(Demet Yılan / Sendika.org – 5 Kasım 2016)

7 Kasım günü Ankara’da tarihi bir dava görülecek. Bu dava bizim ve bu davanın bir tarafında eşitlikten, özgürlükten, barıştan yana olan bizler diğer tarafında memleketi cihatçı yuvası haline getiren, 100 canımızı katleden, yaralılarımıza gaz bombalarıyla saldıran, kanımızdan oy devşiren, yasımızı dahi yasaklayan Saray iktidarı var

10 Ekim Ankara Katliamı’nın üzerinden bir yıldan fazla zaman geçti. Bu süre içerisinde katliamı organize edenlerin birer birer şaibeli operasyonlarda ölmesine ve dolayısıyla delillerin sümenaltı edilmesine ve kamu görevlileri hakkında yapılan suç duyurularının reddedilmesine tanık olduk. 10 Ekim’in yıldönümünde Ankara Garı önünde karşımızda katliam günü yaralılarımızın üzerine gaz bombaları atan katilleri bulduk. Üstelik geçen bir yıl içerisinde katiamlar da son bulmadı. IŞİD’i besleyip büyüten Saray iktidarı Atatürk Havalimanı’nda, İstiklal Caddesi’nde, Antep’te onlarca insanımızın can vermesine sebep oldu. Katliamlarla, OHAL’le, KHK’lerle, çürümüş iktidar sürdürülmeye çalışılırken 10 Ekim davasının günü geldi.

7 Kasım sadece sanık sıfatıyla davada yer alan 36 kişinin yargılanacağı değil katillerin düzeninin de yargılanacağı tarihi bir gün. 7 Kasım’da bizim davamız, 100 yoldaşımızı katledenlerle, yaralılarımızın üzerine gaz bombaları ile saldıranlarla, Antep’i, Hatay’ı cihatçı yuvasına çevirenlerle, IŞİD’e “öfkeli çocuklar” diyenlerle… 10 Ekim’den bir gün önce “Oluk oluk kan akıtacağız” diyenlerle, kanımızdan oy devşirip katliam sonrası “oyumuz yükseldi” diyerek sırıtanlarla, katillerin yolunu açan polis şefleriyle, hazırladığı iddianamede iktidarın savaş politikalarını, katliama yol veren kamu görevlilerini görmeyen savcılarla, statlarda katliamı sevinç çığlıklarıyla karşılayanlarla, yaralılarımıza hastane faturası çıkaranlarla… IŞİD’le mücadele bahanesiyle Irak ve Suriye’de işgale kalkışan ama Ankara’nın göbeğinde IŞİD’e dokunmayanlarla, kendini aklamak için katliamı organize edenleri infaz edenlerle, 2014’te IŞİD Musul’u ele geçirirken ağzını açmayıp Musul IŞİD’den temizlenirken yaygara koparanlarla, cihatçı çetelerin mezhepçi katliamlarına ses çıkarmayıp katledilenleri mezhepçi ilan edenlerle, tek bir kamu görevlisini yargılamayıp katliamı protesto edenlere onlarca dava açanlarla…

Bu dava bizim davamız. Eşitliğin, özgürlüğün, barışın davası. IŞİD ile kol kola yüzlerce canımızı alan iktidarla davamız işte bu yüzden Saray’ın dizayn ettiği mahkeme salonlarına sığmayacak. İşte bu yüzden seni çağırıyor, bizi çağırıyor 10 Ekim’de katledilen Sarıgül’ün eşi, yol arkadaşı Celalettin Tüylü.

Tüylü diyor ki:

“10 Ekim 2015 günü sonsuz nefretle lanetlenmiş iki kara gölge çantalarına doldukları ölümü Ankara’ya neşe içinde gelen insanların üzerine saçtılar. Yere serilmiş canlar, yaşama son birkaç nefesle tutanlar ve onlara yardım için çırpınan canları kara katillerin şarapnellerinden sonra polisin zehirli gazıyla boğuldular. Dört koldan tanık olduk buna.”

“Bizi korkutmak isteyenleri korkutacak, yıldırmak isteyenleri yıldıracağız”

Canlarımızın üstüne örtülen bayrakları, en güçlü silahımızla, emeğin onuruyla ve halkların kardeşliğiyle yaşama kavgasının üstüne asacağız. Bu karanlık pusuyu bu geç kalmış Orta Çağ’ı bildiklerimizin ve öğreneceklerimizin gücüyle alt edeceğiz. Bizi korkutmak isteyenleri korkutacak, bizi yıldırmak isteyenleri yıldıracağız. En iyilerimizi verdik bu uğurda. O halde onlardan da iyi olacağız, grev çadırlarına götüreceğiz onların sözlerini. Ödenmemiş angaryalara, çalınmış yaratıcılığımıza 10-12-14 saat bodrum katlarına tıkılmış gürültülü makinaların başlarına asker edilmiş çocuklarımıza, yoksul çapalara, topraksızlığa ve tohumsuzluğa, bilime, sanata, gençliğin bütün pınarlarına, bir yarına sahip olduğunu düşünemeden bugünlere kıstırılanlara taşıyacağız o sözleri. Bir ölmek değil, bin doğmak olacak o acı bize. Ve halklarımıza musallat olmuş bu sürüleri ve onlara yol, iz verenlerin suçlarını yüzlerine okuyarak topraktan sökmek, yitirdiğimiz canlara ve yeni doğacaklara borcumuzdur artık. Ankara Garı önünde yitirdiklerimiz anılarını değil bu görevi bıraktı omuzlarımıza. Onun için 7 Kasım’da ilk duruşmada Ankara’da olmak zorundayız.

Bir ses de 10 Ekim’de can veren Uygar’ın meslektaşlarından, avukatlardan yükseliyor. “Ne pahasına olursa olsun gerçekleri açığa çıkaracak ve adalete ulaşacağız” diyen avukatlar da çağırıyor davaya. 10 Ekim’i unutturmamak ve adalet için.