Okuma süresi: 6 dakika

(Pınar Demircan / Yeşil Gazete – 17 Ekim 2016)

9-13 Ekim tarihlerinde İstanbul’da Uluslararası Enerji  Kongresi gerçekleştirildi. Ülkenin her köşesinde merkezi olsun yerel olsun, her tür etkinlik (Aşure etkinlikleri bile)  yasaklanırken dünya çapında bir kongreye ev sahipliği yaptık. Kongrenin öne çıkan mesajı ana akım medyada nükleer enerjiyi olumlayan haberlerin dolaşması oldu. Zira ana teması “Yeni Ufukları Kucaklamak, yenilikçi bir kavram ve içerik vadetmek” olan, reklamlarında da yenilenebilir enerji kaynakları olarak bilinen güneş ve rüzgar santral figürünün bol miktarda  kullanıldığı kongre hakkında  ana akım  medyada çıkan haberlerin yine  nükleer enerjiyi savunan  politikalarla  dolu olduğunu gördük.

Yenilenebilir reklam ambalajının altında kamuoyuna sürekli nükleer imajı satılmaya çalışıldı.   Akkuyu Nükleer Santrali’nin Rusya ayağını oluşturan Rusya Devlet Nükleer Enerji Kurumu (Rosatom) Genel Müdür Yardımcısı Kirill Komarov ile  Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı (IAEA) Başkanı Yukiya Amano’nun ana akım medyada manşetlerden verilen beyanları bu hissiyatımı doğrular şekildeydi: Komarov’un, nükleerin artık dünya gerçeği olduğunu hatta Birleşmiş Milletler’in Aralık ayında Paris’te düzenlediği İklim Konferansı’nda nükleer enerjinin “yeşil enerji” kategorisine alınmasının istendiği yazıyor, Amano’nun da nükleer enerjiyi kullanmadan iklim değişikliğiyle mücadelenin mümkün olmayacağını, nükleer enerji kullanımıyla emisyonların kontrol altına alınacağını dolayısıyla iklim değişikliğiyle mücadelenin ancak bu şekilde sağlanacağını savunduğu görüşlerine yer veriyor, nükleer enerji kullanımının giderek arttığı yalanlarını yayıyordu.  Nükleer santraller mevzu olduğunda Türkiye’li bürokratlardan  gelen açıklamalar da farklı değil. Zaten  nükleer santrale hep muhtacız ve iklim değişikliğini o kadar ama o kadar çok önemsiyoruz ki  termik santral bile açmıyoruz(!)*.

Hal böyle olunca bu yazımı nükleer enerji ile  yenilenebilir enerjiler arasındaki farkı ortaya koyma çabası taşıyan bir değerlendirme olarak kabul edebilirsiniz.  Hiç bir dayanağı olmadan sarfedilen “nükleer enerjiden vazgeçilemeyeceğine dair iddialar”ın karşısına ise özellikle bilimsel bir çalışma olan 2016 Nükleer Enerji Durum Raporunu** çıkaracağım. (Raporun kendisine  şuradan ulaşabilirsiniz). Bakalım gerçek durum bize ne söylüyor? Ek olarak Nükleer enerjinin neden yenilenebilir enrji olmadığına/olamayacağına dair değerlendirmemi  raporu hazırlayan ekibin lideri de olan Nükleer enerji uzmanı Mycle Schneider’ın direkt görüşlerini paylaşarak tamamlayacağım.

Son yıllarda, Dünya Nükleer Enerji Raporu, nükleer enerji yatırımlarının  yerini yenilenebilir enerji yatırımlarının almasıyla artık “Yenilenebilir enerji  raporu” adını almayı hak ediyor, zira 2015 rakamları, yenilenebilir enerji olan rüzgar ve güneş yatırımlarından elde edilen elektrik enerjisinin nükleer santral yatırımlarından elde edilen elektrik  enerjisinin iki katını sağladığını gösteriyor. Örneğin  Brezilya, Çin, Hindistan, Japonya ve Hollanda bugün nükleer santrallerden ürettikleri enerjinin daha çoğunu rüzgar enerjisinden elde ediyor.

