(Çeviri: 350 Türkiye – 21 Eylül 2016 / Orijinal: John Widal & Owen Bowcott / The Guardian – 15 Eylül 2016)

Fotoğraf: Omar Havana/Getty Images

Uluslararası Ceza Mahkemesi’nin (UCM) görev alanını genişletme kararını takiben, UCM tarafından devlet ve kişiler hakkında, çevre yıkımı ve toprak gasbında bulunarak insanlığa karşı suç işledikleri gerekçesiyle kovuşturma açılabilecek. Türkiye henüz Roma Statüsü’ne dahil olmadığı için bu tür başvurularda UCM yolu açık değil (*).

Birleşmiş Milletler tarafından desteklenen ve Hollanda’nın Lahey kentinde yer alan mahkeme, 2002 yılındaki kuruluşundan beri çoğunlukla soykırım ve savaş suçları vakalarında karar mercii olarak görev yaptı. Mahkeme, genellikle barış zamanlarında gerçekleşen önemli çevre ve kültür suçlarını soruşturmada ayak sürümesi nedeniyle eleştiriliyordu.

UCM, Perşembe günü, odak noktasındaki bu yeni değişiklikle ilgili olarak, “çevre yıkımı”, “doğal kaynakların sömürüsü” ve toprağa “yasa dışı el konulması” ile sonuçlanan suçları da önceliklendireceğini açıkladı. Açıklamada ayrıca toprak gasbına açıkça gönderme yapıldı.

Fonları devletler tarafından sağlanan ve en son başvuru mercii mahkeme olarak kabul edilen UCM, geleneksel olarak yargılamaları yetersiz derecede yapılmış birçok suçun kovuşturmasını üstleneceğini belirtti.

UCM,  yargı yetki alanını resmi olarak genişletmiyor. Ancak, yargılama alanı insanlığa karşı işlenen suçlar olan mahkeme, artık ilgili kapsamdaki hukuk ihlallerin değerlendirmesini daha geniş bir bağlamda yapacağını söylüyor.

UCM tarafından yayımlanan vaka seçimi ve önceliklendirme politika belgesinde beyan edildiğine göre: “[Savcılık] makamı, diğerlerinin yanında, çevre yıkımı, doğal kaynakların yasadışı sömürüsü ve topraktan yasa dışı mülksüzleştirme suretiyle işlenen veya bunlar ile sonuçlanan Roma Statüsü suçları hakkında kovuşturma açmayı özellikle göz önünde bulunduracaktır.”

Toprak gasbı, ulusal ve yerel hükümetlerin son 10 yıldır özel şirketlere yüz binlerce dönüm toprağı tahsis etmesiyle, dünyanın her tarafında gittikçe daha da fazla hak ihlalinin görüldüğü bir alan olarak ön plana çıkıyor.

Global Witness (Küresel Tanık) isimli sivil toplum örgütündeki yolsuzluk karşıtı kampanyacılar, bu durumun çok sayıda zorla tahliyeye, yerel halkların kültürel soykırıma uğramasına, beslenme yetersizliğine ve çevre yıkımına yol açtığını söylüyorlar.

Global Witness danışmanlarından Alice Harrison, “Toprak gasbı sivillere olan olumsuz etkileri göz önünde bulundurulduğunda savaştan daha az zararlı değil” dedi. “Bugünkü açıklama, şirket yöneticileri ve yatırımcılara çevrenin artık üzerinde at koşturacakları bir alan olmadığı yönünde bir uyarı niteliğinde.”

“Toprak gasbı ve çevre yıkımının korkunç etkileri, ceza hukukunun en yüksek mercii tarafından kabul edilmiştir. Artık özel sektör aktörleri, yasa dışı olarak toprağa zorla el konulması, yağmur ormanlarının yok edilmesi veya su kaynaklarının zehirlenmesinde oynadıkları roller nedeniyle yargılanabilecekler.”

