatmaktır. Onun ötesinde hiç bir şey değil. Çünkü o ağaç oranın bitkisiydi. Başka yere diktiğiniz ağaç, oranın bozduğunuz ekolojisini düzeltmez. Oraya bir faydası yok. Hele hele zeytin için bu hiç mümkün değil. Zeytinin Türkiye’de yetişebileceği anal bellidir. Türkiye topraklarının ancak yüzde 10’nunda zeytin yetiştirtebiliyor. Zeytini buralarda yetiştirebilirsin çünkü iklim izin vermiyor. Zeytin eksi 8 derecede donar. Uşak’ta, Afyon’da zeytin yetiştiremezsiniz” şeklinde konuştu.

“İNSANLARIN AYAĞININ TOPRAĞA DEĞMESİ GEREK”
İnsanların tarımla uğraşmasının önemini vurgulayan Demran, “Manisa’da yapılması gereken bir şey daha var. Çocuklarla, gençlerle, insanlarla tarımı barıştırmak için belediyeler küçük parseller halinde üretim alanları açmalıdır. Küçük bahçeler 100-150 metre kare kendi evinin ihtiyacını görecek kadar parselleri üretmelidirler. Buralarda tarıma ilgi duyan, bitki yetiştirmeye ilgi duyan insanlar kendi domatesini, biberini, patlıcanını çocuklarıyla birlikte yetiştirmelidir. Çocuklar bu bitkilerin nasıl yetiştirildiğini o alanlarda görmeli. Bu alanlar Muradiye’de, Güzelköy’de ya da Çobanisa’da açılabilir. Belediyelerin bunu yapması gerek. Toprakla insanı yeniden barıştırması lazım. Yani insanların ayağının toprağa değmesi gerek. Bu insanların toprağa olan saygısını artırır. Bunun örnekleri Ankara’da, Bursa’da var. Manisa’nın da böyle bir çalışmaya ihtiyacı var. Çok yakınımızda Ege Üniversitesi’nde var” diye konuştu.