Rapora göre  2015 yılında başlatılmış olan toplam 8  nükleer santral inşaatının 6’sı Çin’de, diğer ikisinden biri Pakistan’da diğeri de Arap Emirlikleri’nde. Bununla birlikte nükleer santral kurma hazırlığı içinde olan 9 ülke yer var: Bangladeş, Mısır, Ürdün, Polonya,Suudi Arabistan, Vietnam, Şili, Litvanya ve Türkiye ki bu ülkelerde nükleer santral  projelere ait inşaatların başlamasında ciddi gecikmeler yaşanırken Endonezya daha sürdürülebilir bir gelecek için nükleer programdan çıkmayı tercih etmiş bulunuyor.  Reaktör inşa etme safhasında olan Beyaz Rusya  ve Birleşik Arap Emirliklerinde ise santralin kurulması hakkında bilgi kamuoyuyla paylaşılmıyor.

2014/2015 yıllarında ülkelere göre nükleer enerjiden elektrik üretimi”>nukleer-ulkelere-gore

2014/2015 yıllarında ülkelere göre nükleer enerjiden elektrik üretimi

2015 yılı içinde dünya genelinde  Çin’de 10 reaktör faaliyete geçirildiği için  nükleer enerji üretiminde  %1,3’lük bir artış görülüyor ki bunların da inşaatları Fukuşima felaketinden önce başlatılmış. Bununla birlikte Çin 2015 yılında yenilenebilir enerji için 100 milyar dolar harcarken 6 reaktör kurma planı için öngördüğü  maliyet 18 milyar dolar.  Bu şekliyle Çin etkisi nükleer enerjiden elde edilen elektrk payını dünya genelinde yalnızca %1,3 arttırırken rüzgar enerjisi%17 , güneş %33 büyümüş durumda .

 

Dünya genelinde nükleer santraller (Çin’deki nükleer santraller turuncuyla işaretlenmiştir)”>cin-nukleer

Dünya genelinde nükleer santraller (Çin’deki nükleer santraller turuncuyla işaretlenmiştir)

Kapatmalar ve gecikmeler

Rapor Japonya, İsveç, İsviçre, Tayvan ve ABD’de 8 reaktörün öngörülen tarihten önce kapatıldığına, Kaliforniya ve Tayvan’da nükleerden çıkış kararı alındığını, nükleer santral kurma planları olan 14 ülkenin 9’unda  projelerin  birkaç yıl ötelendiğine, Çin’de inşaat halindeki 21 reaktörün en az 10’unda plandaki tarihe göre  gecikme olduğuna ve Şili’ nin nükleer planını askıya alırken Endonezya’nın da nükleer planını terk ettiğine  dikkat çekiyor.

Sinop’a talip AREVA’nın durumu

Raporda Sinop’ta planlanan nükleer santralin reaktörlerini inşa etmesi öngörülen AREVA’nın ekonomik durumu hakkında da bilgi var. Buna göre Areva, son 5 yıl içinde 11 milyar dolar zarar etmiş bulunuyor. Fransız hükümeti 5,6 milyar dolarlık bir kurtarma paketi uygulayarak şirketin hisselerini %95 düşük değerden  satın aldı,  Hinkley Point nükleer santrali için Çin şirketi CGN gibi taraflardan biri olan  EDF ise 41,5 milyar dolar borçla uğraşıyor, derecesi düşürüldü ve hisseleri 2015 yılında  %60 değer kaybetti.