Uluslararası avukatlar, öncelikli davaların toprak gasbını içerecek şekilde genişletilmesinin, barış zamanında ve kâr uğruna yapılan kitlesel insan hakları ihlallerinin, geleneksel savaş suçları kadar ciddi olabileceğinin tanınması anlamına geldiğini söyledi.

Uluslararası bir ceza hukuku firması olan Global Diligence (Küresel Tedbir) ortaklarından Richards Rogers’a göre “Bu durum toprak gasbını tek başına bir suç hâline getirmeyecek. Ancak artık toprak gasbının doğurduğu kitlesel zorla tahliyeler hakkında insanlığa karşı işlenen suç iddiasıyla yargı yoluyla incelemede bulunulabilir.”

Rogers, ayrıca UCM’de 10 Kamboçyalı adına, Kamboçya hükümeti ve askeriyeyi de içerecek şekilde ülkeyi yöneten seçkin kesimin, 2002 yılından beri servet ve güç peşinde toprak gasbı yaptıkları ve 350.000’e dayanan sayıda kişiyi zorla tahliye ederek kitlesel hak ihlallerinde bulundukları savıyla bir dava başlattı.

Rogers, “Kamboçya UCM’nin bu yeni odağına dair mükemmel bir örnek. Yeni kriterlere uyuyor.” dedi.

Rogers, yeni odağın, belli ülkelerdeki iktisadi faaliyetlerin gerçekleştirilme biçiminin rotasını değiştirmekte etkili olacağını tahmin ediyor. “[Bazı] bölgelerde yatırım yapmak isteyen şirketler, insanlığa karşı işlenen suçlara dahil olma riskini göze alıyor. Toprak gasbıyla mücadele, ayrıca, ormansızlaşmanın sıklıkla toprak gasbının sonucu olarak ortaya çıkmasından dolayı, iklim değişikliğinin bazı nedenleriyle mücadeleye yardımcı olacak.

Rogers, yeni UCM odağının iklim değişikliğine dair ceza davalarının gerçekleşmesine de olanak tanıyabileceğini söyledi. Bunun nedeni, karbondioksit salımlarının büyük bir oranının, yasa dışı toprak gasbının bir sonucu olarak gerçekleşen ormansızlaşmayla ortaya çıkması.

UCM, Roma Statüsü’nü imzalayan 139 ülkeden herhangi birinde suç meydana gelirse, eğer suçun faili bu ülkelerden birisinin vatandaşı ise veya BM güvenlik konseyi UCM’ye bir vaka havale ederse harekete geçebiliyor. Bunun için işlenen suçların Roma Statüsü’nün yürürlüğe girdiği 1 Temmuz 2002 tarihinden sonra gerçekleşmiş olması gerekiyor.

Politika dökümanını düzenleyen UCM çalışma grubunun üyelerinden Reinhold Gallmetzer, “Yargı yetkimizi suçların işlendiği geniş bağlama bakarak uyguluyoruz” diyor. “Odağımızı, halihazırda yargı yetkimizde bulunan, Roma Statüsü’ndeki suçları kapsayacak şekilde genişletiyoruz.”

“İnsanların zorla nakli zaten insanlığa karşı işlenmiş bir suç olarak değerlendirilebilir. Bu nedenle eğer bu suç toprak gasbıyla işleniyorsa -ister sonuç ister öncü olsun- bu durum yargı yetkimize dahil edilebilir.”

UCM belgesi, ayrıca, silah kaçakçılığı, insan kaçakçılığı, terörizm ve mâlî suçlar gibi diğer suçları da listeliyor ve tekil devletlere ulusal kovuşturmalar icra etmeleri için daha fazla yardım sunmayı amaçlıyor.

 

(*) Türkiye’nin UCM nezdindeki durumu hakkında bilgiye Dışişleri Bakanlığı web sitesinin ilgili sayfasından ulaşabilirsiniz:
http://www.mfa.gov.tr/uluslararasi-ceza-divani-ve-turkiye.tr.mfa