Okuma süresi: 2 dakika

(Abdullah Aysu / Karasaban – 17 Ekim 2016)

Nüfusumuz hızla artıyor. Bir yandan göçler diğer yandan yapılaşma, sanayileşme, maden ve enerji şirketleri tarım arazilerini geri dönüşü olmayacak biçimde yok ediyor. Tarım alanları daralıyor. 1995-2013 döneminde toplam tarım alanları yüzde 11,3 azaldı. 26,83 milyon hektar olan arazi miktarımız 23,81 milyon hektara geriledi. Son 35 yılda 4,6 milyon hektar araziyi yapılaşmayla kaybettik. Bu, Trakya’nın tamamından daha büyük bir alan! *

Bakan açıkladı; “Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığımız başta olmak üzere bakanlıklar çalışmalarını yapıyor. Topraklarımızı geleceğimiz olarak görüyoruz. Yeni bir uygulamaya daha geçiyoruz. 6,5 milyar hektar büyüklüğündeki ovamızı tarımsal sit alanı ilan ediyoruz”.

Birincisi, atı alan Üsküdar’ı geçti. Ha “zararın neresinden dönersek kârdır” deniyorsa eyvallah!

İkincisi, arazilerin sit alanı ilan edilmesi, tarlaları korumaya yetmiyor. Hükümetinizin şirketler için icad ettiği “kamu yararı” gibi sihirli iki kelime var ki, ne önünde ne karşısında durulabiliniyor. Önce buna bir çare?

Üçüncüsü, tarım arazileri sit alanı ilan edilerek değil, toprakların vasıflarına göre sınıflanır ve korunur. Dokundurulmaz.

Dördüncüsü, 6,5 milyon hektar araziyi sit alanı kalkanınızla varsayalım ki korudunuz. Türkiye’deki tarım arazisi 6,5 milyon hektar araziden daha fazla 20 milyon hektarın üzerinde. Diğer araziler sermayenin yolgeçen hanı, destursuz at koşturma alanı mı olacak?

Çiftçi ekmekten vazgeçiyor

Bir başka sorun da, son on yılda çiftçilerin Belçika büyüklüğünde bir tarım arazisini ekmekten vazgeçmesidir. Yani son on yılda tarım arazileri 27 milyon hektar küçüldü. (ZMO-İstanbul Şube)

Çiftçilerin neden üretmekten vazgeçtiğini araştırıp, çare bulması gereken Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı (GTHB). GTHB, nerede yanlış yaptık, politikalarımızın neresinde düzeltme yaparsak çiftçiler tekrar ekebilir diye düşünmeli..

Düşünmüyor. Kestirmeden gidiyor.

Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanı Faruk Çelik, “Tapulu bir yeriniz var ama ekmiyorsunuz. O zaman 79 milyonun hukukuyla oynanmış oluyor. Biz kamu adına burayı ekerek, kira bedelini hesabınıza yatıracağız.” diyor. Bakan bu konuşmasıyla toprağını ekemeyen çiftçileri suçluyor. Sanki tarım politikalarını çiftçiler belirliyormuş gibi.

Bu konuda yasal düzenleme yapacaklarını ifade eden Çelik, “Diyelim ki belirli bir ölçeğin üzerinde tapulu bir yeriniz var. Ama ekmiyorsunuz. İhtilaf, miras tartışmalarından dolayı. Veya başka nedenlerden dolayı araziyi atıl hale getirmişsiniz. Bu öncelikli 79 milyonun malıdır, kamu menfaati için bu arazinin tapusu sizde. Eğer buradan üretim elde edilmeyecekse o zaman 79 milyonun hukukuyla oynanmış oluyor. Biz kamu adına burasını ekmiyorsanız, sizin adınıza ekerek, kira bedelini bankada hesabınıza yatıracağız” diyor.

Bu karar yanlış, yanlış olduğu kadar da yararsız. Çünkü çiftçilerin arazilerini ekememelerinin nedeni, bakanın açıkladığı gibi ihtilaf, miras tartışması değil. Benim görüştüğüm çiftçiler, “üretim maliyetleri yüksek. Ürün fiyatları düşük belirleniyor, zarar ediyoruz, bunun için ekemiyoruz/ekmiyoruz” diyorlar.

Birkaç söz

Yukarıdan keserek, biçerek “gasp” ederiz, diyerek dedikleriniz yapılır, yapılmasına ama zararı yararından fazla olur. Ayrıca arazi sınıflamasını esas almayan -tarım gerçeklerine uymayan- sit türü politikalarla eski köye yeni adet getirmek, tarım kültürüne aykırı kaçar. Tutmaz.

Bu dediklerinizi elbette yaparsınız. Yapmazsınız demiyorum. Çünkü mühür kimdeyse sultan da odur. Ancak toprak, açlık ve tokluk, kıyametin kopma kavşağıdır. Biline!

Çiftçilere “gözünüzü toprak doyursun” demişti sizden önceki bir bakan. Ben. çıkarlarını her şeyin üzerinde gördüğünüz sermayenin, gözü toprağa doysun artık diyorum. Çünkü toprak geri gelmezlik sürecine çoktan girdi.

  • TZOB