Paris Anlaşması “Yenilenebilir enerji” diyor

Rapor İklim değişikliğine bağlı olarak imzalanan Paris Anlaşması’nın yenilenebilir enerji yatırımlarını hızlandırdığını söylüyor. Buna göre Paris Anlaşmasını imzalayan ülkelerden 162’si  belirlenen amaçları kabul eden ülkeler olurken içinde Türkiye’nin de bulunduğu 11 ülke nükleer santral kurma planları yapıyor ve  bu ülkelerin 6’sı nükleer kullanımlarını arttıracağını açıklamış bulunuyor. Fakat ağırlık yine de  tercihlerini yenilenebilir enerjiden yana kullananlarda:  144 ülke yenilenebilir enerji kullanacağını taahut ederken 111 ülke yenilenebilir enerji kullanacağını taahut etmiş veya kullanımlarını arttıracağına söz vermiş bulunuyor.

Bugünkü nükleer santral yatırımları Rusya teknolojisine bağlı!

Rapor, Dünya genelinde kurulu bulunan nükler santraller 30-40 yaşını doldururken yeni Nükleer santral kurma planlarının Rusya’nın teknolojisine bağlı olduğunun ve yatırımcı şirketlerin çoğunun da Rusya meneşeili olduğunun altını çiziyor. Dolayısıyla Rusya’daki ekonomik dertler,  benzin fiyatlarındaki düşme ve süregelen ekonomik ambargoya bağlı problemler Rusya tarafından yönetilen projelerde gecikme olacağına, kesintiye uğrayacağına işaret ediyor.

Dünyadaki nükler santrallerin yaş dağılımı”>cin

Dünyadaki nükler santrallerin yaş dağılımı

 

Nükleer enerji neden yenilenebilir enerji değildir?

Rapora göre bir tarafta nükleer santrallerin yüksek inşaat maliyetleri diğer tarafta  yenilenebilir enerji olan güneş ve rüzgar enerji santrallerinin hızlı ve sürekli düşen maliyetleri söz konusuyken,  ilaveten  2015 Paris Konferansı’nda karbon salımı azaltma kararları alınmışken çoğu ülkenin yatırım eğilimlerinin güneş ve rüzgar santrallerinden yana olduğu görülüyor. Hatta Brezilya, Çin, Almanya, Japonya ve İngiltere gibi  Nükleer enerji santrallerine sahip olan ülkeler veya olmayı planlayan ülkeler de yenilenebilir enerji yatırımlarını arttırma eğilimi gösteriyor . Bununla beraber önümüzdeki on yılda, nükleer santrali bulunmayan Birleşmiş Milletler üyesi 163 ülkede yenilenebilir enerji  hızlı ilerleme gösterecek ve bu teknolojilerin kullanımıyla ekonomide sağlanan gelişmeler  nükleer enerjiyi tamamen dışarda bırakacak.

a

2016 Dünya Nükleer Enerji Durum Raporu’ndan paylaştığım kısımlarla yeterince açıklanmış olduğunu düşünsem de nükleer enerjinin  neden yenilenebilir enerji olmayacağını raporu yazan ekibin lideri Mycle Schneider’ın kelimeleriyle de aktarmak isterim:
Yenilenebilir enerjinin diğer bir nosyonu da çevreye ve iklime olumsuz etkisinin, negatif dışsallığının nükleer, fosil yakıtlara göre daha öngörülebilir ve sınırlı olmasıdır. Nükleer lobi uzun süre nükleer enerjinin de negatif dışsallığı olmadığını iddia etmiştir, hala da etmektedir. Fakat gelin meseleye farklı enerji kaynakları açısından kendimize şu soruyu sorarak bakalım: 1 Lira/Dolar/ Avro’ya ben ne kadar emisyonu ne kadar kısa sürede azaltabilirim?Aslında yeni nükleer santraller tam bir iklim düşmanıdır.  Hem pahalıdır  hem de iklim değişikliğini önlemede en yavaş araç sayılabilir. Çok net bir örneği en son imzalanan Hinkley Point C Nükleer santrali teşkil ediyor. 2015 yılında İngiltere yenilenebilir enerji yatırımlarına 22 milyar dolar kullandı. Yenilenebilir enerjiden elektirik üretimi sadece 2015 yılında 29 milyar kilovat saate çıktı ki bu miktar Hinkley nükleer santralinin 10 yılda üreteceği enerjiye denktir. Ne derseniz deyin nükleer enerji çok pahalıdır ve yenilenebilir enerjiyle rekabet edemeyecek kadar da hantaldır, yenilmeye mahkumdur.”“Herşeyden önce şunu atlamayalım ki “yenilenebilir enerji” mantığı  enerjiyi üreten makinenin “sonlu bir ham madde” kullanmıyor oluşuna temellenmektedir. Nükleer enerji üretmek için gerekli olan ham madde ise uranyumdur ve uranyum tükenebilir, sonlu bir ham maddedir dolayısıyla petrolden, kömürden, gazdan farklı değildir. Yenilenebilir enerji adı verilen güneş, rüzgar ve jeotermal gibi enerjiler ise sonlu olmayan kaynaklarla üretilir. Yenilenebilir enerji türevi olarak adı geçen biogazın ise durumu farklıdır, elde edilecek enerji ürünün hasat miktarına bağlıdır.

Şüphesiz Schneider’ın verdiği örneklere  başka ilaveler de yapılabilir.  Mesela nükleer santraller özel cihazlarla ölçüm yapılmadıkça  tespit edilemeyen radyoaktif partiküller yayar, denizden aldığı soğutma suyunu haşlak şekilde geri vermesiyle  deniz suyunun en az  2 derece  ısınmasına yol açar ki bu  küresel ısınmayı arttıracak bir etkidir. Bu açıklamalara  rağmen çevrenizde yine de bacasından su buharı çıkaran görünümü ile nükleer enerjinin “yeşil” olduğuna inanan ve/veya başkalarını inandırmak isteyenler mi görüyor, duyuyorsunuz? O zaman nükleer santrallerin planlanandan uzun süren inşaat sürecinde  kullanılan çimento miktarının, santralde üretilecek enerjinin ham maddesi olan uranyumun çıkartılması ve sevkiyatı aşamalarında sarf edilen yüksek miktarda fosil yakıtın anlatılması caydırıcı olabilir. Yine mi başaramadınız? O zaman lütfen Çernobil felaketinin üstünden 30 yıl geçmesine rağmen 6 milyon insanın yaşadığı yerlerin hala yüksek radyoaktivite barındırdığını ve önümüzdeki 50 yıl içinde radyoaktivite kaynaklı  40 bin ilave kanser vakasının olacağını,  Fukuşima felaketinin 5. Yılında çocukluk çağı tiroit kanseri vakalarının Japonya ortalamalarının 50 kat üstünde olduğunu anlatın. Belki o zaman nükler enerjinin bırakın yenilenebilir enerji sayılamayacağını, nükleerin bugün ve gelecekteki yaşamı bile bitiren bir enerji olduğunu anlayabilirler.

 

* Bu konuda TEMA Vakfının yaptığı açıklama ise  termik santral kaynaklı  hava kirliliğinin son 13 yılda 2,4 milyon hektar tarım arazisinin bile  kaybedilmesine yol açtığıyönünde.        Kaynak: http://www.hurriyet.com.tr/turkiyenin-tarim-alanlari-karariyor-40248680

** Her yıl yayımlanan Dünya Nükleer Endüstrisi Durum Raporu  Paris’te uluslararası bağımsız enerji danışmanlığını icra eden Mycle Schneider’ın,  ekibiyle birlikte 23 yıldır hazırlayıp dünya ile paylaştığı rapordur, adını veren yıldan bir önceki yılın verileri kullanılarak hazırlanır. Kısa adı World Nuclear Status Industry Report (WNSIR) olan rapor, mevcut nükleer tesislerin ve yeni kurulması planlanan potansiyel santrallerin durumu ve proje gelişimlerine dair bilgileri ve ek olarak meydana gelişleri itibariyle her yıl etkisi değişebilen 1986 Çernobil Nükleer Faciası ile 2011 yılında meydana gelen Fukuşima Nükleer Felaketinin sonuçlarına da değiniyor.